ALİ DİZDAR’IN YAZISI, ERMAN’IN MACERALARI (2)

İkinci Bölüm… “ŞEF” Teknesi…
Bodrum turizme ani bir kararla balıklama dalmıştı. Turist sayısının artış hızı tesisleşme hızının çok önünde gidiyordu. Bu nedenledir ki Bodrum turizmi ev pansiyonculuğuna razı olmuştu. Bu mecburiyet aslında ev sahibinin de turistinde çok hoşuna giden otantik bir turizm destinasyonu yaratmıştı. Deniz turizmi de aynı pozisyondaydı. Eski süngerci teknelerinde mağduriyetlerle dolu geziler yapılıyordu. Turist bir süre bu gezileri otantik yaşam biçimi diye kabullenmişti, ancak tekrarında bu mağduriyetlerden uzak durmaya gayret ederken, turizme katılan yeni tekneleri de gördükçe talebini yeni ve daha olanaklı teknelere kaydırmıştı. Haklılardı tuvaleti olmayan teknelerden kabini içinde tuvaleti olan teknelere, 13-15 metrelik dar alanlı teknelerden 20-25 metrelik geniş alanlı teknelere doğru evriliyorduk. Bu talep karşısında turizm şirketleri de daha lüks tekneler arar olmuşlardı. Her turizmci gibi Erman da etkilenmişti.
Eh… Erman konuşurken benim söyleyecek pek bir sözüm kalmıyor o nedenle sözü Erman’a bırakıyorum.
Erman ARAS;
ERA YATÇILIK ve TURİZM şirketimi kurduğum ilk yıllarımda mevcut eski tekneler ile Mavi Yolculuk gezi turizmini yapmaya çalışmıştık. Yıllar geçtikçe talepler değişmeye ve artmaya başlamıştı. Filoya katılan yeni tekne sayısı artan talebe paralel artmadığından bu talepleri karşılamakta zorlanmaya başlamıştık. Tek ben değil benim gibi birçok şirkette de durum aynıydı. Yeni teknelere ihtiyacımız vardı. Nerde yeni bir tekne görsek gözümüz kalıyordu. Tersaneler sıkı çalışıyor, mavi yolculuk konseptine hizmet edecek yeni guletler imal ediyorlardı. Osmanlı Tersanesi’nde Engin ve Ali Kemal DENİZASLANI kardeşler “ŞEF” ismiyle bir gulet yapıyorlardı. Arada bir tersaneye gider gıptayla seyrederdim. Sonra bitti denize indirildi. Limanın ortasında demirli durur, ben de uzaktan ah bir kiralayabilsem diye iç geçirirdim. Çok şık bir tekne olmuştu.
FOTO… E.M. (2) 001
Sahibini buldum, konuştum, kiralamak istiyorum dedim, anlaştık. Aradan bir süre geçti müşteri ayarladım SEF’i kiralayacağım ancak tekne riskli pozisyona düşmüş geziye gidemez dediler. Öğrendim ki, teknenin bağlı olduğu şirket konkordato ilan etmiş, her an icralık olabilir, gezinin bir anında tekneye el koyabilirler, böyle bir şey olursa rezil oluruz diye kiralayamadım.
Sahibi İzmirli bir noter, babacan kaliteli bir adamdı ancak tekne yaptırırken bir şirket kurmuş. Tekne yapımı için çok kişiden para almış, ayrıca hesapta olmayan harcamalar derken çok borçlanmış. Tekneyi çalıştırmaya başlayamadan alacaklılar sıkıştırmış ödemelerini yapamayınca konkordato ilan etmiş. Yani şirket batık tekne de her an icra gelebilir pozisyonda.
Kiralayamayınca sevincim kursağımda kalmıştı. Aradan bir zaman geçti. Ofiste oturuyorum. “ŞEF” teknesinin sahibi girdi içeri, teknenin anahtarlarını masamın üstüne attı.
… “Al evladım tekne senin” dedi.
Adamın yüzüne alık alık baktığımı görünce
… “Tekneyi sana bırakıyorum” dedi
… Niye dedim.
… “Ben bu tekneyi çalıştıramıyorum, teknede konkordato var diye kimse bana müşteri vermiyor, kendim müşteri de bulamıyorum, o nedenle benim yapacağım bir şey kalmadı. Sen genç adamsın halledersin. Al bu tekneyi ne yaparsan yap” dedi.
Ve çıktı gidiyor. Arkasından bağırdım bir dakika falan diye ancak “ tekne senin!…” dedi ve gitti.
Kaldım ofiste anahtarla baş başa. Çok beğendiğim kiralamaya iç geçirdiğim tekne artık bana emanet, ancak riskli durumda, sevinsem mi ne yapsam bilemedim. Karar vermek için birilerinden destek almam lazım. Sevdiğim bir-iki arkadaşı çağırdım. Anlattım durumu, elimizde konkordatolu bir tekne var çalıştırır mıyız? Yoksa anahtarları götürüp geri mi vereyim? Diye sordum. Bir süre tartıştıktan sonra…
… “Çalıştırırız!…” dediler.
Aralarından İsmail AYDOĞAR;
… “Tamam, ben de boşum, geçerim başına, ben ilgilenirim, bir kaptan buluruz çalıştırırız” dedi
Karar verdik çalıştıracağız ancak riske karşı da önlem almamız gerek. Olası tekneye el konulduğunda müşteriyi başka bir tekneye aktaracak şekilde turları planlayıp halledeceğiz.
Giriştik işe, eski süngercilerden Yarkın Kaptan’a teklif ettik. “Yarkın ARIK”, emekliydi zaten, kabul etti. Ekibi kurduk. Herkes durumu biliyor, ona göre hareket edeceğiz diye turlara başladık. O günlerin en yakışıklı teknesi bizde, gayet güzel çalışıyoruz. Tekne çalıştıkça sahibine para aktarıyoruz. O da borçlarını ödediği için memnun. Biz memnun, müşteri memnun, bir gelen müşteri bir daha gelmek istiyor. Her şey yolunda gidiyordu.
FOTO… E.M. (2) 002
Tekne bir sezon çalıştı, önümüzdeki sezon için planlamaları yaptık, teknenin turlarını sattım. 1987 yılı bahar aylarındayız, sezona az bir süre kalmıştı. Tekne limanda bağlı. 21 Mayıs, gece vakti, bir haber aldım, bana teknenin anahtarını atıp giden tekne sahibi vefat etmiş. Beklenmedik bir olaydı, üzülmüştüm ancak elden gelen bir şey de yoktu. Gecenin sabahında, saat 05’te telefon çaldı. Ömer CİZDAR beni arıyor.
…” Erman koş ŞEF yanıyor dedi.”
Bu nedenle o günden kalma, sabah erken çalan telefonları hiç sevmem.
Koştum gittim teknenin olduğu yere. Limanın sonuna doğru Kale surlarının altında “KALE Kafeterya” vardı tekne onun karşısında bağlıydı. Vardım teknenin başına tonlarca insan toplanmış birçoğu da yabancı. İtfaiye orada, tekne hala yanmakta. İtfaiyeciler dediler ki “bu tekne sönmez batırmamız lazım”. Tamam batırın dedim. Bordasından delik açtılar çarmıklarından çekip eğdirdiler açılan delikten su almasını sağlayıp batırdılar.
Yarkın kaptanı arıyorum. Dediler hastaneye kaldırıldı. Yarkın kaptan içerdeymiş yangını görünce battaniyeye sarılıp yangının içinden geçip lumbuzdan denize atlamış ancak çok yanığı varmış Bodrum Devler Hastanesine götürmüşler.
O arada teknenin başına toplanmış yabancı konuklar bana teknenin sigortasını soruyorlar. Gayeleri alacaklarını tahsil edebilmek. Teknenin sigortası yok, bir tek benim müşterime yaptığım turizm seyahat sigortası var. Size buradan ödeme çıkmaz dedim.
Neyse tekneyi batırdık, toplaşıp gelen alacaklılara geleceğim konuşuruz dedim ve ayrıldım oradan. Kaptanın nerede olduğunu bulmaya çalışıyorum. Hastaneyi aradım, onlar Milas Devlet hastanesine sevk etmişler. Milas Devlet Hastanesi’ni aradım onlarda Muğla Devlet Hastanesine göndermişler. Bir türlü ulaşamıyorum.
Döndüm yine teknenin başına. Bu arada duyan geldi teknenin başına, bizim duayen tekne ustası Erol AĞAN orada, Kaptan İsmet CENGİZ orada. Nasıl olur, nasıl olmaz, diye fikir fırtınası yapıyoruz. Erol abime soruyorum ne yaparız diye,
… “Çıkar getir tersaneye, dursun orada yavaş yavaş yaparız” diyor
“Abicim” diyorum ben bu teknenin tüm yaz sezonunu sattım yaza hazırlamam lazım.
… “Mümkün değil sen bu sezonu unut” dedi.
İsmet Kaptan’a döndüm “Yapcek bişey yok Erman” dedi. Herkes de hemfikir. Kime baksam aynı şeyi söylüyordu. Bizim bu görüş alışverişi esnasında orada bulunanlardan birisi,
… “Bizim tekneye İzmir’den motorcular geldi işlerini bitirdiler gitmek üzereler istersen onlara bir danış” dedi.
Çağır gelsinler konuşalım dedim. Geldiler, gösterdim tekneyi, tekne suyun içinde. Ne olur bu motorun hali, nasıl kurtarılır?
… “Çok fazla deniz suyuna tabi olmadan hemen çıkarırsanız kurtarabiliriz”. Dediler.
Olumlu çözüm önerilerine zaten balıklama atlamak eğilimindeyim. Tamam dedim çağırdım itfaiyeyi, “boşaltıyoruz suyunu yüzdüreceğiz” dedim koyulduk işe. Herkes de yardım etti. Bir süre sonra yüzdürdük tekneyi. Motorcular girdiler tekneye, o gece sabaha kadar çalıştılar ve sabah motoru çalıştırdılar ve bana çalışır teslim ettiler.
Onlar motoru tamir ederken ben de Kaptan Yarkın’ın peşindeyim. Bulmaya çalışıyorum. Muğla devlet Hastanesini aradım onlar da “biz bir şey yapamayız” deyip, İzmir’e göndermişler. İzmir’de bir hastanede buldum. Hekimle konuşuyorum. Hekim ateş püskürüyordu sarfetmediği küfür kalmadı.
… “O kadar hastane gezmiş, hiçbiri akıl edip adama bir serum bağlamamışlar, adamın hasarı sadece yanık, bütün gün yollarda gezmiş adam su kaybından öldü” dedi. “Bu bir cinayet!…” diye de bağırıp duruyordu.
Dünya başıma yıkıldı. O gece bana zehir olmuştu. İnsan, elinden bir şey gelmeyince çok çaresiz hissediyor. Bana erken haber verselerdi. Kaptan hastaneye sevk edilmeden önce yetişebilseydim. Ben onu kurtarırdım diye dövünüp durdum. Çok efendi, entelektüel ve çok kaliteli iyi bir kaptandı ve kendisini çok severdim. Anımsadıkça hala içime bir sancı girer. Allah rahmet eylesin.
Teknenin sahibinin vefatının hemen ardından toplaşan onca alacaklı, sigortadan para alabilmek için birkaç saat sonra teknenin başına üşüşmeleri, benim midemi bulandırmıştı. Muhtemel yangını bunlar çıkardı diye düşündüm, hala da aynı düşüncedeyim.
Kader deyip el mecbur sabah döndüm tekneye. Tekneyi yüzdürdük, motor da tamam ancak teknenin her yeri yanık içinde. Teknenin tüm sezonunu satmışım. Hadi diyelim müşterilerini başka teknelere aktarırım, biraz sancılı olur ancak halledebilirim. Ancak tekneyi bu halde bırakıp terk etsem etrafım beni tefe koyar “bir tekneye sahip çıkamadı” derler, güvenim sıfırlanır. Kendime olan güvenimi kaybederim. Sonra kendimi de af etmem diye düşünüp, bu tekneyi ne yapıp ne edip tamirini yapıp sezonda göğsümü gere gere gezdirmem lazım.
Tekne sahibinin vefatını duyunca, alel acele teknenin başına üşüşen, sigortasından gelecek paralarla borçlarını tahsil etmeyi umut eden adamları topladım. Hepsi mafyatik tipli adamlar. Hepsi de hayal kırıklığı içinde neredeyse ağlaşacaklardı. Şirketin avukatları ve daha birçoğu da geldi. Hepsiyle Kale Kafeterya ’da bir toplantı yaptık. Durumu anlattım.
… Ben bu tekneyi çıkardım tamirini yapıp çalıştıracağım, kazandığımla da borçlarını öderim. Ya kabul edin ya da alın teknenizi ne yapıyorsanız yapın dedim.
Şirket sahipleri ve mirasçıları zaten gelirken reddi miras yapmışlar, tekne açıkta neredeyse sahipsiz kalmış, ancak alacaklılar kartal gibiler. Toplaşıp gelen alacaklı güruh karar verdi.
… “Tamam tekne sende kalsın çalıştır bize de borcunu öde”.
Tamam dedik anlaştık gittiler. Geçtim teknenin başına kim görse yetişmez diyor. Bana sen bu sezonu unut diyorlar. Neyse Elektrikçi Mustafa abiyi çağırdım geldi. Bir tek marangoz işi değil ki elektrik işi de var.
… “Ne oldu Erman” dedi.
Tekneyi gösterdim, içeri girdik baktık, bunu nasıl kurtarırız, en çabuk nasıl hazır hale getiririz dedim
… “Ne kadar zamanımız var?” Diye sordu. Dedim en fazla İKİ AY… Düşündü düşündü “tamam yaparız” dedi.
Ben adamımı buldum deyip giriştim tamirata. Ne usta gerekiyorsa soktum tekneye, gece gündüz 2 ay çalıştık. Limanda battığı yerde bağlı olarak, tamiratını bitirip tekneyi tekrar geziye çıkacak şekle getirdim. Ancak bende ne para kaldı ne pul, elde olanı, sattığım turların parasını, hep harcadım. Tekneyi kurtardım da kaptan Yarkın’ı da kurtarabilseydim o zaman dört dörtlük olacaktım.
Mecbur yeni bir kaptan buldum. Kapt. Urçun FİLİZ, başladık turlara, tekneyi ben 3 yıl daha çalıştırdım. Borçlarını da ödedim. Teknenin artık yeniden bir bakıma alınması gerekiyordu. Yandığında, zamana karşı yarıştığımız için, yaptığımız tadilatların bir kısmı, geçici onarımlardı. Teknenin artık kapsamlı bir bakıma ihtiyacı vardı. Teknenin vefat eden sahibinin eşine gittim. Bodrum’da oturuyordu. Reddi miras yapmış olsalar da yine de teknenin sahibi görünüyordu. Teknenin durumunu anlattım.
… Bakım masraflarına katkı sağlarım ancak sizin de bir şeyler yapmanız gerekiyor. Dedim.
… “Biz herhangi bir masraf yapmayı düşünmüyoruz” deyince.
Anahtarı teslim edip. Anahtarı vasıtasıyla teslim aldığım tekneyi yine anahtarıyla teslim etmiş oldum. “ŞEF” teknesi ile olan ilişkim böylece son buldu. ŞEF teknesinden çok bir para kazanamadım ancak çok şeyler öğrenmiştim.
Üçüncü Bölümde buluşmak üzere. Ali DİZDAR





