Ali Dizdar’ın Yazısı: Mahallemin Kadınları

İlk önce, saygılarımı sunarak Ülfet Teyze’den başlayacağım. Hasan, Nesrin, Suat (PAVA Suat) kardeşlerin annesi, “ARAP MOTORU” hikayemin aktörü, Ömer Arap ARSLANSEREN in eşi. Ülfet (DİKAN) ARSLANSEREN.
Kumbahçe Mahallesi (yerelin dilinde Giritli Mahallesi) yaşayanı Girit göçmeni Ömer Arap Amca, süngerciliği bırakıp balıkçılığa, balıkçılığa da son verip bakkal dükkânı açınca yine Girit göçmeni eşi Ülfet Teyze ile birlikte mahallenin de Marko Paşası haline gelmişlerdi. Arap ismi dedesi olan Kefaluka (Akyarlar) eşraflarından Arap Ağadan ötürü geliyordu. Ülfet+Ömer Arap çiftinin işlettiği bu dükkan çok enteresan bir bakkal dükkanıydı. Ömer Arap Amca her gelen müşterisini espriyle karşılayan ve espriyle uğurlayan birisiydi. Bakkal dükkanını mahalle içindeki evinin avlusuna inşa ettiği bir odada açmıştı. O nedenle mahalleli bakkala gitmek için giyinmeye ihtiyaç duymaz o an üzerinde hangi kıyafet varsa onunla gelirmiş. Arap Amca buna çok sinirlenir, gecelikle gelen bayanları, ya da pijamayla gelen erkekleri azarlar, “bırakın kıyafeti saçınızı bile taramadan dışarı çıkmayın”, benim bakkalıma bu kıyafetle gelmeyin diye azarlama ile nasihat arası bir uslüple gönderirmiş. Arap amcanın esprili konuşması günün her saatinde kesintisiz devam ederdi. Durumlar karşısında azarlamayı espri ile karıştırıp hem güldürür hem de mahcup ederdi. Bunu yapma yeteneği çok ileriydi. O nedenle kimi ne kadar çok azarlasa da karşısındakini kırmazdı.
FOTO… MK 001
Ülfet Teyze, eşi Ömer Arap Amcanın uzun sünger seferleri sürecinde evin reisliğini, Arap amca teknesini balıkçıya dönüştürdüğünde eşiyle birlikte balık seferine çıkmayı, bakkallığa geçişte de bakkal işletmeciliğini ev işlerinin yanında yan görev olarak üslenmişti. Espritüellik açısından Arap Amcadan aşağı kalır yanı da yoktu. Karşısında laubalilik yapamayacağınız, saygıda kusur edemeyeceğiniz bir duruşu olan mahallenin saygı değer kadınıydı. Kıpır kıpır, eli tez, sürekli bir şeylerle meşgul olan boş durmayı sevmeyen, gençler onu bir anne sıcaklığında sever yaşıtları da ablaları gibi görürlerdi.
Ülfet Teyze ile Arap Amca bakkal dükkanını dönüşümlü çalıştırıyorlardı. Karı koca mahallenin maddi imkânı zayıf olanlarına bakkaldan alışveriş yaparken çaktırmadan yardım ediyorlardı. Bazen aldığı malzemenin yarı parasını alarak bazen de yazdığı veresiyeleri silerek yardımcı olmaya çalışıyorlardı.
FOTO… MK 002
Ülfet Teyze mahallelinin saygın ablası ve teyzesiydi. Bakkalda satış yaptığı sıralarda diyalog kurmanın kolaylığından yararlanan mahalleli kadınların gelip akıl danıştığı dertleştiği kişisi olmuştu. Herkes bilirdi ki sırrı korunacaktı. Bazen bir komşusu gelir gelinini çekiştirip şikâyet edermiş. Ülfet Teyze gelini ile olan sorunlarına daha olumlu yaklaşmasını, anlaşmazlıklarına çözüm olacak yaklaşımları nasihat ederek ve sakinleştirerek gönderirmiş. Bazen de gelini gelir kaynanasını çekiştirip şikâyet edermiş. Bu sefer de geline kaynanası için olumlu olabilecek yaklaşımları nasihat edermiş. Anlaşmazlıklarda çaktırmadan ara buluculuk yapıyormuş. Mahalleye gelen yabancı gelinlere sırdaş ve dert ortağı olur kimine dikiş dikmeyi kimine örgü örmeyi kimine de Girit mutfağı örneklerini öğrettiği de olurmuş.
Kumbahçe Mahallesi’nde mübadele ile gelenlerin yerleştirildiği ya da kendi imkanları ile gelip yerleşen Girit kökenlilerin yoğun olarak konuşlandığı TARLA sokağı Kumbahçe Mahallesi’nin ve hatta Bodrum’un doğusundaki kent sınırında yer alırdı. İmkansızlıklar içinde yaşamaya çalışanların, eğitim imkanına ulaşmakta zorlananların yaşadığı bir mekân idi.
FOTO… MK 003
FOTO… MK 004
Girit’ten ya da adalardan göçe zorlandıkları için Bodrum’a yerleşmişler ancak kısıtlı iş sahası ve gelir kaynaklarına sahip bir kasabada maddi imkân sağlayabilecekleri iş olanakları neredeyse yok gibiydi. Çoğunluğu denizci olan aileler neredeyse fakirliğe mahkum edilmiş, devletinden, belediyesinden gerekli ilgiyi görmemesine rağmen geçirdiği göç macerası/darbesi travmasından sıtkı sıyrılmış olmanın yılgınlığıyla, isyanını içine hapsetmiş, dışa vurmaktan ziyade vurdum duymaz olmayı seçmişti. Ancak bu durum hem mahallenin imajını kötü etkiliyor hem de lokal yaşamda sıkıntı yaratıyordu. Kültüründe hoşgörü ile yoğurulmuşlardı ancak mahalleye de bir çeki düzen vermek, yardımlaşmayı sağlamak, ya da bir imkân yaratılması gerekiyordu. Bu durum yönetimlerin ya da yöneticilerin umurunda değildi. Mahallelinin kendisi halletmeliydi. Ancak bunun nasıl yapılacağı konusunda hiç kimsenin bir fikri olmadığı gibi, olsa da bir girişkenliği yoktu.
Bu fikir ve olanak birden ayaklarına geldi.
Kumbahçe Mahallesi’nin doğu sınırında küçük bir burun üzerine inşa edilmiş tarihi Aya Yorgi Kilisesi deprem sonrası kullanımdan düşmüş tadilat aşaması da yarım kalmış ve mübadele zamanında konuta dönüştürülmüştü. Bir zaman sonra da burayı kiralayanlar orayı diskoya dönüştürmüş ve Halikarnas Disco olarak da ünlenmişti. Bu yapının küçük bir burun üzerinde inşa edilmiş olmasından kaynaklı batı ve güney sınırları sığlık denizle çevriliydi.
FOTO… MK 005
Bu müştemilatın hemen yanında bulunan Tarla Sokak girişinin beş adım önü de bu sığlık denize açılıyordu. Dolayısıyla fırtınalarda kabaran dalgalar mahalleyi etkiliyor üstelik mahallelinin hava alabileceği sosyalleşebileceği bir alanı da yoktu. 12 Eylül darbesi ile belediyeyi devralan belediye yönetimi Tarla Sokak önünden başlayarak Halikarnas Disko olan binanın deniz kenarlarına, yani o küçük buruncuk etrafındaki sığ denize dolgu yaptı. Doldurularak kazanılan bu alan hem mahalleyi fırtınalardan koruyan bir bariyere hem de mahallelinin sosyalleşebileceği bir alana kavuşturdu.
FOTO… MK 006
FOTO… MK 007
Ancak yaratılan bu alan Halikarnas Disko işleticisinin iştahını kabartmış, sınırında olan bu dolgu alanını işgal etmenin sinyallerini vermekte idi. Mahallemize yeni taşınmış Süleyman KÖYMEN İsimli bir avukat ve dostu olan, eski belediye başkanı, mahallemiz sakinlerinden Derviş GÖRGÜN’ün kızı Feyhan ile evlenerek mahallenin eniştesi olan Baskın ORAN bu tehlikeyi fark ederek mahalleliyi bu tehlikeye karşı uyarmak ve örgütlemek istediler.
Mahallenin erkekleri zaten nafaka peşinde koşuşturmaktan bu gibi meşgaleyle uğraşacak hem vakit hem de performans gösterecek durumda değillerdi. Alternatif ve doğru bir seçimle mahallenin kadınlarına yöneldiler. Mahallede göze batan, sosyal girişkenliği ile dikkatlerini çeken mahalleliyi örgütleyebilecek Zehra CENGİZ ASAL’ı konu hakkında aydınlatarak ya da dikkatini çekerek örgütlenmenin gereğini, ancak bunu mahallelinin sahiplenmesi gerektiğini vurgulayarak bir dernek kurulmasını önerdiler. Bir kıvılcım bekleyen mahalleli iki çok güçlü yol gösterici de bulunca, bu işe dört elle sarıldılar. Önce Süleyman ve Baskın beylerin önderliğinde 7 kişilik bir heyetle KUMBAHÇE KORUMA VE GÜZELEŞTİRME DERNEĞİ’ni kurdular. 1994
Dernek kurucuları Av. Süleyman KÖYMEN, Baskın ORAN, Zehra (Artemis) CENGİZ ASAL, Asuman AĞAN, Ülfet ARSLANSEREN, Mustafa ESİM, Kağan TOKER,
Bilhassa Girit göçmeni olarak adlandırılan adalı aile reisi babaların denizci olması nedeniyle sürekli seferde olmaktan kaynaklanan evdeki yoklukları, toplumu anaerkil yaşamaya mecbur kılmıştı. Deniz; kendisiyle dalga geçeni, tedbirsiz olanı, öngörüsü ve bilgisi yetersiz olanı, böbürleneni, iddialaşanı, ayak direyeni, hodri meydan çekeni hiç sevmez. Sevmediğini de af etmez. Hele ki teknolojiden yoksun eski devirlerde denizci olmak çok zor mesleklerden biriydi. O nedenle denizci olmayı seçen babanın uzun yaşama şansı, kabiliyetine ve iyi rastlantılara bağlıydı. Ve eski zaman denizcilerinde sefere gidenin dönüp dönmeyeceği kesin olmadığından sefere çıkarken helalleşir de giderlerdi. Eceliyle ölen denizci şanslıydı. Ya denize düşer kaybolur ölüsü bile bulanmaz ya da fırtınada teknesi batar boğulurlardı. Üstelik denizci erkekler mal mülk edinmek için ileri yaşlara kadar evlenmeye vakit bulamazlar kızları da erkenden evlendirildikleri için yaş farkı makası çok açıktı. Doğal olarak vakti gelen baba göçüp gittiğinde evdeki yaşamın devamını sağlamak kadına kalırdı.
Ailede baba yok olunca ailenin geleceği annenin gayreti ve direnciyle şekillenirdi. Ailenin direği anne olur aile de onun çevresinde ve koruyuculuğunda şekillenirdi. Böylece anaerkil düzen kendiliğinden oluşurdu. O nedenle kadınlarımız genetiği kodlanmış gibi kendini bu çetin şartlara hazır halde buldular ve dominant karaktere sahip oldular. Sorun çözücülük de genellikle kadınlara kalmıştı.
Bu örgütlülük kadınları hem mahallesine çeki düzen hem de muhtaçlara yardım etme olanağını sağlayacağından dört elle sarılıp imeceyi devreye soktular. Önce bir dernek binasına ihtiyaç vardı. Konteyner hüviyetinde polyester bir kulübe temin edip dolgu alan üzerine yerleştirdiler. Herkes evinden malzemeleri getirip kulübeyi donattılar. Çok kısa zamanda derneğe sahip çıkan mahallenin kadınları evlerinde imal ettiği yiyecekleri buraya getirip satarak derneğe katkıya başladılar. Hem derneğin ihtiyaçlarına hem de etraflarındaki ihtiyaç sahibi ailelere yardım ediyorlardı. Hatta bu yardım ihtiyacı hisseden ailenin kadınları burada mamullerini satışa sunarak hem derneğe hem de kendilerine gelir etmeye başladılar. O irice kulübe, bu günkü Belediye Kafelerin benzeri bir işletmeye dönüştü. Tüm mahalle derneğe sahip çıkmış gönüllü olarak, kimi garson, kimi temizlikçi, kimi bulaşıkçı olarak dönüşümlü çalışıyorlardı.
FOTO… MK 008
FOTO… MK 009
Bu kadar dar bir çerçevede kalmak istemediler, bu dolgu alanının halka ait olmasını hatırlatacak bir şeyler olması gerekiyordu ve oraya bir meydan hüviyeti kazandıracak Atatürk Büstü yerleştirmeyi kararlaştırdılar. Ve bu büstü temin edebilecekleri en kestirme yol olarak, Mahallenin en saygın kadınlarından Ülfet (DİKAN) ARSLANSEREN’i önlerine katıp ilk önce Askeri Dinlenme Tesisleri Komutanlığına gittiler. Bodrumluların dilinde orası Askeri Kamp olarak anılır. Ülfet teyze Kaymakama da gitse sözü dinlenir, belediye başkanına da gitse eli öpülürdü. Kamp komutanı bu istek karşısında hem çok şaşırmış hem de çok memnun olmuştu. “Elbette bu çok güzel bir istek bilhassa ben getirir yerleştiririm” diyerek isteklerini kabul etmişti. Mahalleli Atatürk büstünün yerleştirileceği kaideyi hazır ettikten sonra Kamp Komutanlığı büstü getirip, Mustafa Kemal Atatürk’ün
“KADINLARIMIZ ERKEKLERDEN DAHA ÜSTÜN DAHA BAŞARILI VE DAHA BİLGİLİ OLMAK ZORUNDADIR”
Sözünün yazıldığı kaidenin üzerine yerleştirmiş ve mülki erkanın da hazır bulunduğu görkemli bir açılış yapılmıştı. Dolgu alanının mahalleliye ait olduğunu kamuoyuna üstüne basa basa ilan etmektelerdi. Dolgu alanının kenarına büyük bir kayrak taşına KUMBAHÇE PARKI yazısı ile de bu direnci ilan ediyorlardı.
FOTO… MK 010
FOTO… MK 011
FOTO… MK 012
Dernek bununla da kalmadı. Mahallenin ihtiyacı olan Sağlık Ocağının yapılması söz konusuydu.. Yapılacak sağlık ocağının inşasına ciddi yardımlar gerekiyordu. Kolları sıvayan dernek üyeleri “BİR TUĞLA DA SEN KOY” sloganıyla günlük satışlara ilaveten toplanan bağışları yetersiz gördüğü için büyük bir kermes düzenlediler. Tüm mahallelinin katkı koyduğu muhteşem bir kermes ile toplanan para ile Kumbahçe Mahallesine yapılan 3 Nolu Sağlık Ocağı’nın yapılmasına büyük bir katkı koydular.
Dernek doludizgin giderken 1999’da Ülfet Teyze’nin beklenmedik vefatı bütün mahallede bir şok etkisi ve üzüntü yarattı. Dernek ile mahalleli birbirinden ayrılmaz bir bütün gibiydiler. Bu nedenle derneğin yaptıkları ile mahallelinin yaptıkları arasında bir fark yoktu. Ülfet Teyze’nin anısını yaşatmayı istediklerinden, TARLA Sokak paralelindeki Papatya Sokak ile aynı girişi kullanan Mehmet Barut Sokak girişlerinin sofası konumundaki, çeşitli zamanlarda işgal edilmeye çalışılan, derneğin kurtardığı, Kumbahçe /Giritli Mahallesinde ender korunabilen bu küçücük alanı ÜLFET HANIM PARKI olarak düzenlediler.
FOTO… MK 013
FOTO… MK 014
FOTO… MK 015
Bu güzellikte ve bu hızda çalışan bir dernek elbette engellenmeliydi. Başı da belediye çekerek antipatik bakışlar ve söylemler geliştirerek derneği sorgulamaya başladılar. Yasal olarak bağlanan su ve elektriğin ücreti ödendiği halde kaçak kullandıkları ithamında bulundular ve nihayetinde yasal değil kaçak yapı tanımıyla oraya konulan kafe gibi çalışan dernek binası kulübeyi kaldırdılar. Kumbahçe Mahallelilerin hiçbir zaman otoriteye karşı direnen bir yapısı olmadı. Ellerinden alınan mekanlarından sonra işlevsizleşmiş bir derneğin anlamsız ve Belediyenin bu anlaşılmaz tutumu karşısında zıtlaşmanın gereksiz olduğuna inanmışlardı. Belediyenin bu tutumu karşısında söylenecek tek söz vardı “LANET OLSUN” deyip Ülfet Hanım’ın vefatı arkasından 1999 da derneği kapattılar.
Aynı yıl belediye seçimleri vardı dönemin ANAP belediye başkanı Tuğrul ACAR tekrar seçimlere hazırlanıyordu, dernek çalışmalarında sivrilen Zehra (Artemis) CENGİZ ASAL’a meclis üyeliği teklif etti. Ailesine danışan Artemis teşvik de alınca kabul etti. Tuğrul ACAR o seçimleri kaybetti ve CHP den Emin ANTER seçilmişti. Ancak Artemis üst sıra adayı olduğundan meclise girmişti. 1999-2004 yılları arasında Bodrum Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı. Bodrum’da kadın meclis üyesine pek rastlamazdık. Artemis kıt olan kadın üyeler arasında yerini aldı. Bir sonraki 2004 belediye seçimlerinde CHP den meclis üyesi teklifi geldi ancak sıralamanın 9. Sırasına kaydedilince Artemis’in ağrına gittiği için meclis üyeliği adaylığından çekildi. Ancak bu itilmişliğe kızmıştı ve mahalle muhtarlığına adaylığını koydu. Ve muhtar ihtiyar heyetinin tümü de kadınlardan oluşuyordu. Yıllardır değişmeyen erkek egemen muhtar hegemonyasını yıktılar. 4 Erkek muhtar adayını geride bırakıp Artemis ve kadınlar heyeti muhtarlık seçimini kazandılar.
Kumbahçe Mahalle Muhtarı Zehra (Artemis) CENGİZ ASAL
Muhtarlık Heyeti…. Nil TAŞKIRAN
Muhtarlık Heyeti…. Bijen CENGİZ
Muhtarlık Heyeti…. Yeliz CENGİZ
Muhtarlık Heyeti…. Nurcan ÇİÇEK
Türkiye’nin ilk kadın muhtarı olarak kayda geçen Aydın’ın Çine ilçesinin Demircidere bucağında 1933 yılında 32 yaşında Gül ESİN, 7 erkek adaya karşı yarışıp muhtar seçilmişti. TUİK 2009 yılından öncesinin muhtar istatistiklerini yayınlamadığı için daha önce kadın muhtar var mı yok mu bilemiyoruz.
2004 yılında seçilen Bodrum’un Kumbahçe Mahallesi Muhtarı ve Muhtar heyetinin tümünün kadınlardan oluşması ve Türkiye’de örnek kadınlardan oluşmuş Muhtarlık olması nedeniyle basının da dikkatini çekip odak noktası oldular. Sık sık röportajlarla manşetlik oldular.
Yeni muhtar Zehra, eski muhtar ofisini devretmediği, kaymakamlık muhtarlık binası için yer göstermediği, ödenek, ofis kirası gibi hiçbir katkı alamadığı için, içinde yaşadığı, mülkü olan apartmanın giriş holünü, muhtarlık ofisi haline getirdi. Muhtarlık maaşının kuruşuna dokunmadan ihtiyacı olanlara yardım için ve ihtiyacı olan öğrencilere malzemeler temin için kullandı. Zehra Muhtar ki biz Ona çocukluğunda anne babasının hitap ettiği şekilde yani ikinci ismi olarak kalan “Artemis” ismiyle hitap ederiz, bilhassa dolgu alanının ve TARLA sokağın imarı ile çok uğraşmıştır.
FOTO… MK 016
Kadın muhtar geleneğinin de başlangıcı oldu. Ardından hem Kumbahçe hem de Çarşı Mahallesi muhtarını kadın seçtik. Artemis’ten sonra Kumbahçe Muhtarlık bayrağını devralan Nil TAŞKIRAN’ın 3 dönemi boyunca Kumbahçe Mahallesinde etkinlik patlamasına şahit olduk. Mahalleler arasında etkinlik rekorlarına sahip olduğuna hatta Bodrum Belediyesi ile yarışır hale geldiğini gördük. Nil TAŞKIRAN’dan sonra muhtarlık bayrağını her teslim alan Nil’in yaptıklarından aşağı kalıp yoğun eleştiriye tabi olmamak için bu yapılanları belki de üstüne koyarak devam ettirmeyi seçmesini Nil TAŞKIRAN’ın etkisi olarak görebiliriz. Nil TAŞKIRAN’ı şimdilik Belediye Meclis üyeliğine terfi ettirdik, biraz deneyim kazandıktan sonra belki Belediye başkanı olarak da görebiliriz.
Bodrum’da her doğan çocuğun ebesi ünvanlına sahip ve Bodrum Belediye Başkan adayı olarak seçimlere giren cesur tek Kadın, Bodrum’un Ebe Sabiha’sı (Sabiha ÖNCEL) efsanedir.
Çevrenin korunması konusunda müthiş ve görkemli görevler yapan Bodrum Gönüllüleri Derneği Başkanı “Çevreci Kadın”, “Mavi Kadın” tanımlarıyla Saynur GELENDOST’u ve Mavi Yol Girişimi Platformu Kolaylaştırıcısı Filiz DİZDAR’ın Bodrum’daki tüm STK’ları ve partileri bir araya getirerek çevre mücadelesi vermesini unutmamız mümkün değildir.
Mahallemin kadınları arasından Giritli olmanın gururunu yansıtan çalışmalarını ve her platformda Girit Mutfağının zenginliğini anlatan Zehra LEVENT DENİZASLANI’nı, Bodrum’un kültürel mazisinin korunması ve kayda alınması konusunda kesintisiz çalışan ve emek veren Nuran YÜKSEL’i görüyoruz. Bodrum’da etkin derneklerin başında çoğunlukla kadınlar vardır. Çevrenin ve kadının korunması konusunda önderlik edenlerin ilk sıralarında kadınlar yer alır. Kadının eğitimini sağlayacak olanakları sonuna kadar açık tutmak, kadına güvenmek ve kadınlarca yönetilmek en akılcı geleceği planlamaktır.
Saygılarımla Ali DİZDAR.



















