ALİ DİZDAR YAZDI, ERMAN’IN MACERALARI (6) BOFOR TERSANESİ

ERMAN’IN MACERALARI (6)
BOFOR TERSANESİ
“Biz beşinciyi okumadık ki altıncı nereden çıktı” dediğinizi duyar gibi oldum. Siz sormasanız da ben yine de söyleyeyim. Bir önceki yazım “Bodrumda yelkenciliğin ilk adımları” Erman’ın beşinci macera yazı dizisiydi. Ben numara koymaktan vazgeçince ERMAN’IN MACERALARI dizisinde kesinti oldu. Ancak başlık Erman’ı geri çağırmamı istedi. Zaten ben tekne yapımcıları ve tersaneler yazı dizime, bir görünüp bir kaybolan tersaneleri de eklemek niyetiyle Erman ile röportaja başladığımda, tersaneye giriş yapana kadar bana 5 hikayesini anlatmıştı bile. Dahası da var elbet.
Bunlar sadece Erman’a ait hikayeler olmaktan çok Bodrum turizminin şekillenmesinde bilhassa denizcilik sektöründeki gelişmelerin sancılı aşamalarını da anlatıyordu. Erman’ın bitip tükenmez iştahla ve inatla sürdürdüğü var olmak yaşamı ve girişimcilik mücadelesi. Bana anlatılası hikayeler verdi. Sözü yine “Bende macera bitmez” diyen Erman’a bırakıyorum.
ERA Turizm şirketini kurup, mavi yolculuk turları düzenlediğimden beri, kiraladığım teknelerin kış aylarında karaya çekilip, bakımlarını ben üstlenmiştim. Mevcudumuz 10-15 tekneye kadar da çıkmıştı. Bu da ciddi masraf getiriyordu. Deniz turizminde tekne çoğaldıkça çekek yerleri yetersiz kalmaya ve çekek fiyatlarında artış başlatmıştı. Artık bu kalem çekilmez gider olmaya başladı. Buna da bir çare bulmam lazımdı.
Bizim de deden kalma Bitez Aktur’a komşu Ortakent sahilinde bir arsamız vardı öylece boş duruyordu. Ben buraya bir çekek yeri yapsam nasıl olur diye düşünmeye başladım. Babama söyledim… “ Yap” dedi… Belediyeden izinlerini aldım, elektrik suyu bağlattım.
Kıyısı çok sığ bir yer, nasıl yapabilirim diye, çağırdım konuya ilişkin ustaları, burayı çekek yeri yapmak istiyorum ne diyorsunuz diye sordum. İncelediler, “oldukça sığ bir bölge ancak idare ederiz dediler. Ve tersaneyi kurmaya karar verdik. 1991 yılı gibi hatırlıyorum
FOTO… BT 001
FOTO… BT 002
Kurduk tersaneyi, zorlansak da kendi teknelerimi çekmeye başladım. Hatta ilk “ŞEF” teknesini çekmiştim. Derken etraftan istekler gelmeye başladı… “Beni de çek”… “Beni de çek”… İçlerinde kıramadıklarım da var. Ayrım da yapamam. Başladım başka tekneleri de çekmeye, ancak korkuyorum da çekme atma bölgemiz çok sığ güven verici değildi. Allahtan personelim çok iyi idi, bir sakatlık yapmadan çekme atma yapmıştık. Mecburen masraf yapıp çekme atma bölgesini değiştirdik. İlk aşamada yatırım pahalı olacağı için kullanmadığımız sol taraftaki burunu çekim atım koridoru haline getirdik. Artık tüm çekim atımları daha güvenli derinliği olan bu alandan yapmaya başlamıştık. Artık çekek sahamızda 50-60 tekne olmaya başladı.
Arazi 45 dönüm idi ancak ben bir bölümüne yerleşmiştim yer yetmemeye başlayınca arazinin diğer bölümlerini de tersaneye katmaya başladım. Genişledikçe genişledik arazinin tamamı tersane haline geldi. Artık çekek yeri havasına geldik.
Onca tekne çekiyoruz ancak bakım yapacak tesisat ve sistem gerekmeye başladı. Tersane girişinin yanına marangoz atölyesi kurdum. Ufak tefek işler yapar olmuştuk. Tersanede tekne mevcudu arttıkça sahada çalışan gemici ve işçi sayısı da artmıştı. Öğle yemeğine gidilecek yakınımızda bir yer yoktu ve personel lokantası açmak zorunda kaldım. Tuvaletleri genişlettim duş sistemi kurdum. Duşlar kirli işlerde çalışan gemici ve ustaların ihtiyacı idi ancak buz gibi suda yapmalarına da razı olamadım ve duşlara sıcak su koydum. Hatta Bodrum tersanelerinde ilk sıcak sulu duşu olan tersane unvanı benim oldu. Bu nedenle diğer tersane sahiplerinden “senin yüzünden biz de duşlara sıcak su sistemi kurmak zorunda kaldık” diye sitemler gelmişti. Biraz da fiyat politikasını düşük tuttuğumdan tersanem full dolmaya başladı. Şaka maka tersane sahibi de olmuştum.
FOTO… BT 003
FOTO… BT 004
Bu arada gezi yaptırdığım teknelerde müşteri şikayetlerim yön değiştirmişti. Bu sefer de sandalyelerden ve lambalardan şikâyet gelmeye başladı. Tekne sahipleri ucuz ve pratik olması nedeniyle teknelerine plastik sandalyeler koyuyorlar ve yine ucuz ve bol ışık veriyor diye de floresan lamba döşüyorlardı. Müşterilerin de şikayetleri keskin olmaya başlamıştı.
… “Bu kadar güzel teknede, bu güzel gezilerde biz plastik sandalyelerde oturmak istemiyoruz. Her yer ahşap, pırıl pırıl vernikli ortamda bu plastik sandalyeler hiç yakışmıyor”
… “Bu floresan lambalar yüzünden gece gökyüzünü göremiyoruz. Yıldızları seyredemiyorum bu ne rezalet” diye şikayetler yoğunlaşmıştı.
Haklılardı. Utanmak bir yana müşteri kaybı yaşamak istemiyordum. Yine çare aramaya başladım. İlk önce floresan lambaları değiştirtmeye giriştim. Tekne sahiplerine; Müşteri vermem için önce lambalarını değiştir diye şart koşuyordum ve kısa zamanda sonuç aldım. Ancak plastik sandalyeler konusunda zorlanıyordum. Tekne sahiplerine ahşap sandalye aldırtmak deveyi hendek atlatmaktan zordu. Çok pahalı olması nedeniyle hiçbiri yanaşmıyordu.
Bodrum’da Doktor Altan vardı eşi mobilya dükkânı açmıştı, sosyetik şeyler satıyordu. Bir gün orayı gezerken Teak ağacından yapılmış bir sandalye gördüm. Bu sandalye bizim teknelere çok yakışır diye düşünüp, acaba ben bu sandalyeden üretebilir miyim diye bir cin fikir aklıma geldi. Hazır tersanede marangoz atelyesi kurmuşum, eleman da çalışıyor. Sandalyeyi satın aldım götürdüm atelyeye, gösterdim elemanlara “bu sandalyeden üretebilir miyiz” diye. Tüm parçalarını söktük verdim ellerine haydi girişin bakayım dedim. Giriştiler, İroko dan bir sandalye yaptılar baktım tamam, oldu bu iş. Başladık üretmeye 50-60 sandalye ürettik. Yaygın kullanıma geçince birebir yaptığımız sandalyenin ergonomisinde hataları fark ettik. Kendi Kalıplarınızı geliştirdik.
(…..Teak (Tik) ve İroko, dış mekanlar, bahçe mobilyaları ve deck uygulamaları için en dayanıklı, suya ve çürümeye dirençli tropikal sert ağaçlardır. Teak (Asya kökenli), yüksek doğal yağ içeriğiyle en üstün kaliteyi ve altın-kahve rengi sunarken; İroko (Afrika kökenli), benzer dayanıklılık özelliklerini daha uygun maliyetle sunan popüler bir alternatiftir….)
Geziye çıkacak teknedeki plastik sandalyeleri alıp yerine ahşap sandalyeleri veriyorum, gezi sonunda plastikleri verip tekrar geri alıyorum. Tekne sahibine bir türlü ahşap sandalye aldıramadığımdan çareyi böyle yapmakta bulmuştum. İş yürüyor gibi olmuştu ancak gezi etaplarında sıkıntılar olmaya başladı. Bodrum’dan başlayıp Göcek’te, Marmaris’te ya da Fethiye’de son bulan gezi sonrası sandalye takası yapmam için oraya gitmem gerekmeye başladı. Ya da Bodrum dışından başlayacak geziler için teknelere sandalye götürmem gerekti. Mecburen bir kamyonet aldım. Antalya’ya kadar sandalye götürdüğüm oluyordu. Habire sandalye taşıyordum.
Tekne sahiplerine sandalye almaları için yalvara yakar olmuştum. Size sandalyeleri vereyim parasını sezon sonunda ödeyin taksit bile yaparım, sandalyeler yüzünden size müşteri vermekte zorlanıyorum diye zar zor iknaya başladım. Mecbur oldular sandalyelerimi almaya başladılar.
Elimdekiler yetersiz gelmeye başlayınca yenilerini üretmeye başladık. Atelye büyüdü İtalya’dan yeni makinalar getirttik, ahşap ithalatı yapmaya başladık, personeli çoğalttık. Üretimimiz giderleri karşılayamaz hale gelmeye başlayınca mecburen bahçe mobilyaları yapmaya başladık. Siparişlerin sonu da gelmiyor ki. “Salıncak yok mu?” demeye başladılar. Mecburen iç mimar tuttuk salıncak dizaynı yaptırdık. İşi iyice ilerlettik. Artık fuarlara katılmaya başladık. İstanbul Mobilya Fuarına, Selanik Mobilya Fuarına katılıp siparişler almaya başladık. Personel çoğalınca onlara tersane içinde yatakhane yaptım.
Eşimin kardeşi Hakan SUBAŞIOĞLU geldi ben bir yatın inşasına başladım kabuk bitti buraya çekip geri kalanını burada yapmak istiyorum dedi. Olur dedim. Başladı yapmaya. Onu gören bir usta ben de bir tekne yapmak istiyorum dedi ona da izin verdik. Küçük boyutlu teknelerdi ancak tekne yapım tersanesi havasına da girmeye başladık.
Zaten duşları tuvaletleri büyütüp personel lokantası bile yapmıştım. Tersane büyüdükçe yatırımı da büyüyordu, tekne sayımız arttığı için sol taraftaki burunu andıran çıkıntıyı çekme atma koridoru haline getirmek oldukça masraf gerektirmişti. Artık Bodrum’un en büyük tersaneleri arasında yer alıyoruz. Çekek sayımız 100’ün üzerine çıkıyordu. Alt yapı tesisleri kurma, genişleme ve onarım harcamaları için ciddi krediler çekmiştim. Tersane çalıştığı sürece sorun yoktu.
FOTO… BT 005
FOTO… BT 006
FOTO… BT 007
Bizim harıl harıl çalıştığımız bu günlerde. Birilerini tersane arazisi içerisinde ölçümler yapıyorken gördüm.
… “Hayrola siz kimsiniz ne yapıyorsunuz” dedim.
… “Biz haritacıyız ölçüm yapıyoruz galiba buralar istimlak edilecekmiş” dediler.
Biraz daha kurcalayınca Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN’ın görevlendirdiği elemanları harita ölçümüne gelmişler.
Koştum gittim avukata danışmaya, böyle bir durum var istimlak ne iş diye araştırdık.
Aktur ile bize komşu arazi, Kabakum dan başlayıp Metro ya kadar giden bir milyon dönüm yeşil alan bir gecede turizm alanı ve başka lejantlara dönüştürülmüş. Hukuken yeşil alanı yok etmek mümkün değildir ama olmuş.
Torba yasa ile de yeni bir yasa çıkartılmış. “Bir turizm alanına komşu diğer bir turizm alanı eğer turizm ile ilgili kullanılmıyorsa istimlak edilebilir.” Yan parsel turizm alanına dönüştürülünce bizim arsa istimlak edilebilir durumda risk taşıyordu.
Bu olayın üzerinden daha bir ay geçmemişti ki Turizm Bakanlığı’ndan bana bir yazı geldi.
…”Sen burada çekek yapıyorsun, illegal işletmesin, araziyi derhal boşalt.”
Babama gittim durumu anlattım ne yapalım dedim. Babam ;
… “Oğlum Bodrum’da “Askeri Kamp”ın yapıldığı yıllarda Petrol Ofisi de bizim bu araziyi kamp alanı ve lojman yapmak üzere gözüne kestirmiş, buraya asfalt ürünleri aktarım iskelesi yapmak bahanesiyle istimlak ettirmeye girişmişlerdi. 20 yıl uğraştım zor bela kurtardım. Bu sefer bakan devrede kurtaramayız, burada derhal bir turizm tesisi kurmalıyız” dedi.
O gece ailece oturup karar verdik ve ertesi gün turizm amaçlı tatil villaları yapmak üzere bir turizm şirketi kurduk. Ve mecburen tersaneyi de o gün kapama kararı verdik. Yıl 2010
FOTO… BT 008
Bir dahaki yıl yaz sezonu sonunda artık tekne çekilemeyecek. Yaz aylarında tüm tekneler denize iner tersanede kimse kalmaz, yaz bitiminde yeniden çekmeye başlarız. Kararı verdik tersaneyi kapatıyoruz ancak çektiğim kredilerden ötürü bende borç boyumu aşmış durumda. Tersane sistemini tam kurmuşum. Bodrum’un önde gelen tersaneleri arasındayım. Benim yüzümden diğer tersaneler de kendine çeki düzen vermek zorunda kalmışlardı. Ciddi bir potansiyele sahibim. Ben kapatınca piyasanın dengeleri de bozulacak.
Belediyeye gittim, Deniz Ticaret Odasına Gittim, “bana bir yer gösterin, yardımcı olun, tersanemi taşıyayım, ben kapatırsam fiyatlar fırlar tekneler için hiç iyi olmaz” dedim. “Karaada’daki otelin arkasındaki araziye bile razıyım” demiştim. Hiç oralı olmadılar.
O zaman tersane kuruluşları ile ilgili hükümetin aldığı kararlarda, Mersin’den Bodrum Merkeze kadar olan kıyı şeridinde tersane izni veriliyor, Bodrum Merkez’den İstanbul’a kadar olan kıyı bandında tersane kurulmasına izin verilmiyordu.
Mecburen tersaneyi taşıyabileceğim Yalıçiftlik taraflarında yolu izi olamayan kıyı araziler bulmuştum, razıydım halledebilirdim. Ancak Belediye izin vermeyince yapamadım. Zaten zamanla yarışıyorduk ve tersane malzemelerini yok pahasına çoğunu hurda fiyatına satıp tersaneyi kapattım. Ve inşaata başladık.
Erman’ın bu macerası da böyle sona erdi.
FOTO… BT 009
Erman’ın öngörüsü gerçekleşti ve çekek fiyatları birden katlanıverdi. Elbette bunu bilmek için müneccim olmak gerekmiyordu, talep artınca fiyatlar yükselirdi. Bofor Tersanesi’ni kaybeden minimum 100 tekne mecburen yeni çekek yeri arayışına girmişlerdi. Çekek fiyatları artışına turizmin kötü gidişi de eklenince tekne işletme inadını sürdüren bilhassa yerli denizcileri çok zorlar oldu “lanet olsun” deyip çoğu tekne satılığa çıkmıştı.
Erman’ın pişmanlığı, “paniklemeyip kapatmasaydık belki de hala çalışıyor olabilirdik. Boş bile kalsaydı binalardan ziyade daha iyi olurdu. Kemal UNAKITAN ölünce istimlak konusu da ortadan kalktı. Turizme dönüşen bizim arazilerde istimlak konusu hiç yaşanmadı. Benimle birlikte Yalıçiftlik’teki çekek yerine de Bakanlıktan aynı yazı gelmişti. Ama onlar hala çalışıyorlar.” Gibi birçok acabalara söyleniyor olmasının yanı sıra panikle alelacele müteahhitte verdikleri inşaatlardaki anlaşmazlıklarda mahkemeleri hala sürmekte.
Tekne yapım ustası olmayıp tersane açanları yazarken
“Yağmurdan Kaçarken Doluya Tutulmak” başlığını atmıştım. Erman’ın bu macerası da bu başlığa uyum sağladı gibi.
Diğer maceralarda buluşmak üzere hoşça kalın. Ali DİZDAR











