Anasayfa / KÖŞE YAZARLARIMIZ tüm yazılar için fotografa tıklayınız / ALİ DİZDAR / ALİ DİZDAR’IN YAZISI: BEKAR HALİL’İN LANETİ

ALİ DİZDAR’IN YAZISI: BEKAR HALİL’İN LANETİ

 

Lakaplar önemlidir. Adını soyadını söyle tanımazlar lakabını söyle sülaleni sayarlar.

Halil Amca olarak anarım büyüğümdür saygı duyarım. Sekerci Bekâr Halil, rahmetli oldu nur içinde yatsın, şekerci, dondurmacı, macuncu (osmanlı macunu) seyyar satıcıydı. Evliydi ancak niye Bekâr diye lakap takmışlardı ki? Elbette öğrendim.

Halil Amca’nın babasından gelirmiş bu lakap. Söylentiye göre babası evlendiği gece, gerdekten kaçmış, milletin ağzı torba mı büzesin “ ULEN BEKAR KALCEK BU ADAM” diye söylenmişler ki lakap olarak yapışmış. Aslından “Bekarların Halil” olarak anılırmış ancak kısaca Bekar Halil olarak yapışmış kalmış dillerde.

Bu gerdek gecesi kaçıp bir hafta kaybolma hikâyesini birilerinden duymuştum. Ne derece doğru bilemedim. O gece gelini bırakıp gider bir hafta eve gelmezlermiş. Ben istediğim zaman istediğim kadar bir yerlere giderim sen karışamazsın, kabullen ya da ananın evine dön demekmiş ki, kadın erkeğe itaatkâr olsun, tafra yapmasın, hâkimiyet taslayamasın.

İlkokuldan Bodrum’u terk etmek zorunda kaldığım Lise çağıma kadar hep faal bir seyyar satıcıydı Bekâr Halil. İlkokulda teneffüs aralarında başına üşüşürdük, okul yakınında, tezgâhı ile beklerdi. O gün kuvvetli bir harçlık almışsak Halil Amca’nın macunundan yememek olmazdı. Acıktığımda ki hareketli bir çocukluk geçirdiğimiz için öğleye doğru illaki acıkırdım. Halil Amca’nın tezgâhında sandviç ekmeğine benzer, daha küçük, simit tadında, çok lezzetli bir ürünü vardı arasına macun koydurur yerdim çok da severdim.

Kandillerde “Kandil Şekeri” yapar gezerek satardı. Rastlarsa Babam mutlaka alırdı. 

Çarşıda Belediye Meydanındaki Caminin araç yoluna yakın arka köşesi onun tezgâh mekânıydı. Yaz aylarında onun limonlu dondurmasını yemediğim gün nadir olurdu. Limonlu dondurmayı kendi yapardı. Büyükçe bir dondurma tertibatı vardı. Bel hizası yüksekliğinde çapı 60 cm civarında bir ahşap fıçı içerisinde çapı 30 santim civarında bakır ya da krom kazan. Kazan etrafına buz doldurulur kazan devamlı döndürülerek dondurma yapılırdı. Halil Amcayı satışa sunduğu dondurma başında dondurma fazla sulanmasın diye dondurma kazanını sürekli elle döndürürken görürdüm. Halil Amca’nın Limonlu dondurması püre haline getirilmiş buz kıvamında olurdu lezzet süper.

 

Halil Amca (Bekar Halil) temizlik hastası bir adamdı tezgahında neredeyse her şey kağıda sarılı olurdu. (Dükkânlarda kullanılan ambalaj kâğıtları ) Arka ceplerinde kâğıda sarılı iki adet sabun bulunur. Şaşırabilirim ancak sağ arka cebindeki sabunla ellerini yıkar, sol arka cebindekiyle de su içtiği bardağı, yemek yediği kaşık çatalı yıkar ve kâğıtlarla siler kurulardı. Bu sabunlar hiçbir zaman birbirinin yerine kullanılmazdı. Herhangi bir şişeden bir sıvı içecek olsa şişeyi ya kâğıtla sararak tutar ya da yıkardı şişeyi ağzına değdirmeden içerdi sıvıyı. Ellerini sürekli yıkadığından elleri buruş buruştu. Bu titizliği herkes tarafından bilinir ve bir TİK miş gibi görülürdü.

Böyle küçük kasaba hayatında bir zaaf, bir alışkanlık arkadaşlar da dâhil herkes tarafından zaman zaman kötü şakalara konu olur. Bekâr Halil de bu şakalardan nasibini alırdı.

Esnaf akşam kapanma saatinden sonra eve gitmeden önce bir yerlerde toplanır birkaç tek atarlardı. Bu da genellikle Körfez Restaurant’ta, Balıkçılar Çarşısı’nda (TOPANE) ya da belediye meydanı civarında sahile masa atılır ( O zamanlar belediye meydanı bu kadar ruhsuz bir yer değildi ) etraftaki lokanta ya da köftecilerden alınan yiyecekler bakkallardan getirilen peynir, çerez gibi malzemeler meze yapılarak rakı içilir sohbet, gırgır, günün stresi kovulur neşelenilirdi. Bu sohbetlere Bekâr Halil de davet edilirdi. Bu normal bir şeydi çünkü Bekâr Halil de esnaftan birisiydi. Üstelik bedava içkiye Bodrumda kimse hayır demez. Babam da bu toplantılara katıldığından ben de bu toplantılardan birine şahit oldum. Belediye Meydanı civarında sahile kurulmuş bir masaydı.

Bekar Halil de kendi bardağıyla gelir masaya oturur, herkes gibi onun bardağına da rakı konurdu, şerefe diyerek bardaklar tokuşturulur ilk yudumlar alınırdı, rakı bardakları masaya konduktan sonra bir lokma meze atıştırılırken birisi kuvvetlice ortalığa yalandan hapşırırdı. Elbette bu hapşırık masaya doğru olmazdı ancak Bekâr Halil bozarır, sinirlenir bardağını alır rakıyı döker, arka cebinden sabununu çıkarır şadırvanda bardağı yıkadıktan sonra tekrar masaya gelir, arkadaşlar yapmayın diye rica eder, herkes de tamam tamam deyip bardağına tekrar rakısı konurdu. Yine bir yudum alındıktan sonra bir başkası tekrar yalandan hapşırır. Rakısını tekrar döker, tekrar yıkamaya giderdi. Bunu kaç kez tekrar ederlerdi bilemiyorum ben dayanamayıp kaçmıştım.

Bekâr Halil bu eziyetlere maruz kaldığından beddua etmiş olmalı ki şimdilerde biz aynı durumdayız. Her tuttuğumuz nesneden sonra ellerimizi yıkar olduk. Yıkamaktan ellerimiz buruştu, evde hapşırsam bir sürü azar işitiyorum. Korona, Halil Amcanın intikamını alıyor.

İyi de Halil Amcaya eziyet edenlerin neredeyse hepsi vefat etti gitti, bu bizim günahımız değilki, görünüyor ki beddua bize miras kalmış…

EVDE KALIN, SAĞLIKLI KALIN Saygılarımla. Ali Dizdar 30 Mart 2020

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

ALİ DİZDAR YAZDI: GÖRÜNEN  KÖY

  Sevgili okurlar Bodrum Kent Konseyi Kıyı Komisyonu geçtiğimiz yaz boyu kıyılarımızda, ...