E. Füruzan UysalFLAŞ HABERHABERLER

KELAM SAHİBİ  OYALAR, FÜRUZAN UYSAL’ IN YAZISI

 

Kaybettiklerimizin ardında bıraktıklarını toplamak, bir hayattan geride kalanlara dokunmak çok acı verici bir deneyim. Kimsenin yaşamasını istemem lakin hepimiz yaşıyoruz, yaşayacağız da… Hayat böyle… Bugün biz toplarken bir hayatın geride kalanlarını, yarın bizim için kurulacak bu cümleler… Hayatın döngüsünde eskilerin sözlerinin, cümlelerinin anlamlarını anlamak için büyümek gerekli sanırım, olgunlaşmak…. “Sıralı” derler misal, “Allah sıralı versin!” İlk duyduğunuzda ah gibi gelen bu cümle aslında ne kadar kadim ve derin bir cümledir… Hayat doğal döngüsünde aksın, acılar sıralı çekilsin. Sıralı ölümler için ağlayalım…

Bir hayattan geride kalanlar hakkındaki deneyimim üniversite yıllarımdaydı. Kızlar yurdunun altı kişilik odasında kurduğum dostluklar benim kıymetlilerimdir. Orada hayatı, okulu, aileden ayrılışın verdiği hüznü, yemeğinizi, paranızı, giysilerinizi paylaşırsınız. Bambaşka bir deneyimdir yurt odası arkadaşlıkları…  Eğer benim kadar şanslıysanız o yıllarda, o odada başlayan dostluklar bugün hala hayatınızdadır… Üniversite 2. sınıftayken oda arkadaşımızın babaannesi vefat etmişti. Onun için “babaanne” demek hem anne hem baba demekti. Anne ve babası Almanya’ ya çalışmaya gittiklerinden beri babaannesi ona ve abisine anne babalık yapmıştı. Ders bitimi bir öğleden sonrası aldığı haberle alelacele memleketine giden arkadaşımızı yalnız bırakmak istememiş, onun arkasından ilk otobüsle yola çıkmıştık. Oldukça uzun ve maceralı geçen bir yolculuktan sonra ancak gece yarısı varabilmiştik arkadaşımızın babaannesinin evine. Bizi kapıda karşısında gören arkadaşımız hıçkıra hıçkıra sarılmıştı hepimize… Cenaze törenine yetişememiştik, olsundu, acısında yanındaydık.  Anne babası tekrar Almanya’ ya döneceklerdi, evin kapısına kilit vurulacaktı yani… Canım dost, babaannesinin evi dağılmayacak diye sevinmişti… O gece sabaha kadar oturup babaannesiyle anılarını dinledik arkadaşımızdan ve ertesi günü onu da alarak yurt odamıza geri döndük. Ayrılmadan önce canım dost babaannesinden birer hatıra verdi her birimize. Ben yağ yeşili, el örgüsü yeleğini aldım hatıra olarak. Cepli, ajur desenli, yakasına yakın bir yere takılmış çatal iğnesi olan yeleği. Kim bilir ne zaman ne maksatla takılıp bırakılmıştı o çatal iğne oraya? Hiç çıkartmadım, hep orada kaldı. Yelek eriyip parçalana kadar dolabımın kıymetlisi oldu… Zaman zaman düşündükçe ruhuna rahmet dilerim babaannesi için…

Yıllar sonra…

Yine bir hayatın geride kalanlarını toplamak için ailecek bir araya geldiğimizde ilk aklıma gelen şey, yakasında çatal iğne takılı yeşil örme yelekti… 

Bu kez kızlarımın babaannesi için bir aradayız. Seksen yıllık hayattan geride kalanları toplayacak, paylaşacak, dağıtılacakları ayıracak ve tüm bunları yaparken aslında kendi hayatlarımızı sorgulayacaktık. Deneyimleyen bilir; acı veren, boğaza düğüm düğüm oturan ve gözyaşının durup dinlenip her dokunduğunuzla yeniden aktığı bir süreçtir. Anılar, eşyalar, kullanıldıkları yerde hatırlanan cümlelerle akar durur sicim gibi gözyaşınız. Engel olamazsınız…  Sonunda onca yaşanmışlıktan geriye kalanlar; albümler dolusu fotoğraf, koliler dolusu mutfak eşyası, poşetler dolusu giysiler ve çeyizlikler… Bu kadar işte…

 Aah o çeyizlikler… Kanaviçe yatak takımları, perdeler, iğne oyası namaz örtüleri, eşarplar, bohçalar dolusu danteller…  Kenarı işli ipek mendiller, duvar halıları…  Mevlut örtülerine, ipek eşarplara, boncuk oyalı yemenilere, mermerşahi yazmalara dokunurken on yıl kadar önce Salı pazarında karşılaştığım Hotozlu Teyze geldi aklıma. Hotozu, rengarenk eşarpları, iğne oyalı baş örtüleri, dantel uçlu havluları, pamuklu yazmalarıyla çeyiz sergisi gibi tezgahıyla başka bir alemden gelmiş gibiydi. Anlattıkları, gösterdikleriyse masaldı sanki… Hotozlu Teyze’den iğne oyasının sözsüz sözlük olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım.

“Eski vakitte, evler birdi güzel gızım… Gelin kaynana kaynatasıyla aynı çatının altında yaşardı. E adı üstünde yeni gelin; konuşmaz, susar, söyleneni dinlerdi. Şimdiki gibi miydi o zamanlar adetler? Şimdi adet, gelenek neyim kalmadı ya zaten… Yeni gelin konuşmaz, derdini, sevincini başına bağladıklarıyla anlatırdı ev halkına. Gelin gelmeden önce misal, eğer gönlü varsa kocası olacak adamda, ona sarı yazma yollardı herkesten gizlicek. “Sana vuruldum, tutuldum, aşkından sarardım soldum demekti o sarı yazma.” E o zaman gelsin düğün, dernek… O düğünde erkek anaları tek tak bakarlar başlardaki örtülere, uçlarındaki oyalara, işlere… ‘Bamya çiçekli’ oyası olan kız mutlu, mesut, huzurludur baba evinde; rahatı kimsede yoktur. Kahverengi oyası olan üzgündür, derdi vardır ailesiyle. ‘Çarkıfelek’ varsa birinin başında o duldur, yazıktır ona. Oğlan anaları hep bunlara bakaraktan kendilerine gelin olacak kızı seçerler, kızın da gönlü olursa evlendiriverirler.

 Düğün dernek bitti, herkeş evine dedik ya, ertesi gün mevlit okutulur hemen. Gelin kaynana olacağa ‘çakır dikeni’ mevlit örtüsü takar. ‘Bana diken gibi batma ana’ demektir bu. 

Misal gelin kız yeşilleri bol yemenilerleyse her gün, o gelin mutlu demektir. Kocasından da kaynanası, kaynatasından da memnundur. Bazen sarıya kaçar o renk ya da kahveye. İşte o vakıt, gelin kızın derdi sorulur. ‘Arpa çiçeği’ oyalıysa vay başa gelene… Gelin kız kocasının ilgisizliğinden dertlidir, çare bulmak gerekir. Sonra bir bakmışsın bizim gelinin başında al güller sarkıyor, müjdeli haberdir bu, yüklüdür artık. Bayram havası eser evde…  Gelinin eltisi varsa eğer teee düğünden önce ‘kütüle’ gönderilmiştir ona. ‘Aramız iyi olsun, aman didişmeyelimdir’ o yemeniyle söylenen…”

“İnanılmaz bir şey bu!”

“Ne inanılmaz, böyle işte… Tüm şu gördüklerinin bir dili var, diyecek bir kelamı var güzel kızım. 

Biz böyle gördük, böyle bildik. Bakma unutulduğuna, çok gıymetlidir şuncağızlarım…

Oya derler ya bunlara. El emeği göz nuru demişler ya hani, tam da odur işte. El emeği, göz nuru, kelamın özü…  Bak benim ebem var köyde, iyice kocadı ama hala sağdır. Yeniden dişleri çıkmaya başladı, ama gözlerini bu iğneden oyalar için kaybetti, nuru söndü. Yine de işler durur oyasını.”

“Nasıl ama gözleri görmüyor dedin?”

“Görmesi gerekmez ki seksen yıldır yaparmış. Renkleri ister bizden, gerisini hep kendi becerir. ‘Gök maviyi verin’ der, camın dibindeki sardunyanın pembesini ister, ‘bahar filizi yeşilden azcık koparıverin’ der. Sonra başlar mekiğini sallamaya, iğnesini oynatmaya… Sarhoş Bıyığı’ndan tut, Zilli Maşa’ya, Elti Eltiye Küsmüş’ten tut, ‘Balık Ağzı’na…” 

“Teyzem, 

Bunları yazan, çizen var mı? Örneklerinden çıkaran, adlarını not eden?”

“Bizim köyün imamının garısı eski muallimeymiş. O da senin gibi dinler iyiden, yazar, notlar alır, makinaya çeker.” 

“Sevindim bunu duyduğuma. Hadi bana ver bir tane nergis çiçeği, sümbüllü olanı, bir de şu üzüm salkımlarını. Onların anlamını demedin ama…”

“Bir dahaya, bir dahaki gelişine…”

Yıldız çiçekli eşarbı severken neler neler hatırlayıvermiştim… Ağlamak geldi oturdu yine boğazıma… Bir hayat, sözsüz dili bilen bir hayat daha bitmişti. Acaba babaannemiz de kaynanasına çakır dikeni vermiş miydi? Allı güllü yemenisini gördüğümde hıçkırıklarımı tutamaz olmuştum artık… Yok olan hayat, yok olan değerler, yok olan biz…

Kızlarıma hatıra kalacak olanları saten bohçalarda sandığa kaldırdım. Hatıradır, mirastır, dünlerin kokusu, hayat izi vardır üzerlerinde diyerek… Birkaçını bugünümüzde bıraktım. Sandıkta, bohçada değil de gözümüzün değdiği yerde olsunlar, gördükçe analım, ruhu şad olsun istedim…Çin işi çay takımının sapı kırık demliğine çiçek diktim, sapı kırık fincanla beraber gözümüzün değdiği yerdeler. Dantellerin bir kısmından rüya kapanımıza eklemeler yaptık, hep gözümüzün önündeler… Nergisli iğne oyalı eşarp ve yemenileri fular olarak kullanmak için ayırdım. Kanaviçe yatak takımlarından yastıklar çıkardım, hele bir ipek mendil var ki tam çerçevelik…

Hayat bir özet… Özet bitince kaldırıp sandıklarda saklamaktansa gönlümüzün, gözümüzü değdiği yerlerde olsunlar isterim ben. Bizimle, biz yaşadıkça onlar da anıları da yaşasınlar…

Şöyle durup bir düşündüğünüzde ne kadar garip geliyor değil mi; bir varmış bir yokmuş gibiyiz hepimiz.  Masal olup gideceğiz. Arkada kalanlar sadece kalplerimizdeki anılar…Bizi toplayanlar da ardımızdan masal oldu diyecekler… 

    ‘Hayat masalı’ diye bir iğne oyası var mı acaba?

 

Sevgimde kalın, dostça kalın…

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu