ALİ DİZDARFLAŞ HABERHABERLER

ALİ DİZDAR’IN YAZISI; ERMAN’IN MACERALARI (3)

 

Üçüncü Bölüm… 1. BODRUM CUP… 1989

Söz yine Erman ARAS’ta ilk yarışları nasıl düzenlediğini anlatsın…

FOTO….E.M. (3) 001

Yukarıdaki fotoğrafta ŞEF yandığı zaman vefat eden Kaptan Yarkın ARIK’ı bir gezi esnasında ŞEF teknesini dümeninde görüyorsunuz. Anılmayı hak ediyor, bu fotoğrafını buldum ve sizlerle paylaşmak istedim. Anısına saygılarımla…

İngiliz müşteri ile yaşadığım bu travma sonrası benim bu yelken kullanma işini çözmem lazım diye çare arayışlarına başladım. Önce baktım Dünyada bu işi nasıl çözmüşler diye. Üç aşama buldum

1. Yelken yarışları düzenlemem gerek 2. Yelken kulüpleri açtırıp çocuklarımızı yelkenci yapmak lazım 3. Okul gemisine sahip olup yelkenci kaptanlar yetiştirebilmeliyiz.

İlk aşama kısa sürede sonuç alacağımız yelken yarışlarıydı. BODRUM CUP organizasyonunu kurgulamaya başlamıştım. Ancak benim bu organizasyonu yapacak maddi olanaklarım yok. Nerden bulurum nasıl bulurum diye kafa patlatıyorum ancak çözüm de bulmuş değilim.

Bu arada Namık AKARCA ile birlikte “KYBELE” teknesini yaptırmaya karar verdik. Neyse başladık, tekne Güllük’te bir tersanede yapılıyor ara sıra başında oluyoruz akşamları da tekne altında içki sofrası kurup demleniyoruz. Bizim teknenin yanında bir Fransız da tekne yaptırıyordu. Cristophe GİMONET. İçki soframıza davet ediyoruz beraber demleniyoruz. Laf lafı açtı ben İngiliz müşteri ile yaşadığım travmamı anlattım ve ardından ben bir Bodrum Yelken Yarışı düzenlemek istiyorum ancak param yok dedim.

Fransız Cristope;

… “Nasıl bir organizasyon düşünüyorsun” diye sordu.

Anlattım hem teknelere yelken yarışı yaptırıp yelkene olan ilgiyi arttıracağım hem de teknelere müşteri alıp onlara başka bir yerde bulamayacakları bir anı yaşatacağım hem de bir nevi charter yaparak teknelere gelir sağlayıp yelken yarışlarının külfet olmaktan çıkmasını sağlamak istiyorum diye anlattım.

Fransız Cristope;

… “Ben sana para bulurum” dedi

Nasıl bulursun dedim.

… “Eğer sen teknelere müşteri koymakta ciddiysen ben sana para bulurum” dedi.

Zaten mecburum, yarışların finansmanını kaldıracak bir bütçem yok, bu devirde sponsor bulmak da hayal zaten. Elbette ciddiyim dedim.

…” O zaman kolay dedi ben öbür hafta Fransa’ya döneceğim, bizim spor kanalı FR-3 televizyonu var onlarla konuşurum. Onlar bu işi çok sever” dedi.

İyi falan dedik geçtik gitti. Bu konuşmadan pek bir beklentin olmadığımdan bu konuşulanları unuttum bile.

Aradan bir zaman geçti benim teleks çalıştı bu Fransız Cristope’den bir mesaj geldi.

… “FR-3 televizyonu ile konuştum kabul ettiler yalnız bana bir yelken yapan tekne fotoğrafınızı (DİA) ve yelken yapan bir kısa film gönder. Yarışlar için bir poster yapacaklar bir de TV de dönecek bir film lazım.”

((( TELEKS’i görüp bilmeyenlere kısaca tarif edeyim. Kullanımdan henüz kalkan faks makinalarının iptidai şekli olan elektrikli daktilonun telefon hattına bağlanmış hali… )))

Bende ne film var ne de fotoğraf. Arayışa girdim, olsa olsa onlarda vardır diye, o zamanlar KARYA Tur, FLAMA Tur, MOTİF Yatçılık diye duayen şirketler var, çok yoğun yat turizmi yapıyorlardı. Onlara gittim. Demir DURU, Sinan ÖZER, Demir ŞERBETÇİOĞLU hepsinin yanın gittim ve projemi anlattım.

… Fransızlar razı oldu, benden fotoğraf ve film istiyorlar, varsa sizde vardır diye size geldim dedim.

Dediler ki;

… “Bizde yelken açmış tekne fotoğrafı, filmi bulmak ne gezer, yelken açan tekne bile yok, sen bırak bu macerayı” dediler.

Anladım ki Bodrum’da sorunumu çözemeyeceğim. Turizm Bakanlığı’nda tanıdık Zehra Abla vardı, (Zehra SULUPINAR) çok sevdiğim biriydi, ben acenteyi açarken çok yardım etmişti. Ona telefon açtım, derdimi anlattım.

… “Erman gel turizm bakanlığının arşivinde hepsi var” dedi

Kalktım gittim Ankara’ya. Arşive bakan çocuk, ben gelmeden tüm diaları filmleri hazırlamış. Baktık, seyrettik. Hepsi muhteşem yabancı bayraklı tekneler. Bunlar olmaz dedim. Ben böyle tekneler pazarlamıyorum ki. Gelecek müşteriler benden böyle tekneler isterler. Daha başlamadan yalancı pozisyonuna girerim. Olmaz dedim.

O zaman filmden vaz geçelim sana bir “DİA” bulalım dediler. O zaman gereksinim duyanların fotoğraf satın alabileceği DİA bankaları vardı. Bakanlık bu DİA bankaları arasında “Yelken açmış birkaç ya da bir gulet fotoğrafı” alımı için bir ihale açtı. Hiçbir DİA bankasından olumlu bir cevap alamadık. Onlar da şaşırdı ben de, kös kös Bodrum’a geri döndüm. Bodrum’a geldim, tek çare kendi göbeğimi kendim keseceğim. O zaman ŞEF teknesi bende, yangından sonraki ikinci yılı. Limanda bağlıydı. Kaptan’ı Hüseyin ASLANTÜRK’tü Urçun Kaptan’dan sonra işe başlamıştı. Doğruca tekneye gittim.

… Hüseyin!… hazırla tekneyi, çık limandan, aç yelkenleri, fotoğraf çekeceğim… dedim.

“ŞEF” çıktı limandan, açtı yelkenleri ben de bir bot bulut arkasından, ŞEF’in yelken açmış fotoğraflarını çektim. Birkaç da DİA çektim. Gönderdim Fransa’ya. ŞEF’in yelken açmış hali poster oldu. Bize de gönderdiler aynı posterlerden, sağa sola astık. Poster güzel olmuştu ancak teknenin egzozundan duman çıktığını da çekmişim. Yelken açmışız açmasına da motor da çalışıyor. Ancak posterleri astığımda fark etmiştim. Neyse olmuştu olan artık, buna da razıydık.

FOTO… E.M. (3) 002

Bir süre sonra yine benim teleks çalıştı Fransız’dan bir mesaj…

… “Özel uçak kiraladık 250 kişilik müşterilerle geliyoruz. Hazırlanın”

Koştum gittim limanda Şerif Kaptana anlattım durumu. Kaptan Şerif ÖNCÜ, eski kaptanlardan piyasanın en iyi kaptanlarındandı. Yarışa o da geliyordu. Abi 250 kişi geliyorlar ne yapacağız dedim. Şerif kaptan katılacak tekneleri ve kapasitelerini hesaplamaya başladı. 10 tekne sayabiliyoruz. Beş kişi ona, altı kişi ona derken topladık topladık 50 kişi kapasiteye ulaşabildik. Düşündük taşındık Marmaris’te orada burada başka tekne bulabilir miyiz diye mümkünü yok. Şerif Kaptan daha fazlası mümkün değil dedi.

Döndüm ofise bunu bu adama nasıl anlatırım diye kara kara düşünmeye başladım. Yazayım yazmasına da elim gitmiyor yazmaya. Fransa’da posterler asılmış FR-3 televizyonu program yapmış çok ilgi görmüş, talep patlaması yaşamışlar ve 250 kişi ile sınırlamışlar. Adam onca uğraşmış benim için, ben şimdi nasıl anlatırım durumumu diye sıkıntıdan neredeyse rıhtımda volta atacağım.

Ben nasıl anlatırım diye düşüne düşüne bir gün geçti. Bir taraftan kara kara düşünürken bir taraftan da Türkiye’yi tarıyorum tekne arıyorum. Derken iki gün geçti. Çarem yok artık söylemek zorundayım. 250 kişiyi nereye götürürüm. Karar verdim teleks çekeceğim. Tam o ara Fransız’dan bir mesaj geldi.

… “Erman, terör olayları nedeniyle biz geziyi iptal ettik”…

Bir gün önce, Türkiye’de süregelen PKK olaylarının, biri daha olmuştu. Büyük sansasyon yaratmış, ortalık toz dumandı. Mutlaka onları da etkilemişti.

FOTO… E.M. (3) 003

Ben üzülecek yerde sevinmiştim. Buruk bir sevinçti 250 kişi gelseler rezil olacağım, 50 kişi ile sınırlasam o adam yaptığına pişman olacak yine rezillik olacaktı.

Evet rahatladım ancak yeniden müşteri bulmam gerekecek önümde çok bir süre de yok yine kara kara düşüncelerdeyim. Bir-iki gün sonra Fransız’dan bir teleks mesajı daha geldi.

… “Erman burada bir kısım insanlar terör merör umursamıyor mutlaka gelmek istiyorlar ben bunları engelleyemiyorum ne yapayım?”

“Ben istedim bir göz Allah verdi iki göz”. Hemen bir teleks çektim. 50 kişi olmak kaydıyla gelebilirsiniz.

… “Tamam 50 kişi THY’den bilet aldık tarifeli uçakla geliyoruz.” Diye mesaj geldi.

Ben havalara uçmaktayım, müşterim tamam organizasyonu yapmam gerek. Kalktım gittim İzmir’e Yelken Federasyonuna. Macit BULUÇ diye bir amca vardı, anlattım durumumu.

… Biz ahşap charter yatları ile bir Regatta düzenlemek istiyoruz. Hem mavi yolculuk yapacağız hem tarihi yerleri gezeceğiz hem de yelken açacağız. Bunun için 50 kişilik Fransız bir grubu ayarladık. Rotamızı Bodrum-Ekincik olarak belirledik. Hem antik şehirlerimizi gezdireceğiz hem de yarış esnasında tecrübeli kaptanlar, genç nesil, hevesli gemicilerimize tecrübelerini aktaracaklar. Diye ballandıra ballandıra heyecanla anlattım.

… “Çok güzel ancak sizin teknelerinizin bir sınıfı yok bu nedenle size federasyon olarak izin veremem. İzin vermem için sizin sınıfınız olması gerekir.” dedi

… Tamam da bizim teknelerin sınıfını kim tespit edecek dedim.

… “Biz, federasyon tespit edecek, ancak buna yönetim kurulu karar vermesi gerekiyor. Yönetim kurulu yılda bir toplanır, geçen ay toplandık, ancak seneye artık, o zaman gel” dedi.

… Başkanım iki ay sonra gelecekler bu işin şakası olamaz, mutlaka yapmamız lazım.

… “Olmaz, yarış düzenleyip hakem kullanamazsın” dedi.

Gülsem mi? Ağlasam mı? Bilemiyorum, oluru ne olur diye pazarlık yapasım geldi, çare aramaya başladım.

… Tamam ben zaten mavi yolculuk yapacağım. Motor yerine yelken kullanacağız. Yarış havası verebilmek için start ve finiş işlemlerimizi kendimiz yapabilir miyiz?… Diye sordum.

… “Kesinlikle Federe Hakem kullanamazsınız, eğer duyarsam onların lisansını iptal ederim.” diye sert bir cevap aldım ve orayı hemen terk ettim.

Bu arada Valiliğe, Kaymakamlığa, Turizm Bakanlığına bilgi vermiştim. Gelen cevaplar olumluydu. Yelken Federasyonu’nun bilgisi dahilinde olması gerektiği vurgusunu yapıyorlardı ki prosedür de böyleydi. Ama Federasyon yönetim kurulu toplantısı yapılamayacağı için izin almam mümkün görünmüyordu. Tek çare kendi kendimize yapıyor görüntüsü vermekti. Resmi makamlara bu görüntüyü verirken içerideki Fransızlara da yarışları ciddiyetle düzenlediğimizi, her şeyi kurallara göre yaptığımızı da göstermemiz gerekiyordu. Yoksa Fransızlara rezil olmak da vardı. Durumu onlara anlatamazdık.

Bu nedenle İstanbul’dan hakem arkadaşları çağırdık. Ancak onların da meslek hayatlarına bir zarar gelmemesi için resmiyette görünmemelerini sağlayacaktık. Onların isimleri geçmeyecek yarış hakemi Galip İSEN (Rahmetli KİSS GALİP) gibi görünecek startı O verecek hakemler görünmeden yarışları düzenleyip yöneteceklerdi.

Günü geldi 50 kişi Fransızlar geldi. Onları bulabildiğim teknelere yerleştirdik. Tekne bulmak da zor, millete yalvar yakar durumdaydım, kimisine para teklif ediyorum. “Ben yarışmam diyor” yahu yarışma, yelken aç gel, diye diller döke döke yarışacak 16 tekne bulabildim. Dört organizasyon teknesi ile toplam 20 tekneyiz.

Ayrıca yarışmak isteyen ancak sorun olan iki teknemiz vardı. Biri yabancı, İngiliz bayraklı “ANGEL ALİNE” çok eski bir tekneydi bizim gulet kaptanlarının gözünü korkutmuştu.

… “O tekne yarışa girerse ben gelmem” diyorlardı.

… Niye diyorum?…

… “O katılırsa bizi geçer, bizim katılmamızın bir anlamı kalmaz. Biz gelmeyiz” diyorlar.

Bizim tekneleri zaten zar zor razı etmişim itiraz da edemiyorum. O tekne de reklamımızı görüp gelmiş çok istekli, geri çevirmek denizciliğin şanına yakışmaz. Diğeri de 18 metrenin altında boyu olan Tirhandil “HALANDİA”. Bu Bodrum Cup yarışında, gulet kaptanlarının gönlü olsun diye 18 metre ve üzeri klasman şartı koymuştuk. O nedenle uymuyordu.

Çözümü buldum elbet. Bu tekneleri “KLASMAN DIŞI” kategorisinde yarışa sokarak ortalığı yatıştırdım. Ve O iki tekneyi de katınca, yarışçı tekne sayımız 18 olmuştu.

Bu arada Limanda Denizciler Derneği panosuna astığım posterler her gün yırtılıyor. Yırtıldıkça ben yenisini asıyordum. Ancak yine yırtılıyordu. Bizim Şöhret Neco (Kaptan Necati KOCADON) her gün beni telefonla arar,

… “Erman senin poster yine yırtılmış” diye rapor ederdi.

En sonunda Şöhret Neco’ya görev vermiştim. “Nöbet tut kim yırtıyor posteri bana söyle” dedim. En sonunda yırtanları bulduk. O zamanki dernek yönetiminden kişiler yırtıyordu.

Nedeni…..

“Bu tekneler yelken yapamaz”. “Bu yarışlar soytarılıktır” “Bu tekneler yelken teknesi değil böyle bir zorlamayı kaldıramaz” ön görüsü vardı.

“Eski köye yeni adet getirmeyin” anlayışıyla bu tekneler yelken yapamaz tabusu var. Ben de bu tabuyu yıkan adam olarak zaten aforoz edilmiş durumdayım.

Neyse tırmalaya tırmalaya yarış gününe geldik. Her şey tamam. İstanbul’dan hakem arkadaşlar geldiler. Selma UCA, Fatih YÜCETİN ve Danyal MARAŞ. Hakemliğimizi yapacaklar ancak isimlerini saklıyorduk. Ertesi gün yarışlar başlayacak. Akşamında bizimle gelecek turizm müdürü geldi beni buldu.

… “Erman sana kötü haberim var. Turizm Bakanlığından yazı geldi. Bu yarışı yapamayacağınızı size tebliğ etmemi istiyor. Yelken Federasyonu şikâyet etmiş” dedi.

İzmir deki yelken federasyonu yetkilisi bizim o anlamsız görüşmemizden sonra yememiş içmemiş korsan yarış düzenliyorlar diye beni Turizm Bakanlığına şikâyet etmiş.

… “Bu durumda ben de gelemiyorum. Bu yazıyı ben sana yarıştan sonra tebliğ edeyim, ben seni görmedim, sen de beni görmedin Kusuruma bakma hadi size iyi yarışlar” dedi ve gitti.

Organizasyonun önemli bir görevini ona vermiştik. Görevinden izin alıp bizimle gelecekti. Fransızcası çok iyiydi ve bize tercümanlık yapacaktı. Bir tercümandan da mahrum kaldık. Yapacak bir şey yok. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye devam…

Neyse sabah oldu çıktık meydana start vereceğiz. İlk etabımız. Bodrum-Knidos. Az tekneyiz zaten. Start Noktamız Karaada Feneri hattı. Limandan daha yeni çıktık. Sahil Güvenlik geldi telsizden anons ediyor.

… “Organizasyon komitesi bugün hava çok sert olacak. Bu durumda seyir yapmanızı tavsiye etmiyoruz. Yarışı iptal edin.”

Yanaştık Sahil Güvenliğe. Sorduk liman çıkışları iptal edildi mi? Diye.

… “Henüz edilmedi ancak havanın çok sertleşeceği tahmin ediliyor. Bu durumda seyir yapmanızı tavsiye etmiyoruz.” Dediler

Kuzeyden sert bir rüzgâr esiyordu ve havanın sertleşeceği belli oluyordu, biz de farkındayız ancak yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik hesabı yarışı iptal etmek ölüm fermanını imzalamak gibi bir şey. Denizcilerin genelinde bu tekneler yelken yapamaz tabusu var. Bu tabuyu yıkmakla meşgulken, yarışın iptalini duyarlarsa. “Demedik mi biz size” diye başlayan haklı çıkmaları ve karşı çıkmalarıyla bir daha yarış falan düzenleyemeyiz, eldeki tekneleri de kaybederiz.

Biz START hakem teknesi SANLI-3’teyiz. Galip’le birbirimize (Galip İSEN) dert yanıyoruz. Sonunda Galip’e sordum.

… Memlekette, bu tekneler yelken yapamaz diye bir tabu var, yelken federasyonu yapamazsınız diyor, Turizm Bakanlığı yapılmasın diye talimat vermiş, Sahil Güvenlik hava kötü gitmeyin diyor… Galip, gidersek bu işin sonu ne olur?… Dedim,

Galip;

… “Kaza bela olursa, senin turizm belgeni iptal ederler, ölümü olmayan kötü kaza olursa seni 3-5 gün içeri atarlar. Öbür tarafını düşünmek bile istemem. Ancak kaza bela olmazsa hiçbir şey olmaz” dedi.

Kararı artık benim vermemden çok tekne kaptanlarının vermesi evresine gelmiştik. Şu tekneleri gezelim bakalım ne diyorlar diye ilk önce Şerif ÖNCÜ’nün tekneye yanaştık. “YA SELAM” teknesiyle yarışçıydı. Şerif Kaptan bağırdı…

… “Daha ne bekliyorsunuz!…” dedi… Hava kötüymüş dedim.

… “ Ne korkuyonuz!… Arkadan gelsin kol gibi gelsin!… Tam havamız!… Eski günlerdeki gibi!…” diye bağırdı.

İsmet CENGİZ Kaptan’ın tekne NEPTÜN’e yanaştım. İsmet Kaptan;

… “Yahuu ne bekliyorsunuz hadi gidelim bu havayı kaçırmayalım!” dedi.

Bir bakıma haklılardı, kuzey- güney yönüne yarışacaktık, rüzgâr arkadan gelecek pupa yelken gideceklerdi. Eski kaptanlar arkadan gelen rüzgarlardan korkmazlardı.

Diğer teknelerden de benzer sesler yükselince. Hakemlere işaret verdik hazırlanın biz startı veriyoruz dedik. Kısa zaman sonra, ikisi klasman dışı olmak üzere 18 yarışçı ve 4 organizasyon teknesiyle verdik startı ve Knidos Limanına doğru yarış başladı.

 

FOTO… E.M. (3) 004

İki buçuk saat sonra tekneler Knidos’a varmışlardı. Hava çok sert ve dalga yüksekliği de fazlaydı normal bir gezide bu havada bu hattı kimse geçmek istemezdi.

İlk etap sonunda Knidos Limanında demirledik. Yarışlar hakkında çok şey anlatırım ancak bu yarışı düzenlememizin en önemli çıkarımını anlatan olayına değinmem gerekiyor.

FOTO… E.M. (3) 005

 

Biz yüksek yerlere, tepelere çıkıp, elimizde koca koca telefonlarla Bodrum’a, çok iyiyiz, hasarsız, kazasız, belasız, Knidos’a vardık diye haber vermeye çalışıyoruz. Haber verdiler, İsmet CENGİZ kaptan kıyıda ağlıyor, diğer kaptanlar da başında dediler.

Olacak şey değil, ne oluyor diye koştum gittim. Kaptanlar kıyıda toplaşmışlar Neptün’ün Kaptanı İsmet CENGİZ Kaptan, etrafındaki kaptanlara yana, yakıla dert yanıyordu. Dövünmekle ağlamak arası bir durumda.

… “Beyler ben kaptan değilmişim… Sizlerden özür dilerim” Diyor… Diğerleri “Estağfurullah” diyorlar. İsmet Kaptan devam ediyor.

… “Ben ilk defa yelkenlerim açık iki buçuk saat seyir yaptım. Ve böyle bir havada ve böyle bir dalgada yelkenler açık geldim. Ben bu hava şartlarında bu hattı şimdiye kadar hiç geçmedim. Benim bu hattı bu havada yelkenleri açık geçmem olacak gibi değil motorla da geçsem aynı sürede geçerdim”

… “Ben mavi yolculukta müşterilerimle ancak üç gün sonra kaynaşabilirdim, güveni sağlarım, neyi nasıl yapmama nereye gitmeme karışmazlar rahat ederim. Bu süreyi 2 güne düşürmeye uğraşıp durdum. Bu süre ne kadar kısalırsa o kadar rahat ederim. Müşterilerin de tedirginliği biter gezi güzelleşir. Bu süreyi 2 güne düşürdüm diye sevinip duruyordum. Bugün yarış başlangıcından yarım saat sonra tüm müşterilerle kanka olduk, halatın bir ucunda onlar bir ucunda biz, beraber halatlara asıldık. Öğle yemeğinde bu havada yemek yapacak halim yoktu elbet, kestim ekmekleri, koydum arasına peyniri, domatesi, verdim ellerine. Gelen öptü giden öptü. Peynir ekmek için öpülmeyi nasıl hak ettim bilemedim. Ben boşuna uğraşmışım gezilerimde müşteriler memnun olsun diye dalıp koca koca ballıklar tutar yediririm, ahtapotlar pişiririm de bir kere öpen olmamıştı. Bu ne biçim şey anlamadım. Bunu bilseydim ben gezilerimde yelkenimi erkenden açardım.”

… “Yahu kaptanlar… Ben iki buçuk saatlik yolu bedava geldim, ben bu zevki daha önce nasıl keşfedemedim, üstelik ben bu yelkenle gideceğim yolculuklarda harcadığım mazot parasıyla ne motosikletler alırdım ahhhh… ulen…. ahhh… Ben kaptan değilmişim” diye neredeyse dövünüyordu.

Diğer kaptanlar;

… “Yahu İsmet Kaptan biz de senin gibi aynı durumdayız biz de ilk kez bu macerayı yaşadık” diyorlardı.

Yaşanan bu diyalog, nice zorlu koşulları aşarak düzenlenmiş bu yelken yarışının sonuç bildirgesi gibiydi.

********

Bodrum CUP yelken yarışlarının çıkarımlarını sindire sindire anlatacağım. Dördüncü Bölümde görüşmek üzere.

Saygılarımla Ali DİZDAR.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu