ALİ DİZDAR’IN YAZISI, ERMAN’IN MACERALARI…

ALİ DİZDAR’IN YAZISI
Birinci Bölüm… Yelken İstiyoruz…
Bodrum’un zengin ailelerinden KOCADON sülalesinden olan Mehmet KOCADON, malının mülkünün yönetiminde, Bodrum’da yaşamaktadır. İstanköy’ün sayılı zengin ailelerinde olan, Beyza EMET ile evlenir. 1932 yılında, Beyza Hanım oğulları Ahmet, Ömer ve Şerif’i de yanına alarak İstanköy’e döner. Çünkü Bodrum’da eğitim çok zayıftır. İstanköy’de Lise de dahil İtalyan okulları vardır. Çocuklarının iyi eğitim almasını ister. Üstelik Bodrum’da hastane yoktur. Zaten doğumlarını da İstanköy’de yapmıştır. Bunun yanı sıra İstanköy’de malı mülkü boldur, yaşam şartları da daha refahtır. Bu nedenlerle Beyza Hanım İstanköy’de yaşamayı tercih eder. Birkaç ay sonra dördüncü çocukları, Ülker’in doğumu ardında Mehmet KOCADON da adaya giderek adada yaşamaya başlarlar. 1933 yılındaki çok hasar yaratan İstanköy depremine yakalanırlar, ilk çocukları Ahmet’i depremde kaybederler. 1938 yılında İtalyan hükümeti, sebebini bilemedikleri bir nedenle Mehmet KOCADON’u sınır dışı eder. Ailesi adada kalan Mehmet, mecburen Bodrum’daki yaşamına geri döner.
FOTO… E.M. 001
Oğulları Ömer, 19 yaşına bastığı 1943 de Türk vatandaşı olması sebebiyle, Türkiye tarafından asker çağrılır. İkinci Dünya Savaşı kargaşasının arasında, bir fırsat bulup kaçarak 1944 de Bodrum’a babasının yanına gelir. Ve askere gider. Asker dönüşünde teyzesi Hacı Fatma Hanım “bir yere gitmiyorsun burada kalacaksın” diye ısrar edince artık Bodrum’da yaşamaya başlar.
FOTO… E.M. 002
Teyzesi Hacı Fatma Hanım, Bodrumlu Hacı Halil Bey’le kısa bir evlilik geçirmiş, soyadı kanunu çıktığında ARAS soyadını almıştı. Kocası Halil Bey vefat ettikten sonra tekrar evlenmemişti. Çok varlıklı bir kadınmış ancak hiç çocuğu olmadığından, bu varlıklarını yönetecek bir erkek çocuğa ihtiyacı varmış. Çok kız çocuk evlat edinmiş ancak hepsini evlendirip evden göndermiş. Ömer askerden dönünce, zor da olsa babasının rızasını alıp onu evlatlık olarak alır ve işlerinin başına geçirir. Bu nedenle Ömer’in KOCADON olan soyadı bundan sonraki yaşamında ARAS olarak devam eder.
Ömer ARAS ile İstanköy’de tanışıp âşık olduğu, İstanköy’ün zengin ailelerinden Yadigâr MULADAKİS, 1952 yılında evlenirler. Bodrum’a yerleşirler. 4 çocukları olur. İlk oğulları “Ahmet” sonra “Erman” ardından bir de ikizleri olur. İkizlerden erkek olan “Esen” kız olan da “Esin”.
FOTO… E.M. 003
Objektifime takılan Ömer+Yadigar ARAS çiftinin ikinci çocukları Erman ARAS oldu.
Erman ARAS Bodrum’un yakından tanıdığı, hatta ünü Bodrum dışına da taşmış, Bodrum Cup yelken yarışlarının yaratıcısı, 37 yıldır sürmesini sağlayan, Bodrum mandalinasına yeniden ün kazandıran ve Bodrum’a daha birçok hizmetleri olan kişidir. Benim yazdıklarım ancak “çorbada benim de tuzum bulunsun istedim” ölçüsünde ve değerinde olabilir.
1958 doğumlu Erman, öğrenimine Bodrum Cumhuriyet İlkokulu’nda başlar. Ortakent’te ikamet etmelerine rağmen Babası onu Bodrum’daki ilkokula yazdırır. Muhtemelen daha iyi bir eğitim süreci geçirmesini planlamıştı. O zamanlar Bodrum ile köyleri arasındaki ulaşım, seyrek ve sancılıydı. Ortakent (Müskebi) Bodrum arasında JEEP’lerle yolculuk yaparak öğrenimini sürdüren Erman;
“işte o zaman sigara kokusundan nefret etmiştim. CİP’in daracık kabin içinde herkes sigara içerdi. Zaten araba beklenen yerlerdeki alanlarda soluduğum sigara dumanı yetmezmiş gibi bir de araç içinde maruz kaldığım sigara kokusundan nefret etmiştim. Ve sigara içmememi bu nefrete borçluyum.” diye anlatır.
İlkokul birinci sınıftaki çok da sevdiği Salih Öğretmeni tayin olup gidince ikinci sınıfta çok fazla öğretmen değişikliği olur. Bu durumdan sıkılan Erman çok sevdiği aile dostları olan Bodrum’un ünlü doktoru Dr. Alim EKİNCİ’nin eşi öğretmen Perizat Hanım’ın sınıfında okumak ister. Babasının karşı çıkmalarına karşı, okula gitmeme eylemleri başlatarak babasını razı eder ve Perizat öğretmenin görev yaptığı merkezdeki Turgutreis İlkokulu’na kaydını aldırtır. İlkokul bitince ortaokula devam edecektir. O yıllarda Bodrum’da Lise yoktu. Ardından liseyi de okuması mecburi olduğundan, her ikisini bir okuması için İzmir Türk Kolejine yatılı olarak gönderilir.
Bundan sonrasını Erman’dan dinleyelim;
“Yatılı hayatım çok berbat geçti hiç hoşlanmadım ilkokul mezunu bir çocuğun böyle zorlanacağı bir yaşama itilmesini hiç sevmedim kendi çocuğum olursa asla yatılıya göndermem diye yemin etmiştim.
Kolej den sonra üniversite sınavlarında ODTÜ fizik bölümünü kazandım. Üniversiteye gittiğim daha ilk günde boykot varmış 6 ay bekledim, boykot bitti okul açıldı tekrar bir yıl daha boykota girdik. Sonra biraz okuduk 12 Eylül darbesi oldu. Kesintilerden sonra hızlandırılmış eğitime tabi tutulduk, derken paldır küldür 1981 de mezun oldum. Okurken amacım rüzgâr ve güneş enerjileri dalında çalışmaktı ancak bu eğitimle benden bir cacık olmaza dedim. Zaten o aralar Bodrum’da turizm iyice hız almıştı. Ben de okul tatillerinde Ankara’da SALTUR isimli seyahat acentesinin Bodrum ofisinde çalışıyordum. Mezun olduktan sonra da bir yıl SALTUR’un Ankara merkezinde çalıştım. Yaz aylarında Bodrum işlerini yürütüyordum. Aklım turizmdeydi ve yatçılık konusu beni cezbediyordu. Memur olan arkadaşlarımın sıkıntılarını gördüğümden memur olmayı da istemedim. Kendi işimi kurmayı kafama koymuştum. SALTUR’un Bodrum ofisini devralarak, yerel acente ERA TURİZM’i kurdum. SALTUR ile de kol kola çalışarak işleri yürütüyordum. Turizmin her dalıyla meşguldüm ancak ben daha çok yat turizmine ağırlık vermeye başladım.
Yat turizminde çalışan çok fazla teknemiz yoktu. Seçeneklerimiz kısıtlıydı ve sıkıntılarımız da başlamıştı. Çünkü, müşterilerimize yelkenli tekne diye pazarladığımız teknelerde geziler muhteşemdi ancak tekneler yelken seyri yapmıyorlardı. Ya yelkenleri yetersizdi ya donanımlarına güvenmiyorlardı ya da kaptanları yelken yapmayı bilmiyorlardı. Müşterilerin çoğunluğu da neden yelken yapmıyoruz diye şikâyette bulunuyorlardı.
… “Tamam, deniz güzel, koylar güzel, yemekler güzel de biz sizden motoryat kiralamadık, yelkenli tekne kiraladık. Geçen yıl rüzgâr az dediniz, bu sene de rüzgâr çok diyorsunuz, yelken yapmıyorsunuz. Bizi kandırıyorsunuz. Bir dahaki sene mutlaka yelken yapan bir tekne istiyoruz yoksa gelmeyiz” diyorlardı.
Turizme balıklama dalan Bodrum Yat Turizminin eleman ve tekne açığını eski süngerci kaptanları ve tekneleri ile doldurmuştu. Eskiden gelen öğretileri ile çok iyi yelken yapan denizcilerdi ancak tekneleri eski ve yetersizdi. Turizme yeni katılan yeni tekneler albenili ve lüks olduğundan müşterilerce tercih edilir olmuştu ve ben de bu tekneleri kiralar olmuştum. Ancak kaptanları genç ve yelken yapmayı bilmeyenlerden oluşuyordu. Bu nedenle müşterilerimize yelken seyri yaptırmak konusunda sınıfta kalmıştık.
Yaşadığım bir olay beni çok etkilemiş ve mutlak bir arayışa sokmuştu.
Bir İngiliz müşterim vardı gezi sonu çok şikâyet etti ve şart koştu.
… “Eğer bir dahaki yıl yelken yapan bir tekne bulamazsan gelmeyeceğim” dedi.
… Tamam, seneye söz size yelken yaptıracağım dedim.
… “Peki, buraları yeterince gezdik, seneye Kuşadası’ndan Marmaris’e bir tur istiyorum ancak yelken seyri yapacak” dedi.
… Merak etme mutlaka olacak dedim ve anlaştık. Gönderdim.
Bir tekne buldum. GENCO 3 isimli, İzmirli bir iş adamına ait, İstanbul imalatı, 25 metre yeni bir gulet tekneydi. Kaptanı da eski kaptanlardan, yelken bilen biriydi. Yelkenleri yeni “DAKRON” yelken. O zamanlar adını duyan bile azdı. İş adamı teknesini kiraya veriyormuş, hemen kiraladım. Bulduğuma çok sevinmiştim.
İngiliz’e tekneyi anlattım ve anlaşmayı yaptık turu sattım. Sadece kendi ailesi için kiralamıştı. Parasını da aldım, zaten yerleri hazırdı kullandım. Çoğunu da tekneye verdim zaten. Neyse yaz geldi, İngilizler ailece geldiler, Kuşadası’ndan tekneye bindirdim, onlar yola çıktılar ben de Bodrum’a geri döndüm.
Ertesi gün bir telefon geldi. İngiliz müşteri arıyor, o zamanlar cep telefonu da yok araç telefonları vardı kocaman gövdeli uydudan irtibatlı telefondan arıyordu.
… “Çabuk Didim’e gel ben tekneden iniyorum! Bunlar da yelken açmıyorlar”. Dedi
Teknenin ilk etabı Kuşadası-Didim hattıydı. Aldı beni bir telaş. Parayı kullandık cepte para yok, adama parasını geri verip göndermemin imkânı yok. Yandım Allah diye çıktım yola vardım Didim’e. Tekne iskeleye yanaşmış valizleri hazır kıç tarafta ailece oturmuş beni bekliyorlar. Adam bana.
… “Biz iniyoruz derhal hesabımı kes bizi hava alanına götür”. Dedi.
… Bir dakika dur! Sorun nedir onu anlayalım dedim.
… “Kuşadası’ndan buraya kadar geldik yelken açmadı”. Dedi.
Döndüm kaptana neden diye sordum.
Kaptan;
… “Kuşadası’ndan çıktıktan hemen sonra Sısam darboğazından geçtik orada yelken açamazdım tehlikeli olurdu, ondan sonra da gece seyri Didim’e kadar yelken yapmam mümkün değildi. Buradan sonra Marmaris’e kadar yelkenle götüreceğim onları.” Dedi.
Döndüm İngiliz’e kaptan böyle böyle söylüyor dedim.
İngiliz;
… “Yooo… Yalan söylüyor, direkleri çürükmüş o nedenle yelken açamazmış”. Dedi
Kaptana döndüm, Kaptan direklerin çürükmüş o nedenle yelken açmamışsın dedim.
Kaptan;
… “Yok öyle bir şey, bunu nerden çıkarmış ki” dedi.
Döndüm İngiliz’e sen direklerin çürük olduğunu nerden çıkardım dedim.
… “Gemici söyledi” dedi.
Kaptan;
… “Benim İngilizcem yok, gemici İngilizce biliyor, durumu gemiciye anlattım, bunları onlara anlat dedim” dedi.
Döndük gemiciye sen niye böyle bir şey söyledin diye sorduk.
Gemici;
… “Ben bu kadar çok şeyi tercüme edemem direkler çürük o yüzden yelken açamıyoruz diye kestirip attım”. Dedi.
Bu arada İngiliz’in çocukları, eşi ağlaşıp duruyorlar inmek istemiyorlardı. İngiliz’i geri gönderecek bende para yok. Döndüm İngiliz’e durumu anlattım.
… Kaptan öyle dememiş ancak gemicinin İngilizcesi yetersiz kestirmeden gitmiş, çocukları da perişan etme, inmekten vazgeç, merak etme her şey sağlam, tekne daha yeni, bundan sonraki güzergâh çok iyi geçecek emin ol diye dil döküp duruyorum.
… “Ben yalan söyleyen personelle geziye gitmen derhal iniyoruz” diye diretiyor
Eşi bir yandan yalvar yakar rica ediyor, ben bir yandan, yanlış anlama var kötü niyet yok diye dil döküyorum. Sonunda İngiliz biraz yumuşadı.
… “Devam ederim ancak bir şartla, sen in iskeleye, çöz bizim halatları, kaptan bir yelken açsın iki de tramola atsın, göreyim, ondan sonra razı olacağım. Sen de iskelede bizi bekle paramı da hazır et” dedi.
Zaten döktüğüm dilin çoğu cepte para olmadığındandı. Kaptana döndüm söyledim.
Kaptan;
… “Sen merak etme yaparım” dedi.
İndim iskeleye çözdüm halatlarını, kaptan yelken açtı gitti iki de tramola attı, gayet güzel bir gösteri yaptı. Adam bana tekneden bağırdı defol git sen der gibi.
“hadi sen git artık” dedi ve ben gök sevinç Bodrum’a dönmüştüm. İngilizlerin gezisi çok iyi geçmişti gezi sonu çok teşekkür edip ayrılmışlardı. Ancak Didim’den döndüğüm o gün BODRUM CUP’ın kararını vermiştim.
Devletten bize yardım gelmiyordu, geleceği varsa da zaten geç kalırdı. Kendi göbeğimi kendim kesmem gerekiyordu. Ben bu kaptanlara yelkeni öğretmem ve teknelere yelken tertibatını iyice yerleştirmem gerekiyordu BODRUM CUP’ı o gün kafamda kurgulamaya başlamıştım. Yıl 1987…
İKİNCİ BÖLÜMDE buluşmak üzere saygılarımla. Ali DİZDAR






