-TUZ VE SAĞLIK-

TÜRKİYE’DE ÜRETİLEN KAYA TUZU MU, YOKSA HİMALAYA KAYA TUZU MU DAHA SAĞLIKLIDIR?

DR. EŞREF ATABEY
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi jeoloji Uzmanı

Son yıllarda, Pakistan’dan Himalaya tuzu adı altında ithal edilen kaya tuzunun sağlığa daha çok yararlı olduğu, Türkiye’de üretilen kaya tuzu yerine Himalaya kaya tuzunun tüketilmesi gerektiği, hatta Himalaya kaya tuzunun içinde 84 element bulunduğuna dair bilgiler, yazılı ve görsel basında yer almakta ve bazı bilim insanları tarafından söz edilmektedir. Ama hiçbir literatürde bu 84 elementin ne olduğu hakkında bir analiz sonucuna rastlanılmamaktadır. Bunların, bilimsel yönden eksiklikleri ve hataları olan, ticari kar amacına yönelik söylemler olduğunu düşünmekteyim. Tuzu kaliteli, önemli kılan NaCl oranının fazla olması, safa yakın olmasıdır. Türkiye’de üretilen kaya tuzu safa yakın olup, içerisinde yabancı madde çok azdır. Himalaya kaya tuzu pembe rengiyle göze hoş görüntüsü dışında sağlık yönünden ülkemizdeki kaya tuzuna göre kalitesizdir. Çünkü saf değildir.
Türkiye’de üretilen kaya tuzu mu yoksa Himalaya kaya tuzu mu daha sağlıklıdır; konusuna geçmeden önce, tuzun tanımı, kaynakları, kullanımı, çeşitleri ve sağlığa etkilerinden kısaca bahsetmek gerekiyor.

TUZ

Tuz; sodyum ve klor elementlerinden (NaCl) oluşur. Bir gram saf tuzun suda çözünmesi ile 0,6 gram klor iyonu ve 0,4 gram sodyum iyonu ortaya çıkar.

Sodyum klorür (NaCl)
Sofra tuzu olarak bilinen NaCl, iyonik bağlı bir bileşiktir. Na ve Cl iyonlarının elektrostatik çekim kuvvetiyle birbirini çekmesinden oluşur. Doğada kaya tuzu olarak bulunduğu gibi deniz suyunda da %3 oranında çözünmüş olarak bulunur. NaCl’nin suda çözünme denklemi NaCl→Na++Cl- şeklindedir. Buradaki suda çözünme olayı su dipollerinin iyonik kristal yüzeyindeki iyonları sarması ve onları dihidratlaştırması ile gerçekleşmektedir [1, 2, 3, 4]. Sodyum klorür, 780 0C’da erir; 1913 0C‘da kaynar. Renksiz saydam küp şeklindeki kristallerden oluşur. Buharı büyük ölçüde Na+Cl- iyon çiftlerinden ve kısmen de Na+ ve Cl- iyonlarından oluşur. Sudaki çözünürlüğü sıcaklıkla çok az değişir. 100 cm3 suda 0 0C’da 35,7 gram çözünürken 100 0C’da 39,1 gram çözünür. İçinde ağırlıkça yüzde 26,3 NaCl içeren bir çözelti -23 0C’da donar. Yemek tuzu elektroliz edilerek NaOH imalinde kullanılabilir [1, 2, 3, 4]. Kullanılan yemek tuzları, yapılarında bulunan MgCl2’nin varlığından dolayı bir miktar nem çeker.

Tuzun kaynakları
Tuzun kaynaklarını; deniz ve göller ile kaya tuzu ve kaynak tuzları oluşturur. Sodyum klorür deniz suyunda sodyum, kalsiyum, magnezyum ve diğer hafif metal tuzlarıyla birlikte çözünmüş halde bulunur. Deniz suyu kapalı bir lagünde buharlaştığında halit ve başka mineraller, tabana kristal olarak çökelirler. Böylece büyük kaya tuzu yatakları oluşur. Tuzlar dört şekilde bulunur. 1- Kaya tuzu, 2- Deniz tuzu, 3- Göl tuzu, 4-Kaynak tuzları.
1-Kaya tuzları milyonlarca yıl önce mevcut tuzlu göl ortamları kayalarının jeolojik süreçleriyle (tektonizma-basınç-sıcaklık altında) oluşur.
2-Deniz, göl ve kaynak tuzları ise güncel olarak denizlerden (İzmir-Çamaltı gibi), göllerden (Tuz Gölü gibi) ya da kaynaklardan (Van, Erzincan-Kemah, Sivas-Zara, İmranlı-Kangal’da bulunan kaynak tuzlaları gibi) [1, 2, 3, 4].

Tuzun kullanımı
İnsan ve hayvan besinlerinde, besin korunmasında; sodyum hidroksit, soda külü, sudkostik, hidroklorik asit, klor, metalik sodyum hazırlanmasında; seramik sırlarında, metalürjide, mineral sularında, sabun üretiminde, ev suyu yumuşatıcılarında, yol buzunu eritmede, fotoğrafçılıkta, ot öldürücüde, yangın söndürmede, nükleer reaktörlerde, gargarada, tıpta ve optik parçaların yapıldığı bilimsel araçlarda kullanılır. Kristallerinden ise spektroskopi, morötesi ve kızılötesi iletişimde yararlanılır [1, 2, 3, 4]. ABD’de tuzun yüzde 40’ından fazlası kimya sanayinde (başlıca klor ve sudkostik üretiminde) ve diğer yüzde 40’lık kısmı da kışın yollarda buzun eritilmesinde kullanılır. Geriye kalanı ise kauçuk ve diğer maddelerin üretilmesi, tarım ve masa tuzu şeklinde besin üretilmesini içeren birkaç sektörde tüketilir [1, 2, 3, 4].

Sofralık tuz çeşitleri
Yerel etmenlere bağlı tanımlamalara göre tuz çeşitleri aşağıda verilmiştir.
Bambu tuzu: Kore marketlerinde satılan ve bambu silindirlerde deniz tuzunun kızartılmasıyla elde edilir [1, 2, 3, 4].
Kızılımsı kahve, siyah renkli tuz: Hint marketlerinde kesme küp şeklinde satılan çok keskin tadı olan bir tuz türüdür.
Tereyağı tuzu: Tereyağını tuzlamada kullanılan çok ince taneli tuz.
Kaba taneli tuz ve ince taneli tuz ile pişirme tuzu diğer yemeklik tuz türlerindendir.
Kür tuzu: Etleri ve balıkları iyileştirmede kullanılan bir tuz türü.
Fransız deniz tuzu, gri tuz, Hawaii tuzu, koşer tuzu, margarita tuzu, iyotsuz tuz, teneke tuzu, mısır tuzu, kraker tuzu, kaya tuzu ve tuz yerine kullanılan baharatlar diğer ürünlerdir.

Kaya tuzu

Yer altında az veya fazla derinlerden milyonlarca yıl önce mevcut tuzlu göl ortamları kayalarının jeolojik süreçleriyle (tektonizma-basınç-sıcaklık altında) oluşan, katı halde elde edilen tuzlar, kaya tuzu olarak tanımlanır. Kaya tuzları deniz tuzlarının aksine bileşimlerine giren maddelerin oranları bakımından büyük değişiklikler gösterirler. Özellikle saflık oranları her maden için ayrı olabileceği gibi aynı madenden alınan çeşitli numuneler de çok büyük farklılık gösterebilir. Kaya tuzlarındaki yabancı maddeler ve kil, tuza değişik renkler vermektedir. Genellikle gri, siyaha yakın kil renginde olan kaya tuzları, nadiren beyaz, şeffaf beyaz ve pembe olarak bulunur (Himalaya kaya tuzu gibi). Tuz kristallerindeki boşluklar da bazen tuza mavi renk verebilir. Ülkemizde Gülşehir ilçesi Tuzköy Beldesinde işletilen kaya tuzu dışında Çankırı merkez, Tuzluca ilçesi (Kars), Kağızman ilçesi (Iğdır), Tepesidelik köyü (Kırşehir), Sekili (Yozgat), Oltu ilçesi Çiçekli kaya tuzu ocakları örnek olarak verilebilir [1, 2, 3, 4].

TUZUN SAĞLIĞA ETKİLERİ

Yetişkin bir insanın vücudunda 100 gram sodyum ve 77 gram klor bulunmaktadır. Bu elementler; kan, lenf hücreleri, dokular, kemik, kıkırdak ve kaslarda bulunur. Klor ayrıca mide asidi için gerekli bir elementtir. Sodyum iyonu vücudun osmotik yapısında çok önemli rol oynar. Hücrelere besleyici maddenin (vitamin, mineral, enzim, aminoasit ve glukoz gibi) girişi ve hücrelerdeki artık maddelerin dışarı çıkarılmasında, ayrıca sinir ve kaslarda uyarıları iletmede önemli rolü vardır. Vücudunuzun sodyum dengesini sağlamakla yükümlü organı böbreklerimizdir. Sağlıklı böbrekler fazladan alınan sodyumun büyük bir kısmını kolayca atmaktadır.
Tuzun fazlası terleme ile de atılmaktadır. Eğer böbrekler bir süre yeterince çalışmazsa fazla tuzu atmakta zorlanır. Vücuda sodyum birikmekte, yüzde, bacaklar ve ayaklarda şişmeler meydana gelebilmektedir. Vücutta aşırı sodyum birikmesi sonucu oluşan bu belirtilere tıp dilinde ‘ödem’ denilmektedir. Tuzun fazlası sadece ödem yapmamaktadır [5]. Kronik böbrek rahatsızlığı olanlarda sodyum alımı kişilerde yüksek tansiyona neden olmaktadır. Eğer kişi daha önce böbrek iltihaplanması geçirmiş ve bu iltihaplanma kronikleşmişse, bu durumda böbrekler, sodyumlu birleşikleri süzememektedir. Böylece kanda sıvı oranı artmakta ve bu da yüksek tansiyona neden olmaktadır. Böbreklerde sodyum (Na+) ve karbonik asit (HCO3-) birleşerek sodyum hidrojen karbonat (NaHCO3) oluşmakta ve bu dışarı atılamamaktadır [6]. Tuzun yiyeceklerin kokmasını önleyici bir özelliği vardır.

Su ve tuz
Tuz, su içinde eriyerek tuzca zengin su elde edilir. Tuzun bu dönüşümü, vücuda giren tuzun hücrelere nüfuz etmek için metabolize olmaya gereksinimi yoktur. Tuz, her zaman tuz olarak kalır. Tuzun dönüşüm yeteneği vücut açısından önem taşır. Bu hücresel metabolizmanın temelini oluşturur. Bedensel sıvılar bir hücreden diğerine geçer. Metabolizma prensibi osmozdur. Bu osmoz tuz derişimi sayesinde hücrelerin içine girer. Sıvı, her zaman tuz oranı düşük hücreden, tuz oranı yüksek hücreye hareket eder; su olmadan hücre duvarını geçemez; su içerek, hücrelerdeki tuz oranını dengelemek gerekir [7].

Tuzun yararları
Tuz açlığı duyan insanlar ve hayvanların (özellikle otobur hayvanlar) olması, vücudun belli bir ölçüde sodyuma ihtiyaç duyduğunu ve düşük sodyumlu diyetin zararlı etkileri olabileceğini gösterir [8]. Eğer sodyum içeren gıdalar tüketilmezse sodyum eksikliği yaşanır.
Su ve tuzun dengeli tüketiminin birçok yararı olduğu belirtilir [9, 10].
1- Su, tuz ve potasyumla birlikte vücudun su içeriğini düzenler; suyun bir kısmını hücre dışına iter; hücre dışındaki su miktarını dengeler.
2- Tuz etkili bir doğal antihistaminiktir.
3- Astım tedavisinde kullanılabilir.
4- Vücutta stresi azaltır.
5- Beyin hücrelerinde asitlerin çıkarılması için tuz gereklidir; yeterli tuz alınmazsa asitlik artar.
6- Duygusal ve ruhsal sorunların tedavisi için tuz gereklidir. Lityum depresyon tedavisinde tuzun yerine kullanılan bir maddedir.
7- Tuz, beyinde serotonin ve melatonin düzeylerinin korunmasında yardımcı olur. Suyla, tuz doğal antioksidan görevlerini yapar.
8- Tuz kas sıkılığının ve gücünün korunması için gereklidir.
9- Tuz, düzensiz kalp ritmini düzenleyebilir. Tuz almadan su içilirse, bütün kan damarlarını dolduracak kadar dolaşımda kalamaz; bu bazı kişilerde bilinç kaybına bazılarında da atardamarlarda kan basıncını yükseltecek ölçüde daralmaya yol açar. Bir-iki bardak suyla birlikte dil üzerine konulan biraz tuz kısa sürede çarpıntıyı giderir. Buradaki püf noktası su ve tuzun dengeli tüketimidir.
10- Tuz uykuyu düzenler; dolu bir bardak su içtikten sonra dil üzerine birkaç granül tuz konursa (kaya tuzu olması tercih edilmeli) derin uykuya dalınabilir; su içilmediği sürece dile tuz konulmamalıdır; eğer üst üste susuz tuz alınırsa burun kanaması olabilir.
11- Besinlerin bağırsaklarda emilimi için tuz gereklidir.
12- Dil üzerine konulan tuz kuru öksürüğü giderebilir.
13- Tuz, boğazda balgam toplanmasıyla sinüs tıkanıklığını giderir.
14- Kaslarda krampların giderilmesinde yardımcı olur.
15- Renksiz idrar çıkarmak için içilen su miktarı arttırıldığında idrarla birlikte vücuttan tuz da atılır; vücutta ödem sıvısı böyle oluşur; bu daha fazla su içilerek giderilebilir.

Tuzun zararları
Günlük tuz gereksinimi 5-6 gramdır (bir tutam). Yani,silme veya sadece çok dolu olmayan bir tatlı kaşığı tuz günlük olarak yeterlidir. Evrimsel olarak insanın atalarının günde <1 gramdan az tuz içeren diyet uyguladıkları bilinir [11]. Dünya Sağlık Örgütü, günlük tuz tüketimini 5 gram olarak önermektedir; fazla tüketimi tuzun zararlarının ortaya çıkmasına neden olabilir.
Fazla tuz tüketimi, idrarda kalsiyum atılımını da artırarak kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur; kemiklerden kalsiyum kaybının artışı ise kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır. Tuz, kan basıncını artırır; bu nedenle tansiyonu yüksek olanların yemeklerine tuz koymamaları önerilir. Böbrek bozukluklarında, bazı kalp hastalıklarında, vücudun belirli yerlerinde su toplanmalarında (ödem), doğal besinlerin bileşimindeki tuzla yetinilmeli, yemeklere tuz eklenmemelidir. Tuzun fazlası sadece ödem yapmaz; damarlarınızda dolaşan sıvı miktarının artmasına, kan basıncınızın yükselmesine (hipertansiyon), kalp ve böbrek hastalıkları ile felç riskinizin artmasına neden olur. Günlük beslenmelerindeki tuz tüketimini önemli miktarda düşüren insanların, gelecek 10-15 yılda kalp-damar hastalıklarına yakalanma olasılığı yüzde 25 oranında azalıyor; bu kişilerin, kalp-damar hastalıklarından ölme riski de yüzde 20 düşüyor. Sofra tuzu tüketiminde rafine edilmiş tuzdan ziyade, kaya tuzu, deniz, göl ve kaynaklardan elde edilen doğal tuz tercih edilmelidir [12].

Tuz ve hipertansiyon
Az tuz tüketen insanların kalp krizi ve felçten ölme riskinin bol tuz tüketenlere oranla daha fazla olduğu [13], yeterli miktarda potasyum, kalsiyum ve magnezyumla birlikte alınan tuzun kan basıncını yükseltmediğini, tam tersine düşürebildiğini belirtir [14]. Unutulmaması gereken şey; hücre içinde enerji düzenlemesini sağlayan beş öge bulunur. Bunlar, su, tuz, potasyum, kalsiyum ve magnezyumdur. Su, sodyum ve potasyum pompa proteinlerini harekete geçirerek vücudun hidroelektriğini üretir. Bu hidroelektrik acil gereksinimler için kullanılır. Fazlası enerji olarak depolanır. Kalsiyum kemiklerde ve endoplazmik retikulum içinde başka bir kalsiyuma bağlanır; bağlanan her kalsiyum atomu gerektiğinde kullanılabilecek bir birim enerji tutar; magnezyum, birçok enerji birimini magnezyum ATP (Adenozin Trifosfat) formunda tutabilir [9].

Rafine edilmiş tuz
Tuz üreticisi firmalar, rafine edilmiş tuza 1 kg’ına 20 mg sodyum ferrosiyanür (E 535), potasyum ferrosiyanür (E 536) ve kalsiyum ferrosiyanür (E 538) ekleyebilir [15, 16]. Sözü edilen bu üç ferrosiyanür tuzu topaklanmayı önleyici olarak gıda katkı maddesi olarak kullanımı onaylanmış maddelerdir. (E) kodları güvenlik testleri ve bilgilerine sahip olduğunu gösterir. Sözü edilen sodyum, potasyum ve kalsiyumun ferrosiyanür tuzları, demir ile çok sıkı bağlanma nedeniyle serbest siyanüre dönüşmüyor; bu nedenle akut toksisitesi bakımından toksisitesi ‘düşük’ kategoridedir [17, 18].

İyotlu tuz kullanımı
İyot yetersizliği ve guatrın önlenmesinde en iyi yöntem olarak tuzun iyotlanması benimsenmiştir. Günlük iyot kullanımı erişkinlerde en az 50 mikrogram, ortalama 100-300 mikrogram, en fazla 1000 mikrogram’dır. Günde 5-10 gram tüketilen iyotlu tuz ile ortalama 150 mikrogram iyot alınabilir. Bu miktarlarda kullanılan iyotlu tuz sağlığa zararlı olmayıp, ancak yan etkilerinin de bulunduğu belirtilmektedir [19]. İyotlu tuz kullanımında insanların daha fazla tuz tüketmeleri değil normalde günlük kullanılan tuzun iyotlu olması gerekir. Tuzun iyot içeriğini kaybetmemesi için; serin, kuru ve güneş almayan ortamlarda, ışık geçirmeyen ağzı kapalı kaplarda saklanmalıdır. Tuzun su tutma özelliği nedeniyle, su tutmuş tuzların kullanılması kısıtlanmalıdır [19, 20].
1-Sofra tuzuna potasyum iyodür (KI) katılması: Endemik bölgelerde toprak, bitki ve sulardaki iyot miktarına göre sofra tuzuna potasyum iyodür karıştırılmalıdır. Amerika Birleşik Devletlerinde guatrın yaygın olduğu bölgelerde 1 ton sofra tuzuna 100 gram potasyum iyodür (KI) katılmaktadır [6].
2-Sofra tuzu beyaz, NaCl oranı yüksek, yabancı madde içermeyen kaliteli olmalıdır.
3-İyotlu tuzlar parafinlenmiş şişelerde saklanmalı ya da polietilen torbalarda muhafaza edilmelidir. İyotlu sofra tuzu hava geçirmez, sızdırmaz ve sımsıkı kapalı polietilen torbalarda ve kaplarda saklanırsa iyot 11 ayda ancak %25 kayba uğramaktadır [6].
4-Ayrıca iyotlu tuz yemek pişirme sırasında yemeğe katıldığında iyot kaybı meydana geldiğinden yemek piştikten sonra katılmalıdır.

TÜRKİYE’DE ÜRETİLEN KAYA TUZU MU, YOKSA HİMALAYA KAYA TUZU MU DAHA SAĞLIKLIDIR?

Himalaya kaya tuzu hakkında ‘’doğadaki en saf tuz olarak bilinir; 200 milyon yılda oluşmuştur, dolayısyla daha sağlıklıdır; içerisinde 84 tane mineral olduğu kanıtlanmıştır, damarlarda sertleşme yapmaz, kalp, damar, tansiyon ve böbrek hastaları rahatlıkla kullanabilirler; sağlıklı ya da hasta olan herkes bu tuzu kullanmalı, diğer tuzu hayatından çıkarmalıdır; inhalasyon olarak; astım; bronşit, sinüzit, nezle ve grip gibi rahatsızlıklarda kullanır’’ ve başka birçok derde deva geleceği konusunda birçok yayında ifadeler yer almaktadır.
Bunlar, bilimsel temeli eksik ve hatalı olan, ticari kar amacına yönelik söylemler olduğu düşüncesindeyim.
-‘’Doğada en saf tuz olarak bilinir’’ söylemi; İçerisinde 84 element bulunduğu iddia edilen bir madde saf olamaz. Şimdiye kadar keşfedilmiş 118 element bulunmaktadır. Bunlardan 26’sı yapay, 92’si doğada bulunur. Doğada bulunan 92 elementin 84 adedinin saf ve kristal dedikleri Himalaya kaya tuzunda eser halde bile olsa bulunması olanaklı mıdır, soru işareti. Eser halde bulunsa bile bunların insan sağlığına olumlu etkileri miktar olarak olanaklı mıdır? Hiçbir yayında Himalaya kaya tuzu içindeki element bileşimi verilmemektedir. Hangi elementlerin bulunduğu belirtilmelidir. Saf; arı, şeffaf, renksiz anlamına gelir. 84 element var ise, bunlardan demir minerallerinden limonitte olmalı, limonit kırmızı renk verir. Himalaya kaya tuzu kırmızı, pembe renklidir. Bir nesne birçok madde içeriyorsa o saf olamaz. Himalaya kaya tuzu ise saf değildir. İçerisinde hematit, limonit bulunur. Zehirli elementlerden kadmiyum, kurşun, cıva ve arsenik olup olmadığı bilinmemektedir. Bunların varlığından şüphe duyulmaktadır. Çünkü Himalaya kaya tuzunun analiz sonuçlarını ve bileşimini bilmiyoruz.
Buna karşın Türkiye’de Çankırı kaya tuzunda 7 element ve 4 element bileşiği saptanmıştır. Ve kristal halde beyaz olup, yüzde 95 NaCl içerir. Diğer elementler eser halde bulunur. Saf ya da safa yakındır. Kırşehir Tepesidelik kaya tuzu da safa yakın ve beyazdır.
Çankırı kaya tuzu kimyasal analiz sonucu:
Sodyum yüzde 37, potasyum yüzde 12, klor yüzde 58, bor 2 ppm, kalsiyum 4,7 ppm, magnezyum 68 ppm, sülfat yüzde 35 ve asitte çözülmeyen madde yüzde 7,5 olarak bulunmuştur [3].
Çankırı Balıbağı köyü kaya tuzu işletmesinde yapılan ölçüm değerleri ve alınan örneklerin analiz sonuçları [3]:
pH (25 0C’da): 8-8,5, elektrik iletkenliği (25 0C’da) 1900 mho/cm, buharlaşma kalıntısı (180 0C’da) 3700 mg/l, sodyum 2580 mg/l, klor 960 mg/l, potasyum 70 mg/l, kalsiyum 550 mg/l, magnezyum 4510 mg/l, bor toplam 7,6 mg/l, lityum 2,2 mg/l, flor 0,4 mg/l, sülfat 23600 mg/l, bikarbonat 334 mg/l, karbonat 102 mg/l ve kükürt dioksit 0,8 mg/l saptanmıştır.

2-Himalaya kaya tuzu 200 milyon yılda oluşmuştur: ibaresinde, tuzun 200 milyon yılda oluşması, onun daha sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Nevşehir Tuzköy’deki kaya tuzu yaklaşık 33 milyon yıl, Kırşehir Tepesidelik kaya tuzu yatakları da yaklaşık 23 milyon yıl yaşlıdır. Sodyum klorür, 780 0C’da erir; 1913 0C‘da kaynar. Renksiz saydam küp şeklindeki kristallerden oluşur. Yer altında, yüksek basınç ve sıcaklık altında kalan tuz erir ve yeniden kristallenir. Bu Himalaya kaya tuzunda da, Türkiye’deki kaya tuzunda da benzer jeolojik olaylar gelişmiştir.
3- Sağlıklı ya da hasta olan herkes Himalaya tuzunu kullanmalı, diğer tuzu hayatından çıkarmalıdır’’ şeklindeki ifade tamamen algıya yöneliktir. Tuzun kimyasal bileşimi sodyum ve klor iyonlarından ibaret olduğuna göre, Himalaya kaya tuzu da NaCl, Türkiye’deki kaya tuzu da NaCl’den ibarettir. Kaldı ki Himalaya kaya tuzu içinde yabancı madde miktarı (element) daha fazla olduğu belirtilmektedir. Himalaya kaya tuzunu kullanın diğer tuzları kullanmayın demek, bilimsellikten uzak, tamamen ticari kar amacına yönelik söylemler olarak düşünülmektedir.

SONUÇ
Himalaya kaya tuzu daha sağlıklıdır, şeklindeki algı; piyasada Himalaya kaya tuzunun Türkiye’de üretilen sofralık kaya tuzuna göre 2-3 kat pahalı satılmasına yol açmaktadır. Kişiler de ‘’Himalaya kaya tuzu daha sağlıklıdır’’ bilgilerine güvenerek o tuzu tercih etmektedirler. Tuzu kaliteli, önemli kılan NaCl oranının yüzde 90’ın üzerinde ve beyaz olmasıdır. İçerisinde birçok madde var ise, o tuz kaliteli olmaktan çıkar. Oysa, Türkiye’de üretilen sofralık kaya tuzu safa yakındır. Himalaya kaya tuzu pembe rengiyle göze hoş görüntüsü dışında sağlık yönünden ülkemizdeki kaya tuzuna göre kalitesizdir.

Kaynaklar
[1] Atabey, E. 2015. Elementler ve sağlığa etkileri. Hacettepe Üniversitesi Mezotelyoma
ve Medikal Jeoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi yayın No: 1. Ankara.
[2]Atabey, E. 2013. Nevşehir ili tıbbi jeolojik unsurları ve halk sağlığı. Nevşehir Belediyesi
yayını.
[3]Atabey, E. 2015. Çankırı ili tıbbi jeolojik unsurları ve halk sağlığı
(www.esrefatabey.com.tr).
[4]Atabey, E. 2015.Kırşehir ili tıbbi jeolojik unsurları ve halk sağlığı
(www.esrefatabey.com.tr).
[5] http://www.forumgercek.com
[6] Halilova, H. 2008. Doğadan gelen sağlık. 128s. Palme Yayıncılık..Ankara.
[7] Hendel, B. ve Ferreira, P. 2013. Su ve Tuz. (Türkçesi: Dilek Kökter). Kuraldışı
Yayıncılık. İstanbul.
[8] Ritz, E. 2006. Salt: Friend or foe? Nephrol Dial Transplant. 21: 2052-2056.
[9] Batmanghelidj, F. 2015. Hasta değil susuzsunuz. Klan Yayınları. İstanbul
[10] Batmanghelidj, F. 2003. Water cures: Drugs kill, Global Health Solutions.
[11] Eaton, S. B., Konner, M. 1985. Paleolithic nutrition. A consideration of its nature and
current implications. N Engl. J. Med., 312: 283-289.
[12] Atabey, E. 2018. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı Şubat
2018. ISBN: 978-605-9331-87-6. İstanbul.
[13] [19] Alderman, M. H,. Madhavan, S., Cohen, H., Sealey, J. E ve Laragh, J. H. 1995.
Low urinary sodium is associated with greater risk of myocardial infarction among treated hypertensive men. Hypertension. 25:1144–52.
[14] [20] McCarron, D. A. 1998. Diet and blood pressure—the paradigm shift. Science.
281:933–4.
[15] [21] Resmi Gazete, tarih: 31.12.2008, sayı: 27097; Kozmetik Ürünlerinin
İthalatında Bildirim Esaslarını Düzenleyen Dış Ticarette Standardizasyon Tebliği
Tebliğ No: (2009/12)
[16] [22] Resmi Gazete, tarih: 29.12.2011, Sayı: 28157; Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği.
[17] [23] Gosselin, R.E., Hodge, H.C., Smith, R.P., ve Gleason, M.N. Clinical Toxicology
Commercial Products. 4th. Ed. Baltimora. Willims and Wilkins, 11-97.
[18] [24] http://www.inchem.org/documents/jecfa/jecmono/v05je01.htm
[19] Pekcan, G. 2008. Türkiye’de iyot sorunu. Uluslararası Katılımlı Tıbbi Jeoloji Kitabı
(Ed. Eşref Atabey). 96-97. ISBN: 978-975-7946-33-5.
[20] Atabey, E. 2014. İyot Elementinin Doğada Bulunuşu ve İnsan Sağlığı İçin Önemi.
MTA Yerbilimleri ve Kültür serisi-11.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlginizi Çekebilir

Dalaman / Karacaağaç-Göcek Orman Yangınına Bir Başka Yönüyle Bakış

Bu makale ‘’Herkese Bilim Teknoloji Dergisi, 26 Temmuz 2019, Sayı: 174, Sayfa: ...