Ali Dizdar’ın Yazısı; Ağaç Bükücüleri, Gayıkçılar (3)

AĞAÇ BÜKÜCÜLERİ GAYIKÇILAR (3)
Mesut TABAK…
Girit’teki Müslüman Türk nüfusu, Ada’dan iki büyük göç dalgası ile Anadolu’ya taşınmıştır. Bu göç dalgasının birincisi 1897 yılında Yunanistan’ın Girit’i işgal etme girişimiyle başlamış olan Girit Müslümanlarının Rum çetelerinin baskısından kaçış sürecidir. Diğeri ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında 1923 yılında imzalanan Lozan Barış anlaşması içinde “Mübadele” anlaşması ile Ada’dan göç sürecidir. Bu iki büyük göç dalgası arasında zaman içinde peyderpey göçler de yaşanmıştır.
Girit-Hanya doğumlu 5 yaşındaki küçük Ali Girit’te muhtemelen evlerine yakın olan liman bölgesinde oynarken teknelere binip kaçmaya çalışan kalabalığa kapılıp kaçanlarla birlikte tekneye biner. Tekneler limandan ayrılıp Türkiye’ye doğru yol alırken yalnızlığının farkına varan çocuk ağlamaya başlar. Yolcular arasında Demirya Hanım isimli kadın ağlayan çocukla ilgilenir ve kimsesi olmadığını öğrenince de çocuğu himayesine alır. Teknelerle Antalya’ya varırlar. Çocuğun ailesini bulma imkânı olmayan Demirya Hanım kendi çocuğu olmaması hasretiyle de çocuğu evlat edinir.
FOTO… MT 001
Küçük Ali’nin göç yolculuğu Demirya Hanım himayesinde Antalya, Fethiye, Göçek, Marmaris derken Bodrum’da son bulur. Ve Bodrum’a yerleşirler. Yeni ailesi ile hayatını sürdüren Ali henüz 14 yaşında iken Osmanlı’nın Yemen savaşına katılmak üzere askere alınır. 7 yıl Yemen’de savaşırken dizine isabet eden 2 kurşun ile ağır yaralanır. Mermiler dizinde kalmaz ancak dizine çok hasar verirler. Yaranın acısıyla bayılan Ali’yi öldü sanarak çölde savaş alanında bırakırlar. Savaşın sonunda ölüleri defin etmek için develere yükleyerek nakliye esnasında nefes aldığı fark edilen Ali’yi sağlık ekibine teslim ederler. Devrin ve yörenin iptidai şartlarında ancak yaşama tutunabilen Ali gazi olarak Bodrum’a geri döner. Tedavi edilemediği için dizi sakat kalmıştır. Bu süreç muhtemelen 1912-1919 yılları arasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Soyadı Kanunu ile TABAK soyadını alır. Nazik Hanım ile evlenir. Hüseyin ve Mehmet isimli iki erkek çocukları olur. Ali TABAK hayatı boyunca sağ ayağı dizinden geriye doğru kıvrık olarak yaşar. Tanrının huzuruna sakat haliyle çıkmak istemediğinden oğullarına öldüğünde gömülmeden önce dizinin düzeltilmesini vasiyet eder. Vasiyeti harfiyen uygulanır.
Küçük oğlu Mehmet zamanın en çok ihtiyaç duyulan hamal arabalarıyla taşımacılık işine girişir. Kefaluka (Akyarlar) dan Gara Osman lakaplı kişinin kızı Melek ile evlenir ve Kumbahçe Mahallesi’nde (Giritli Mahallesi) bir eve yerleşirler. 8 çocukları olur. Bunlardan 3’ü bebek iken vefat eder. 4 oğlan 1 kız 5 çocuk büyütürler. Ali, Mesut, Osman, Mustafa ve Ümran.
FOTO… MT 002
Merceğimi Mesut TABAK üzerine odakladım.
1948 doğumlu Mesut 1954 yılında ilk okula Turgutreis İlkokulunda başlar. İkinci sınıfta çok kötü muamele gördüğü öğretmeninden kurtulma çabasıyla kasti olarak sınıfta kalarak ikinci sınıfı tekrarlar. Nazlı VURAL öğretmenle tekrarladığı ikinci sınıftan itibaren, Turgutreis İlkokuluna gitmeden okul dışındaki mekanlarda eğitim görürler. Adeta gezici sınıf misali bazen Cumhuriyet Caddesi’ndeki o zamanın Şehir Kulübü olan binada (Belediyenin mülkü olan O bina sonraları KORTAN restoran olarak çalıştı ve şimdilerde Artemisia Sergi Salonu ) bazen Liman Meydanına doğru giden Kale Caddesi üzerindeki Narenciye Kooperatif binasında, bazen Cumhuriyet İlkokulu’nda, ve en son Bodrum Ortaokulunda dördüncü sınıfı okuduktan sonra 5. sınıfı Kumbahçe Mahallesinde 1960 yılında açılan Atatürk İlkokulunda okuyup mezun olur.
Mesut TABAK;
İlk okuldan sonra okumaya devam etmek istiyordum ancak İlk okul yıllarımda “ben gayıkçı olcem” diye söylene söylene büyüdüğümden tercihimi mesleğe atılmak yönünde kullandım. Okumayı da çok istediğimden ortaokul çocuklarını gördüğümde imrenir, keşke okusaydım diye iç geçirmişliğim çok olmuştur. İçerleyip gizli gizli ağladığımı hatırlarım.
Bizim çocukluğumuzda eğitime başlayan çocukların tatil boşluklarında aylak aylak gezmesine izin verilmez mutlaka bir iş yerine çırak verilirdik. İlk okul yıllarımda babama beni gayıkçı ustanın yanına ver diye söylerdim ancak henüz erken diye beni iki yaz tatilinde Berber İbrahim DENİZASLANI’na çırak verdi. Ben berber olmıcem, dediğimde “şimdilik idare en azından Cuma günleri yardım et, getir götür işlerini yapıverirsin” demişti. Cuma günleri Bodrum’un pazarı olur tüm köyden gelenler gelmişken berber ihtiyaçlarını da giderirlerdi. O nedenle Cuma günleri berberlerin başını kaşıyacak vakti olmazdı. Zaten Bodrum’da Cuma en çok alışverişin yapıldığı gün idi. Alışkanlığı halen devam etmektedir.
Mahallemizde komşumuz rahmetli Öğüt vardı, SAMUT (konuşma engelli) vesile oldu Marangoz Vasfi TAN’ın çırağı oldum. Vasfi ustanın yanında da iki yaz çıraklık yaptım. Genellikle ve çoğunlukla çok ihtiyaç duyulan mandalin kasası imal ederdik. O zamanlar Bodrum Mandalini dünyaca meşhur olmuştu. Bir kısmı gemilerle bir kısmı da Avrupa’dan gelen büyük tırlarla çoğunluğu ihraç edilirdi.
Bugün “Tekilacılar Sokağı” olarak anılan bir zamanlar “Tektekciler Sokağı” sonrasında “Meyhaneler Sokağı” olarak kullanılan asıl ismi “Eski Bankalar Sokağı” olan sokak içinde o zamanlar her türden dükkân vardı. Vasfi ustanın Marangozhanesi de oradaydı. Vasfi ustanın oğlu Avni ile birlikte biz çırakların en büyük görevi, biriken talaşları toplayıp kale duvarı dibindeki hiç sönmeyen talaş ve yongaların yandığı yere taşımaktı. Yonga ve talaşlar henüz değerlendirilmiyordu. Bütün marangozlar ve tersaneciler çıkan talaş ve yongaları bertaraf etmek için kale duvarı dibinde yakıyorlardı. Orada yanmakta olan talaş ve yonga öbeği neredeyse hiç sönmeden yanardı.
İlkokuldan mezun olduğumda beni tekne ustası Erol AĞAN’ın yanına çırak ver diye diretmiştim. Babam mecbur oldu beni Erol Ustanın yanına çırak soktu ancak bir süre beklemek zorunda kaldım. Erol ustanın yanında çalışan çok çırağı vardı yani kontenjan doluydu. Bir çırak alması ancak birinin ayrılmasına bağlıydı. Bir süre sonra yer açılınca, daha sonra Çolak Erol diye çok ünlenen guletin ustası payesi almış Erol AĞAN’ın yanında 1960 yılında tekne imalatçısı mesleğine adım attım.
Olmayi lakaplı Ali DİKAN, Gara lakaplı Mustafa SUSAM, Çoban İbramın oğlu Salih, Hasan DEMİRÖZ, Hüseyin DİKAN ve ben altı çırak çalışıyorduk. Benim çıraklığa başladığım zamanlarda ya 3-4 metrelik sandal, ya 5-7 metrelik küçük tekneler ya da mandalin kasası imal edilirdi. Erol ustanın dükkânı bugünün Alim EKİNCİ caddesi içerisinde, ilk açılan “Hadi Gari Bar” yanında idi. Deniz tarafındaki boşluğu Erol ustanın da ustası ünlü Ziya Usta (Ziya GÜVENDİREN) ile birlikte kullanıyorlardı. Bizim dükkânın karşısında Bodrum Belediye Başkanı Derviş GÖRGÜN’ün kardeşi Yusuf GÖRGÜN’ün incir deposu vardı. Boş olduğu zamanlar depoyu bize verir Erol Usta o depoda tekne imal ederdi.
Biz çıraklar aramızda konuşurken ben bu işi yaparım diye övündüğümü Erol usta duymuş, beni yanına çağırdı, birkaç iş gösterdi ve “yap bakayım bunları” dedi. Gösterdiklerini yaptığımı görünce “aferin sen bu işi yapacaksın” diye beni sevmeye başlamıştı. En sevdiği çırağı olmuştum. Ben işimi yapmaya çok düşkündüm. İşleri yetiştirmek için bazen gece de çalışılırdı, tüm çıraklar katılmazdı ancak ben muhakkak giderdim. Uykumda ya da oturduğum yerde düşüncelere dalar mesleki çalışmaları uygulamalı sayıkladığım çok olmuştur. Rahmetli annem beni sakinleştirmeye uğraşırdı.
Biz çıraklar para kazanmak için değil meslek öğrenmek için çıraklık yapardık. İlk bir yıl hiç ücret almamıştık. Hatırlarım 5 bin mandalin kasası üretmiştik ve Ustamız ilk kez çıraklara dana gözü dediğimiz 1’er LİRA dağıtmıştı. Ondan sonra zaman zaman dana gözü almaya başlamıştık. Dana gözünün geciktiği zamanlarda çıraklardan arkadaşım Mustafa SUSAM (Gara) pek çekinmez “Erol Abe çoktandır dana gözü gördüğümüz yok” diye sitem ederdi.
Erol ustanın yanında 5 yıl kadar çalıştım. Son zamanda iyice ustalaşmıştım. Erol usta beni gözüne kestirmiş “seni iş ortağı alcam” diye söylerdi. Ben yok ben askerden sonra kendi dükkanımı açıcem derdim. “Yok ben seni iş ortağım yapıcam” diye ısrar ederdi. Artık iyice kendime güvenim artmıştı ve Erol ustamdan izin alarak dışarda deniz kenarında ahşabını satın alarak kendime 5 metre bir sandal yaptım. İçerisine de monte etmek üzere binikiyüz liraya10 beygir Straton marka benzinli bir motor satın aldım. Yağmurlu bir gündü dükkana getirdim. Bana garez besleyen bir kalfam vardı. Erol ustamın bana verdiği ve yaptığım işleri kendisi yapmış gibi gösterir beni Erol ustamın gözünden düşürmeye uğraşırdı. Uzun zaman sineye çekmiştim en sonunda isyan edip yeter artık buna izin vermeyeceğimi söylemiştim. O kalfa dükkan içinde gördüğü motorun benim olduğunu duyunca kaldırıp dışarı fırlattı ve motor parçalandı. O gün işi bırakıp ayrılmaya karar verdim. Erol usta ve dedem beni vazgeçirmeye çok uğraştılar ancak vazgeçmedim Erol Ustadan özür dileyerek işi bıraktım.
İşi bırakıp eve geldiğimde yine tersanesi olan tekne imalatçısı Ethemin Mehmet ve Ethemin Erol diye tarif edilen Mehmet ve Erol ÖZYURT kardeşlerden küçük kardeş Erol beni görmeye geldi. Benim işten ayrıldığımı ne çabuk duymuşlardı anlamamıştım. Erol ÖZYURT usta bizimle çalışır mısın dedi ve kabul ettim. Onlarla 2 yıl çalıştıktan sonra askere gitmeme az bir zaman kalmıştı ayrıldım. Kendimi denemek istiyordum. Vasfi ustanın Marangoz dükkânın olduğu sokak içerisinde oradaki marangozların aletlerinden faydalanarak 3 adet tekne yaptım.
Askerliğim geldi. 24 ay yapmak üzere askere gittim. Askerlik yaptığım sırada askerlik 20 aya düşürülünce 4 ay erken terhis olduk. İskenderun’da serdümen olarak 20 ay 8 gün askerlik yaptım.
Askerden sonra hep kafamda olan kendi iş yerimi açma amacımı gerçekleştirmek üzere harekete geçtim. Farilya Köyü’nde (Gündoğan) bir bıçkı (hızar) makinası buldum ve satın aldım. Paşatarlası’nın sahibi olan Paşaoğlu’nun mirasçılarından Mahmut ve Birol DEMİRÖZ kardeşlerin hissedarı oldukları Paşatarlası’nda eski “Tabakhane” binasının yan tarafındaki bölgeyi kiralayıp 1970 yılında tersanemi açtım.
FOTO… MT 003
FOTO… MT 004
Yine Paşatarlası’nda benimle birlikte aynı zamanda, mahallelim olan gayıkçı çırakları, Olmayi lakaplı Ali DİKAN, Dede lakaplı Hüseyin YILLIKÇI ve Hüseyin DİKAN üç ortak birlikte bir tersane açmışlardı. Hep beraber İzmir’e gidip Karabağlar’dan planya makinaları aldık. Ve işe koyulduk.
O zamanlar Bodrum, deniz turizmine hızlı bir giriş yapmıştı. Piyasada, kale altındaki bölgede Ziya GÜVENDİREN, Erol AĞAN ve Ziya TÜMAY’ın tekne imalat tersaneleri, Türbe altı dediğimiz eski Osmanlı tersanesinde (bu günkü Milta Marinanın olduğu yer) Ethemin Mehmet ve Erol kardeşlerin tekne imalat tersanesi ile Ali Kemal ve Engin DENİZASLANI kardeşlerin çekek ve tekne imalat tersaneleri ve Paşatarlası’nda benim ve Ali DİKAN ve ortaklarının, açtığımız iki çekek yeri ve tekne imalat tersanelerimiz ile deniz turizminin ihtiyacı olan ve hızla artan tekne taleplerini karşılamaya uğraşıyorduk.
FOTO… MT 005
FOTO… MT 006
FOTO… MT 007
FOTO… MT 008
5-6 metre sandalla başladığımız imalatlarımızda işler hızla büyümüş ve büyük tekneler yapmaya başlamıştık. İlk büyük teknemi işten ayrıldığım için bana kırgın olan Erol AĞAN ustamın bana gönderdiği müşterisine yapmıştım. Erol AĞAN ustamın namı hızla yayıldığından gelen talepleri karşılayamaz olmuştu ve gelen bir müşterisini “benim elim dolu seni göndereceğim ustaya git işi ve işçiliği çok iyidir” diye tavsiye ile bana göndermişti. Ustama olan saygımı ve minnet duygumu her zaman ifade etmekten gurur duyarım.
Paşatarlası’nda iş yaparken Niyazi KOCAİR’in kızı Gülcan ile 15 Ağustos1976 da evlendik. İki çocuğumuz oldu. Kızımız muhasebeci, oğlumuz kaptan oldu.
FOTO… MT OO9
Paşatarlası’nda 18 yıl çalıştıktan sonra, yine Erol AĞAN ustamın, yolda karşılaştığımızda arabamı durdurup bana direktif verircesine “git orayı al” dediği tersaneler bölgesi olarak gelişmeye başlayan İçmeler mevkiinde hala sahibi olduğum tersane arsasını kardeşim Mustafa ile ortak aldık. Ve tersane binasını yaparak İçmeler’e 1988 de taşındık.
Tekne yapımında kullandığımız tahtaları imal etmek için satın aldığımız büyük kütükleri, sahip olduğumuz hızarlara (bıçkı makinası) sığmadığından biçemezdik. Mecburen KATRAK dediğimiz büyük boy hızara ihtiyaç duyardık. Bu büyük boy hızar (KATRAK) piyasada bir ya da iki kişide vardı. Paşatarlası tersanemde çalıştığımız zamanlarda KATRAK’ta çok sıra beklemek zorunda kalmaya başladığımızdan işlerimiz aksıyordu. Kızıp gittim ve bir KATRAK satın alıp getirdim. Kendi işimi gördüğüm esnada tersaneci bir arkadaşım benim de kütüklerimi biçer misin diye rica etti. Kıramadım ve duyulunca çok iş gelmeye başladı. Paşatarlası’nda dağ taş kütükle dolmuştu. Ve biz kereste biçmekten başka iş yapamaz olmuştuk. Kazancımız da yeterli olduğundan tekne imalatına son vermiştik. İçmeler’e geçince de o işe devam ettik. İki kardeş KATRAK ile tomruk/kütük biçerek kereste biçme işi diye adlandırdığımız iş ile faaliyette bulunduk. Bu kütük biçme işine İçmeler tersane bölgesinin çok ihtiyacı vardı ve biz bu işle uğraşmaktan başka bir iş yapma gereği duyamadık.
FOTO… MT 010
12 yıl da İçmelerde bu işi yaptıktan sonra Paşatarlası komşum tersaneci ve tekne ustası Hüseyin YILLIKÇI’nın oğlu Umut’a tersanemi kiraya vererek tersanecilik işime son verdim. İçmeler’de yalnızca kendime Aliağa’dan satın aldığım 7 metrelik gemi filikasından bir tekne yapmıştım. Şu anda deniz özlemimi onunla gideriyorum. Yine kiraya verdiğim tersane içinde birkaç yıldır kendime 10 metre bir tekne kurdum nasipse bu sene bitireceğim ve çok özlediğim bir Gökova gezisi yapacağım günü iple çekiyorum. Saygılar sunarım.
Mesut TABAK ağabeyimize teşekkür edip veda ederken sordum. Meslek hayatında kaç adet tekne ürettin diye, diğer sorduğum tüm tersaneciler gibi o da sayısını hatırlayamadı, hiçbir tersaneci ve tekne ustası yaptığı teknelerin kaydını tutmadığı için normal olarak net bir sayı veremediler.
Turizmin hızla yükseldiği yıllarda Bodrum’un turizmden iyi kazanç sağlamasına neden olan bilhassa deniz turizminin alt yapısını oluşturan “AĞAÇ BÜKÜCÜLERİ” diye adlandırdığım tekne üretiminin neferleri, kendileri zengin olamasalar da Bodrum’u zengin etmişlerdir. Bodrum’un iş istihdamının belkemiğini oluşturmuşlardır. Saygıyla teşekkür ediyorum.
Başka bir AĞAÇ BÜKÜCÜSÜYLE buluşmak üzere hoşça kalın.
Saygılarımla Ali DİZDAR













