Anasayfa / FLAŞ HABER / BİROL İNAN İLE BİR SÖYLEŞİ

BİROL İNAN İLE BİR SÖYLEŞİ

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Birol İnan kimdir?
Kılcal damarlarımı, elimi ayağımı, yüzümdeki kırışıkları sevecek ama, özgürlüğümü, ruhumu kafese koymayacak olmayan aşkı arayan bir deliyim.
Kelebek gibi bir arıyım.
Ceviz kabuğunun içinde Gümüşlük çileğiyim.
Katre katre okyanusum.
Kaktüs bahçesinde gülüm.
Gül bahçesinde son gülün yaprağındaki gözyaşıyım.
Boca kıyısındaki siyah file çoraplı fahişeyle tango yapan tangueroyum.
Tokyo balık halinde uzak denizlerden gelmiş en taze balığım.
Kıra döke, çarpa çarpıla, düşe kalka akan akarsuyum. Tadımı yolculuğumda çarptığım kayalardan aldım; lezzetim de lezzetsizliğim de bundan.
Karanlık meşe fıçısında bekleyen Toscana şarabıyım. İçimde güneş var, karanlıkta aydınlığım ondan.
Iguazu şelalesinde gökkuşağıyım rengarenk.
Artvin dağlarında altmış metrelik ceviz ağacı tepesinde kovan içinde balım. Acı tadım ama ilacım.
Amayım dört gözü açık. Birinci viteste giden Ferrari’nin pilotuyum.
Altın kafese konan sivri dilli bülbülüm şen şakrak. Hem arya hem uzun havadaki tınıyım, acı tatlı her seste.
Çeliği Balkanlar’dan gelmiş, suyu Karadeniz yaylalarındaki suyla verilmiş keskin bıçkın bıçağın hasıyım.
Aynayım içe dışa, bükey veya düz. Zahiriyim ve gerçeğim aynı zamanda.
Büyünce Hiç olmak isteyen, yaramaz küçük bir çocuğum, Ayşenur Hanım.
Yazın hayatınız nasıl başladı?
Hep yazıyordum. Yazdıklarımı M.F.Ö Fuat Güner görünce “sen yazarsın oğlum” dedi. Ben de onu ciddiye aldım. Yazdıklarımı okudum, fena değildiler gerçekten; içlerinden bazıları şiir, bazıları roman oldu. Onun söylediklerini başka bir dostum söyleseydi sanırım ciddiye almaz, yazdığım şeyler yerli yerinde kalır; basılmaz, okuyucuyla kavuşmazdı.

Yazarken nelerden esinlenirsiniz? Örnek aldığınız yazar veya şairler var mı?
Müzik benim tutkum; her insanın içinde kendi melodisi olduğuna ve bu melodinin ruh haline göre değiştiğine inanırım. Tıpkı kalbimiz gibi her zaman aynı ritimde atmaz biliyorsunuz. Yazdıklarım aklıma sözcükler olarak gelmez, buz kalıpları gibi bütün bütün gelir, o anda hangi ruh halindeysem içimde hangi melodi varsa yazdıklarımla eriyip beste olur, şiir olur, kısa hikâye olur veya roman olur.
Esinlendiğim bir yazar veya şair yok, ama beğendiklerim hayran olduklarım var tabi. Nazım Hikmet, Yahya Kemal, Orhan Veli, Can Yücel, Özdemir Asaf, İlhan Berk, William Shakespeare (Bence gelmiş geçmiş en iyi), Neruda, Puşkin şairler.
Roman deyince aklıma Rus edebiyatı geliyor ve Lev Tolstoy’u başa koyarım. Bizden Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk bence dünya edebiyat sahnesinde haklı olarak yer alanlar ve Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Mehmet Eroğlu hayran olduğum diğer romancılar. Bir de bütün bunların dışında Japon yazar, Haruki Murakami… O bence bir dahi ve böyle bir yazarın Nobel almamasına hayret ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde okurlarla buluşan ‘Kalbim Pera’ adlı kitabınızdan bahseder misiniz? Bu kitabı neden yazdınız?
Roman yazmak için bir neden olmak zorunda değil ki. Topluma bir mesaj vermek, yüksek perdeden akıl vermek haddime düşmez. Sadece yazmayı seviyorum. Gündelik hayatta önüme gelen herhangi bir olay yazdığım kısa notlarla karakterlerle buluşuyor ve zaman içinde zihnimde senaryolaşıyor, bütün bunları bir bir sahnelerine koyuyorum ve karakterlerin içinde olmasını hayal ettiğim melodiler benim zihnimde karakterlerin duyguları haline geliyor.

Yazma sürecine başladığımda günlük yaşamımın içinde zihnimde o karakterlerle yaşıyorum konuşuyorum, insanları gözlemliyorum ve kısa notlar almaya devam ediyorum. Kafamda bu balonlarla dolaşırken ki süreci gebelik olarak tarif edebilirim. Tamam oldu dediğim anda, yani her şey yerli yerine oturduğunda oturup zevkle, keyifle güle oynaya bazen ağlayarak yazıyorum. Arınma hali ve en keyif veren süreç bu.
Örneğin Kalbim Pera’nın ilk sayfasında yaratıcı yeteneği olan bir tasarımcının Pink Floyd- Comfortably Numb- dinleyen ruh hali var ve yanında kan kardeşi Karaciğer Uzmanı Dr. Murat; normal hayatta böyle bir ikiliyi hiç yan yana görmedim; tamamı kurmaca ve öte yandan o kadar günlük hayatın gerçeği içindeler ki. Teknik bir hata yapmamak için bir karaciğer doktorunun da hastanın da yetenekli bir tasarımcının gerçek hayattaki duygularını hayatlarını gözlemledim tabi ama karakterler ilk kez buluştular. Doğaçlama caz yapan müzisyenler gibiler.

‘Kalbim Pera’ okurlara hangi mesajları vermeyi amaçlıyor?
Mesaj amacı yok. Çünkü her okurun okuduğu her neyse aldığı mesaj farklı olabiliyor.
Kalbim Pera’yı yayınlandıktan sonra büyük bir zevkle ve sanki yazarı ben değilmişim gibi tekrar okudum. Romanlar taslak halinden kitap haline dönüşünce, tıpkı çocuğunuz gibi oluyorlar ve bu benden mi çıktı dedirtecek kadar şaşkınlıkla bakıyorsunuz ona. Benim Kalbim Pera’dan taraflı bir okur olarak aldığım ana mesaj; yaratıcı insanların ayrıcalıklı oldukları, işlerini bir balığın suda yüzdüğü, bir kuşun uçabildiği gibi yapabildikleri. Meslek ve eş seçmenin insan hayatında ne kadar önemli olduğu ve yaşamın ne kadar göreceli olduğu. Kalbim Pera, kitap haline geldikten sonra tekrar okuduğumda bana; Dünyanın etrafında dönebilirsen yuvarlak olduğunu deneyimleyebilir, anı yaşayabilirsen saniyelerin önemini kavrayabilirsin diye düşündürdü.

Kitabın ismi nereden geliyor?
Romanın baş kahramanı Sinan’ın kızı ve yelkenli teknesinin adı Pera. Ve Sinan’ın Kalbi Pera’ da atıyor tabi Sinan’a göre Mavi Bir Ölümsüzlüktü Deniz. Denizlerde zaman farklı akar. Başta rahmetli Sadun Bora, sevgili dostum Özkan Gülkaynak’ı anmadan geçemem. Her ikisi de dünyayı dolaşmış denizciler. Onların nezdinde buradan tüm deniz insanlarına selam yollamak isterim.
Sizce kitap beklenen başarıya ulaşacak mı?
Ulaşacağını sanıyorum. Sağlam bir roman ve okurlardan çok iyi eleştiriler geldi. Beğenerek bir solukta okuduklarını söylüyorlar.
Kitabınıza bir okur gözüyle nasıl bir yorum yaparsınız?
Taraflı bir yorum olur ve ukalalık etmek istemem. En iyi yorumu okurlarım yapacaktır. Son günlerde William Shakespeare ve Ray Bradbury’den Fahrenheit 451’ i okudum. Moralim bozulmadı değil.
Bence mutlaka yazması gereken bir okurum Kalbim Pera için şöyle demiş:
Kalbim Pera’ da biraz İzmir, biraz Çeşme, biraz Bodrum, biraz dünya, biraz öbür dünya var. Sinan’ın kozmosunda sürüklenip durdum; bazen güldüm, bazen kahkaha attım, bazen ağladım ama soluksuz okudum. Kitap bitince kitaplığımın en görünür yerine koydum. Şimdi kapağına bakıyorum da odamdaki en güzel resim olmuş.

Hazırlık aşamasında olan yeni bir eseriniz var mı?
Evet bana heyecan veren yeni bir roman hazırlıyorum. 1950 lerden günümüze kadar olan bir zaman diliminde ve Diyarbakır’dan Ankara’ya, İstanbul’a, Datça’ya yolculuk yapan bir erkek kahramanı var. Kadın karakter Ayla ise ünlü bir soprano ve dünya sahnelerinde; New York, Sydney, Londra, Verona, Milano… Erkek kahraman ona aşık ve başrol oynadığı Leoncavallo’nun Palyaçolar Operası’nı izlerken erkek kahraman (adını henüz koymadım) diyor ki:
Hayalin aklımda/ Yalınayak alnı ak, yüzü al/ Bolca palyaço sevgilim/ İçi kan ağlıyor/ Onu müziklerin acıklı seslerinden kurtaracağım/ Kalabalık alkışlara çıkaracağım/ Karıştıracağım okyanuslara/ El ele ve rengarenk…
*
Erkek kahraman telefonda Ayla’ya böyle diyor:
Dün akşam bir kelebek güzelim kanatlarını bizim için son kez çırptı. Sonra önümde durdu ve öldü. Seni düşünmek seni yazmak için yeniden kozama döndüm. Kulaklarımda hala Brahms var. Kelebekleri sevdiğim gibi severim Brahms’ı. Beni hiç rahatsız etmezler biliyorsun.
Dedim ya buz kalıbı gibi geliyorlar diye yukarıdaki şiir gibi romanın, yazdığım pek çok şiiri ve kısa hikayesi var ve şu an onları müziklerle buluşturuyorum.

Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?
Beni okusunlar lütfen. İyi bir yazar olmak için okunmak önemli ve yazsınlar. Yazmak, içini dökmek için iyi bir yöntem.
Tüm okurlarınıza ve size sağlıklı, dinginlik, tasasız, kedersiz, endişesiz, kaygısız, mutlu bir hayat dilerim. Bana kendimi ifade edebilme şansı verdiğiniz için çok teşekkürler.

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlginizi Çekebilir

BODRUM ZEYTİNYAĞLARI HEDİYELİK PAKET OLDU

SOGUK SIKIM Aydın ve İskender Doğer kardeşler Bodrum da 32 yıldır süren ...