DR. EŞREF ATABEYFLAŞ HABER

‘’SU’’ MU ‘’ALTIN’’ MI?

‘’SU’’ MU ‘’ALTIN’’ MI?

DR. EŞREF ATABEY
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji uzmanı / Yazar

İnsanoğlu, hayati olmayan mücevherat ve yatırım tutkusu yüzünden yaşam için gerekli SU’yu kaybediyor.
Bana ALTIN yaşamsal diyorsun. ALTIN yaşamsal ise ihtiyacın olanı neden satıyorsun? ALTIN’sız yaşayabilirim ancak SU’suz yaşayamam. Bir gram ALTIN’a sahip değilim ama yaşıyorum. Yanımda yemek için ALTIN değil, içmek için SU taşıyorum.
İnsanlığın biyolojik varlığını sürdürebileceği bir doğal çevreye sahip olması hakkını ihlal eden, bana madene karşıysan arabaya binme, cep telefonu kullanma, TV izleme, madenden yapılan evlerde oturma diyen kısaca su, ekmek gibi yaşam için altın zorunlu ihtiyaçtır diyen, ALTIN’ı çıkaranlara/satanlara şu soruları yöneltmek istiyorum.
Her madenin bir ömrü olduğuna göre ALTIN bittiğinde, bu durumda yaşamımız da sona mı erecek?
Çocuğun, baba ben SU içmek istiyorum dediğinde ALTIN madenciliğiyle kirlenmiş ya da kurumuş; yok olmuş; SU’yu nerede bulacaksın? Ya da kirlettiğin zehirli SU’yu çocuğuna içirebilecek misin?
Çocuğun, Baba, ben acıktım yemek istiyorum dediğinde, kirlettiğin tarlada bitmeyen, olmayan sebze ve meyveyi, ekmek için buğdayı bulabilecek misin?
ALTIN madenciliğiyle çölleştirdiğin yerde, gölgesinde oturacak bir ağaç bulabilecek misin?
Çocuğun, Baba ben nefes alamıyorum dediğinde bunun nedeni ALTIN madenciliği uğruna kirlettiğin hava olmayacak mı?
Burada SU mu ALTIN mı, ikisi arasında bir tercih yapılamaz. Yaşamsal olanı tabii SU.

YAŞAM İÇİN ‘’SU’’

İnsan vücudunda, embriyonun yüzde 95’i, bebeklerin yüzde 80’i, çocukların yüzde 75’i, yetişkinlerin yüzde 70’i, yaşlıların ise yüzde 50’si sudan oluşur.
Vücudumuz normal fizyolojik işlevlerini sürdürmek için her 24 saatte bir 40.000 su bardağına eşdeğer suyu yaşamı boyunca her gün sistemlerinde dönüştürür.
Vücudumuzda her gün yaklaşık 6 ile 10 su bardağı su kaybı olur.
Vücut suyumuzun %10’nu yitirirsek yaşamımız tehlikeye girer; %20’sini yitirirsek ölürüz.
Litre bazında düşünecek olursak, bir erkek ortalama günde 3 litre, bir kadın ise günde 2,5 litre kadar su almalıdır.


Şekil 1

SU KRİZİ

20. yüzyılda Dünya nüfusu üç katına çıkarken, yenilenebilir su kaynaklarının kullanımı altı kat arttı. Önümüzdeki 50 yıl içinde Dünya nüfusu %40 ila %50 daha artacak. Bu nüfus artışı sanayileşme ve kentleşme ile birleştiğinde su için artan bir taleple sonuçlanacak ve çevre üzerinde ciddi sonuçlar doğuracaktır.

Bugün bir su krizi var. Ancak kriz, ihtiyaçlarımızı karşılamak için çok az suya sahip olmakla ilgili değil. Bu, aslında suyu kötü yönetme krizi. Milyarlarca insan ve çevre acı çekiyor. Tarım, sanayi, evsel kullanım için tatlı su kullanımı ne olursa olsun, büyük su tasarrufu ve su yönetiminin iyileştirilmesi mümkündür. Neredeyse her yerde su israf ediliyor ve insanlar su kıtlığı yaşamadıkça suya erişimin bariz ve doğal bir şey olduğuna inanıyorlar.
Kentleşme ve yaşam tarzındaki değişikliklerle birlikte su tüketiminin artması kaçınılmazdır. Bununla birlikte, örneğin, beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler, 1 kg patates yetiştirmenin sadece 100 litre su gerektirdiğini, 1 kg sığır etinin ise 13.000 litre su gerektirdiğini bilerek sorunu azaltılabilir.

SU KITLIĞI

Su kıtlığı hem doğal hem de insan yapımı bir olgudur. Gezegende 7,5 milyar insan için yeterli tatlı su var. Ancak eşit olmayan bir şekilde dağılıyor ve çok fazla israf ediliyor; kirleniyor ve sürdürülebilir olmayan bir şekilde yönetiliyor (BM). 3,2 milyar insan yüksek su kıtlığı veya kıtlığı olan tarım alanlarında yaşıyor. Su kıtlığından etkilenen insanların yaklaşık %73’ü Asya’da yaşıyor.

GÜVENİLİR ‘’SU’’YA ERİŞİM EKSİKLİĞİ

Dünya çapında yaklaşık 2,3 milyar insan su sıkıntısı çeken ülkelerde yaşıyor; güvenli bir şekilde yönetilen içme suyuna güvenilir erişimden yoksundur. 450 milyonu çocuk olmak üzere 1.4 milyar insan, yüksek veya aşırı derecede yüksek su hassasiyeti olan bölgelerde yaşıyor (WHO ve UNICEF,2019).

GÖÇ

Küresel Su Enstitüsü, 2030 yılına kadar 700 milyon insanın yoğun su kıtlığı nedeniyle yerinden edilebileceğini tahmin ediyor.

TÜRKİYE SU FAKİRİ OLMA YOLUNDA

“Falkenmark su stres indisi”ne göre kişi başına yıllık su arzı 1700 m3 altında ise o ülkede su kıtlığı var demektir.
Türkiye’nin yıllık kullanılabilir 127 milyar m3 su potansiyeline göre, kişi başına düşen yıllık su miktarı 1799,2 m3’dür. Türkiye İstatistik Kurumu, nüfusun 2030 yılında 100 milyona ulaşacağını öngörmektedir. Bu durumda, kişi başına düşen su miktarının 1120 m³/yıl olması beklenmektedir. Türkiye, madencilik faaliyetleriyle ormanların ve su kaynaklarının yok edilmesiyle “su fakiri” olma yolunda hızla ilerliyor.

Şekil 2

ALTIN MADENCİLİĞİ ‘’SU’’YU YOK EDİYOR

Altın madenciliği doğal çevreye geri dönüşü olmayan zararlar veriyor. Günümüzde bir yılda üretilen 3000 tondan fazla altının yüzde 90’ı siyanürle üretilmek zorunda. Su kaynakları, hava kalitesi, yaban hayatı, toprak kalitesi ve iklim üzerinde olumsuz etkileri oluyor.
Toprak ve suya asit maden drenajı (asidik sular) ve kirletici kimyasallar sızıyor. Rüzgar ve gaz emisyonlarınca taşınan partiküller hava kalitesini bozuyor. Orman ve bitki örtüsünün, üst toprağın kaldırılması, faunanın yer değiştirmesi, kirleticilerin salınımı ve gürültü oluşturmasıyla çevreyi etkiliyor.
Suyu depolayan kayaların, suyu üreten ormanın ve bitki örtüsünün, biyolojik çeşitliliğin ortadan kaldırılması, havayı, suyu ve toprağı kirletmesi nedenleriyle altın madenciliğinin doğrudan ekosisteme, iklim değişikliği üzerine olumsuz etkileri oluyor.

-Altın madenciliğinden kaynaklı asidik ve ağır metallerce zengin sular tarım topraklarını kirletiyor.
-Maden ocaklarıyla, arazinin fiziksel yapısı bozuluyor; toprağın erozyonu hızlanıyor.
-Yer altı ve üstü su dengesi bozuluyor.
-Tarım, orman ve rekreasyon alanları zarar görüyor.
-Patlatmalarla su kaynakları kayboluyor, gürültü kirliliği oluyor.
-Patlatmalarla oluşan sarsıntıların tetiklediği heyelanlar oluyor.
-Tozlar havayı, toprağı ve suyu kirletiyor.
-Su kaynaklarının kuruması, bitkilere zararı, nakil yollarının açılması suretiyle trafik artışı ve yolların oluşturduğu parçalanma yaban hayata zararı oluyor.
-Altın ocakları terk edildikten sonra geride devasa çukurlar bırakılır; çevresinde koruma önlemi alınmadığından, insanlar ve hayvanlar için tehlike oluşturuyor.
-Terk edilen ocakların yerleşim yerlerine yakın olanları genellikle inşaat ve hafriyat atığı, katı çöp depolama alanı olarak kullanılıyor.
-Kontrolsüz ve denetimsiz olduğu çevreye verdiği zararlarından açıkça görülen altın ocakları faaliyetleriyle parça parça tükettiğimiz şey aslında tüm canlılara hayat veren, canlıların yaşamı için gerekli olan, toprak, gıda ve SU.

Şekil 3

‘’SU’’YU DAHA ÇOK KİRLETİLEN YERLER

Türkiye’de altın ocakları çevresindeki yerleşimlerin ihtiyacı olan SU daha çok kirletiliyor. Altın üretimi yapılan ocaklar Ege, Doğu Karadeniz, İç Ege ile Doğu Anadolu’da yoğunluktadır. Faaliyette olan ve işletilen altın madenleri şunlardır.
Artvin ili Hot; Balıkesir ili Çoraklık, Kubaşlar, Kızıltepe ve İvrindi; Çanakkale ili Lapseki, Kirazlı ve Akbaba; Erzincan İliç Çöpler; Eskişehir ili Kaymaz ve Sivrihisar; Gümüşhane ili Mastra, Midi ve Mescitli; İzmir ili Ovacık, Çukuralan, Efemçukuru ve Seferihisar; Kayseri; Himmetdede, Kaş ve Öksüt; Konya ili İnlice; Niğde ili Bolkardağ; Ordu ili Fatsa- Altıntepe; Sivas ili Bakırtepe; Uşak ili Kışladağ (Avrupa’nın en büyük altın madenidir).

MÜCEVHERAT İÇİN ‘’ALTIN’’

Dünyada üretilen altının yüzde 46,5’i mücevherat, yüzde 24’ü yatırım, yüzde 23’ü Merkez Bankası, yüzde 6,5’i teknolojide kullanılıyor.
Bu oranlara bakıldığında ‘’altın’’ın yüzde 93,5 gibi neredeyse tamamına yakın bir oranı diğer metalik ve endüstriyel minerallere göre bir ihtiyaçtan değil, mücevherat ve yatırım tutkusu için üretildiğini söyleyebiliriz. Gerekli olan elektronikte kullanımı sadece yüzde 6,5 dolayında kalmaktadır.
Bu durum, altın, mücevheratta ve yatırımda kullanılmasa ne olur? Para altından yapılmasa ne kaybedilir? Dünya’da üretilen altın miktarına göre, elektronikte kullanıma yetecek kadar altın mevcuttur. Öyleyse altına ihtiyaç kalmamıştır.

DOĞAYI EN FAZLA TAHRİP EDENLER DE ALTIN’I ÇIKARAN, İŞLEYEN, SATAN VE KULLANANLAR

Yoksul kesim kat, yat, uçak alamayacaklarına, her yıl araba modeli, sık sık akıllı telefon değiştiremeyeceklerine, pırlanta, altın, altın varaklı çatal, bıçak, koltuk alamayacaklarına, rezidanslarda, villalarda, köşklerde oturamayacaklarına göre sonuçta madeni tüketen, madenden yapılan ürünleri kullananlar, enerjiyi, hammaddeyi en fazla tüketenin de varsıllar olduğunu dolayısıyla, madencilik adı altında doğayı en çok tahrip edenlerin, çevre kirliğine yol açanların da, madeni çıkaranın da, işleyenin de, satanın da, madenden elde edilen malzemenin hangisinin kullanılacağını tayin edenin en fazla varsıllar olduğunu, buna karşın Madenciliğin yol açtığı çevre kirlenmesini, doğanın, toprağın, suyun ve havanın kirletilmesini önlemek isteyenlerin de varsıllar olmadığını söyleyebiliriz.

“ALTIN’ı kim üretiyor; bundan kimin kazancı var; üretilen ALTIN’a ne oluyor; üretildiği yerde geride ne bırakılıyor; ALTIN’dan kazanılanlar ülke insanının refahına, yaşam kalitesine yansıyor mu?” sorularını sorduğumuzda bunun cevabı gayet açıktır.

Madencilik ve ilgili endüstriler bir ülkenin sosyo-ekonomik kalkınması için gereklidir. Ancak ALTIN madenlerine özel olarak baktığımızda, bunların oluşturulması ve elde edilmesinde siyanür ve kimyasallar kullanılması yönüyle işletilmesinden kaynaklanan çevre üzerinde önemli olumsuz etkilerin olduğunu görebiliyoruz.

Daha fazla doğa tahribatına yol açılmamasını, yaşamımız için zorunlu ihtiyaç olan toprağın, suyun ve havanın kirletilmesini istemiyorsak tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz.
Madenler milyonlarca yılda yerkabuğunda oluşmuş ve bir daha yerine konulamayan ulusal değerlerimizdir. Her madenin olduğu gibi ALTIN cevherinin de ömrü kısadır.
Madenlerimiz Kamu eliyle, gerektiği kadar, tüm çevresel önlemler alınmak suretiyle yurt içinde işlenmelidir.
Madenlerin çıkartılmasına karşı değilim. Ancak, ALTIN madenciliği için bunu söyleyemiyorum. Üretilmesi için siyanür ve kimyasallara ihtiyaç bulunan, zorunlu bir ihtiyaçtan değil, mücevherat ve yatırım aracı olarak kullanılan, teknolojide de yeteri kadar stoklarda ALTIN mevcut olduğuna ve ALTIN’a da ihtiyaç kalmadığına göre, Ülke genelindeki altın madeni işletmeleri kapatılmalı ve ocaklar rehabilite edilmelidir.

Kaynaklar
Eşref Atabey. 2023. Madencilik ve Çevre. 196s. Sarmal Kitabevi. İstanbul.
Eşref Atabey. 2024. ’’Altın’’ madenciliğinin ekosistem ve iklime etkisi (https://www.bodrumguncelhaber.com/altin-madenciliginin-ekosistem-ve-iklime-etkisi/)
Eşref Atabey. 2023. Su kıtlığı ve kirliliği küresel bir kriz.( https://www.temizmekan.com/kuresel-bir-kriz-su-kitligi-ve-kirliligi/)
Eşref Atabey. 2010. Türkiye’de İnsan Kaynaklı Unsurlar ve Çevresel Etkileri. MTA Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 7, 286s.
Altın Madencileri Derneği. https://altinmadencileri.org.tr/ Erişim: 26.2.2024.
MTA. 2020. Dünyada ve Türkiye’de Altın.
Necati Yıldız. 2022. Altın madenciliğinde algı yönetimi: Çevre ve siyanür… Ya ekonomik boyutu?
USGS, .Gold Statistics and Information. 2020. https://pubs.usgs.gov/periodicals/mcs2020/mcs2020-gold.pdf (erişildi: Ağustos 11, 2020)

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu