TOZ BULUTU İÇİNDEKİ ANTAKYA

TOZ BULUTU İÇİNDEKİ ANTAKYA
DR EŞREF ATABEY
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji uzmanı / Yazar
Antakya’daki gözlemlerimde yıkım ve molozlar yüzünden kentin bir toz bulutu içinde kaldığını gördüm. Çevre ve insan sağlığı yönüyle öncelikle ilk çözülmesi gerekenin ‘’Molozlar ve Toz’’ sorunu olduğu açık. Diğerleri sırasıyla ‘’Su’’, ‘’Barınma ve hijyenik ortam şartları’’, ‘’Güvenlik’’, ‘’Sosyal yaşam’’, ‘’Hak sahipliği ve kalıcı mekanlar’’, ‘’İş alanları ve işsizlik’’, ‘’Eğitim ve sağlık’’. Molozların döküm yerlerini belirleme ve toz maruziyeti acil olarak kontrol altına alınması gerekiyor.
Arsuz Çalıştayı
7-8 Temmuz tarihlerinde Arsuz’da düzenlenen ‘’Dirençli ve Yaşanabilir Arsuz Çalıştayı’’nda çok değerli konuşmacılar ve katılımcılar Arsuz’un kültür, sanat, turizm, kırsal kalkınma ve depremden sonra yeniden planlama konularında görüşleriyle önemli katkılar sundular. Ben de Arsuz Kent Konseyi başkanı İskender Sayek’in daveti üzerine ‘’Arsuz’un depremselliği, zemin durumu ve yerleşimi’’ konulu konuşmam ile katıldım. Depremden sonra zihnimde hep Antakya’nın son halini görmek vardı. Antakya’daki Teofarm aile Çiftliğinde ‘’Tarımda İnovasyon’’u başarılı bir şekilde uygulayan ve çalıştayda konuşmacı Elif Ovalı’nın sağladığı olanak ile Antakya merkezini çok kısıtlı zaman aralığında görme imkanım oldu.

Şekil 1
Eski Antakya artık yok
En son 2010 yılında gördüğüm, zihnimdeki Antakya’yı ne yazık ki göremedim; artık yoktu. Şehir merkezi tamamen ortadan kaybolmuş ve bir toz bulutu içinde. Ana ve ara yollarda az sayıda trafik, bina aralarında molozları kaldırmaya çalışan ekskavatörlerin sesleri, moloz taşıyan gidip gelen kamyonlar. Depremde ağır hasar gören ancak ayakta duran her an yıkılabilir tehlikesi olan binalar çevresinde hiçbir emniyet tedbiri alınmadığını gördüm. Ağır hasarlı binaların aralarında depremde yıkılan binaların kaldırılan molozlarının yerinde geniş alanlar oluşmuş.
Yüzyıllarca zamana meydan okuyan ve ayakta duran, Antakya’nın ana arterleri, Cumhuriyet caddesi üzerindeki binaların çoğu, Meclis Binası, Müze, Habibi Neccar Cami ve daha niceleri 6 Şubat 2023’deki depreme yenik düşmüşler. 2010 yılında gördüğüm Antakya’yı gözümün önünde canlandırarak hatırlamaya çalıştım ama nafile. Hiçbir iz kalmamış. Çalışmalarım süresince kaldığım oteli yerinde göremedim.
Ayakta duran ancak ağır hasarlı binaların kolon kiriş bağlantılarındaki kırılma ve kopmalardan, çok daha fazlası, binalarda ortak olan kolon ve kiriş aralarındaki bağlantısız bölme duvarların ve camların neredeyse hepsinin patlamış ve dağılmış olduğu görülüyor.

Şekil 2

Şekil 3
Zeminin rolü
Jeolojik yönden kaya zemin üzerine inşa edilen binaların depremde yıkılmayacağı ya da az hasarla atlatacağı tezinin geçerli olduğuna gözlemlerimde bilakis şahit oldum.
Amanos Dağlarının temel kaya birimi olan piroksenit, dunit, serpantin gibi ofiyolit kayalar ile kireçtaşı, kumtaşı, çakıltaşı kayaları üzerinde kurulu yapıların depremde hasar görmedikleri açıkça görülüyor.
Bu durumu İskenderun istikametinden Belen ilçe merkezi girişte görmek mümkün. Ofiyolitik ve kireçtaşı kayaları üzerinde yamaçlarda kurulu Belen merkezindeki binalarda hiçbir hasar oluşmamış. Duvarlarında çatlak bile görülmüyor. İskenderun istikameti girişteki kiltaşı, çamurtaşı, silttaşından oluşan eğimli yumuşak zemin üzerinde kurulu neredeyse tüm binaların hasarlı olduğu görülüyor.
Aynı durum Antakya merkezi Habibi Neccar Dağı eteklerinde kurulu evler için de geçerli. Dağın yamaçlarında kendi olanaklarıyla, bir plan ve projeye dayanmadan yapılan tek ve iki katlı binaların yıkılmadığını ve herhangi bir hasar oluşmadığını görebiliyoruz. Ancak hemen aşağısında yamacın bitimiyle başlayan ova kısmında Asi Nehri kenarında son teknoloji ile yapılan binaların yıkılmış ya da ağır hasar görmüş olduğuna tanık oluyoruz. Burada zemin davranışının depremde ne kadar önemli ve yıkımda belirleyici olduğu ortaya çıkmaktadır.

Şekil 4

Şekil 5
Antakya ilçe merkezinin jeolojik olarak alüvyondan oluştuğunu ve en zayıf zemini teşkil ettiğini, deprem dalgalarının genliğinin yüksek ve yıkıcı etkisinin en fazla olacağını, sıvılaşmayla birlikte, yapı kalitesizliğiyle yıkımın fazla olacağını jeolojik yönüyle hep açıklamış, yazmıştım. Maalesef ne acıdır ki, en zayıf zemin üzerinde kurulu Antakya merkezindeki binaların, 6 Şubat 2023 tarihli 7.7 ve 7.6 büyüklükteki depremlerde yıkılmasıyla en büyük can ve mal kaybı olmuştur.
Antakya toz bulutu içinde
Depremde yıkılan yapıların molozlarının bir kısmı Narlıca’daki Koyun Dere Vadisine dökülmektedir. Vadide aynı zamanda zeytinlikler de bulunmakta olup, zeytin ağaçları molozların altında kalmaktadır.
Molozlardan kalkan toz bulutu tüm çevreyi yerleşimleri tehdit etmektedir. Şiddetli esen rüzgarlarla tozların yakındaki Narlıca Mahallesi ve Antakya üzerine doğru taşındığı görülüyor.
Molozlar içinde her türlü insan sağlığına zararlı atık bulunmakta. Asbest bunların en başında gelmekte. Cıva, kurşun, kadmiyum, arsenik gibi metaller, plastikler, poliklorlu ve polibromlu bifenil, pil atıkları, elektronik atıklar, radyoaktif atık, cıvalı lambaların atığı, deterjanlar, çimento, mantarların tozları vs. birçok suya ve havaya karıştığında zararlı etki yapabilecek atık. Bunların varlığı test edilmeli ve gerekli önlem alınmalıdır. Yağmur suyu ile toprağa ve yer altı suyuna zararlı atıkların sızmasıyla su kaynakları ve toprak kirliliği kaçınılmazdır.
Moloz kaldırma işinde ekskavatörleri kullanan işçiler ile diğer çalışanların hiçbirinin toz maskesi kullanmadığı, moloz kaldırma sırasında yayılan tozu bastırmak için su püskürtülmesi yapılmadığı, pülvarizasyon uygulanmadığı, molozların açık kamyon kasalarında taşındığı, kasaların üzerlerinin örtülmediği görülüyor.
Moloz döküm sahası toz kaynağı, tam bir toz yayma makinası sanki. Rüzgarlarla taşınan tozdan yakındaki çadırkent ve kontenyer kentlerde yaşayan insanlar maruziyet altındalar. Yayılan toz kilometrelerce öteye taşınmaktadır.
Molozlarda asbest riski
Dünya Sağlık Örgütü “Kanserojen Maddeler” listesinde ‘’asbesti’’ Grup IA kanserojen olarak tanımlanmıştır. Bu tozlara maruz kalan kişilerde zamanla kalp ve damar hastalıkları, astım, alerji gibi solunumla ilgili rahatsızlıkların olabileceği bilinmelidir.
Asbest; ısıya, asitlere, kırılmalara, çarpmalara karşı dayanıklı olması nedeniyle sadece dört asbest lifi türünden olan, krizotil, tremolit, amosit ve krokiodolit 1930-1980’li yıllar arasında 3000’den fazla endüstriyel alanda, binalarda, çimentoda yoğun bir şekilde kullanılmıştır.
Dünya asbest tüketiminin;
- %34’ü çatı kaplama malzemeleri,
- %23’ü sürtünme ile ilgili malzemelerin yapısı,
- %15’i çimento yapımı,
- %8’i gaz maske yapımı,
- %20’si diğer iş kollarında kullanılmıştır.
Dolayısıyla depremde yıkılan ve ağır hasarlı yıkılacak tüm binaların malzemesinde dolayısıyla da molozlarda da asbest bulunmaktadır. Molozlarda asbest bulunmamaktadır; asbest riski yoktur şeklindeki bazı söylemler, bilim dışı ve sorumluluktan kaçma anlamına gelmektedir. Molozların ve bina malzemelerinin analizi yapıldığında asbest varlığı görülecektir. Molozlarda asbest karışım halinde bulunur.
Asbest lifleri kilometrelerce öteye rüzgarlarla taşınabilir. Yoğun toza maruz kalan molozları yükleyenler, taşıyanlar, moloz alanında çalışanlar ile moloz döküm sahaları yakınında yaşayanlar büyük risk altındadırlar. Gerek molozları kaldıranlar ve taşıyanların, gerekse moloz döküm alanındaki görevlilerin toz maskesi kullanmadıklarını, kişisel koruyucu elbiseleri olmadığını gördüm. Toz maskesi kullanımı zorunlu hale getirilmelidir. Molozlarda çalışırken kişisel koruyucu elbiseler giyilmelidir.
‘’Doğal Afet’’ ilan edilen bölgeler yürürlükteki çevre ve halk sağlığıyla ilgili kanun ve yönetmeliklerden muaf tutulamaz
Tarihli Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği (18.03.2004): Yıkım İşlemleri, Madde 19: ‘’Yıkımı yapılacak yapılarda… Çalışanların sağlığını ve güvenliğini korumak amacıyla, asbest içeren malzemelerin kullanıldığı binaların yıkımı, sökümü, tamirat ve tadilat sırasında …Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik esaslarına uyulur’’
Bu uygulama da depremde yıkılan binalar ile ağır hasarlı yıkımı yapılacak olan binalar için geçerli olmayıp, molozlar asbest içermektedir.
Asbestle çalışmalarda sağlık ve güvenlik önlemleri hakkında yönetmelik (25.01.2013): Söküm, yıkım, tamir, bakım ve uzaklaştırma işleri- Madde 7: …söküm, yıkım, tamir, bakım ve uzaklaştırma işlerine başlamadan önce, asbest içerebilecek malzeme ve yerlerini belirlemek için tesis, bina, gemi ve benzeri yapı ve sistemlerde inceleme yaparak gereken tedbirler alınır. Yıkım izni için …Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliğinin ilgili hükümleri uygulanır. …asbest içerebilecek malzemelerin, söküm, yıkım, tamir, bakım ve uzaklaştırma işlerini asbest söküm uzmanı nezaretinde asbest söküm çalışanı tarafından yapılır.
Ancak bu uygulama depremde yıkılan ve ağır hasarlı yıkılacak binalar için artık uygulanamaz olup, molozlar asbestle karışıktır.
Tozla Mücadele Yönetmeliği (5.11.2013): Madde 21: Hafriyat, inşaat/tamirat/tadilat ve yıkım işlemleri sırasında oluşacak toz emisyonları ile ilgili olarak, …Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği’nde belirlenen hava kalitesi standartlarının sağlanması, oluşacak toz emisyonlarının asgariye indirilmesi gerekir.
Atık Yönetimi Yönetmeliği (2.4.2015); Madde-5 (ç) Atıkların kaynağında ayrı toplanması, geçici depolanması, taşınması ve işlenmesi sırasında su, hava, toprak, bitki, hayvan ve insanlar için risk yaratmayacak, gürültü, titreşim ve koku yoluyla rahatsızlığa neden olmayacak, doğal çevrenin olumsuz etkilenmesini önleyecek ve böylece çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek yöntem ve işlemlerin kullanılması esastır.
Tehlikeli Atıkların Toplanması ve Bertarafı: Madde 22: İnşaat/yıkıntı atıkları içerisinde bulunan asbest, boya, florasan, cıva, asit ve benzeri tehlikeli atıklar diğer atıklardan ayrı olarak toplanır ve Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği hükümlerine göre bertaraf edilir’’ ibaresine göre, depremden sonra yıkılmış ya da ağır hasarlı yıkılacak olan binaların molozlarında da bu kurala uyulması gerekiyor.
T.C. Anayasası’nın çevrenin korunmasıyla ilgili 56’ıncı maddesi; ‘’Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir’’
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 1. maddesinde; ‘’bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak’’ olduğu belirtilmiş;
- maddesinde, ‘’çevrenin korunmasına, iyileştirilmesine ve kirliliğinin önlenmesine ilişkin genel ilkelere’’ yer verilmiş,
Zeytinlikler içine dökülen molozlar ve toz kaynağı 3573 sayılı ‘’Zeytin Kanunu’’na aykırıdır.
Türk Ceza Kanunu Çevreye Karşı Suçlar; Çevrenin kasten kirletilmesi ‘’Madde 181- İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten veren kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır’’.
Çevrenin taksirle kirletilmesi ‘’Madde 182- Çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya verilmesine taksirle neden olan kişi, adlî para cezası ile cezalandırılır’’ diye hükümler yer almaktadır.

Şekil 6

Şekil 7

Şekil 8
Eski Antakya’nın yeniden inşası
Eski Antakya’yı yeniden aynı yerinde inşa etme gibi bir fikrin geçerli olmadığını ve artık eski Antakya diye bir kent kurulamayacağına tanık oldum.
Tarihteki depremlerde 7 kez yıkılmış ve yeniden inşa edilmiş Antakya, son depremden sonra daha önce defalarca tekrarlandığı gibi aynı yerinde inşa edilme şansı bu sefer artık yok. Rehabilite edilebilecek yeniden oturulabilir hale getirilecek sağlam ya da az hasarlı bina göremedim. Ayakta duranlar da ağır hasarlı, yıkılıp molozları taşınacak olanlar.
Jeolojik yönden değerlendirdiğimizde, zemin özellikleri bakımından da en zayıf zemin olması dolayısıyla Antakya’nın aynı zemin üzerinde yeniden inşası zaten mümkün değil.
Bilimsel temelli olmayan, bilimi göz ardı ederek, yürürlükteki kanun ve yönetmeliklere uyulmadan, insani olmayan sadece rant odaklı, populist bir dizi imar afları ve depreme dayanıksız kalitesiz yapı stoku sonuçta depremde çok sayıda vatandaşımızın yaşamını yitirmesine neden olmuştur. Bir kent dokusu, kültürü, yaşamı ortadan silinmiştir.
Deprem nedeniyle ‘’Doğal Afet’’ ilan edilen bölgeler için yürürlükteki çevre ve halk sağlığıyla ilgili kanun ve yönetmeliklere uyulmaz diye bir uygulama olamaz. Sonuçta burada söz konusu olan çevre ve insan sağlığıdır.
İmar aflarıyla, en zayıf zemin üzerine binaların yapımına izin verilmesi, kalitesiz yapıların inşası depremlerde en büyük can ve mal kaybına neden olan nedenlerin başında gelmektedir. Buna neden olanlar asıl sorumlulardır. Bu bilim dışı uygulamalar depremden sonra da hala başta moloz döküm sahalarının jeolojik ve jeoteknik etütlerle belirlemesi yapılmadan ve buna göre alanlar belirlenmeden gelişigüzel alanlara molozların dökümüne devam edilmektedir.
Emniyetli bir yaşam için bilimsel bilgi şarttır. Bilimi rehber almadan yapacağımız her şey bizler için potansiyel bir tehlikedir. Jeolojik yönden mikrobölgeleme çalışmaları, zemin etütleri yapılmadan kent kurulmamalıdır. Eşref Atabey-11.7.2023



