DR.EŞREF ATABEY’İN YAZISI
JEOTERMAL ENERJİ SANTRALLARİ (JES) ÇEVRE VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ
- EŞREF ATABEY
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı
JEOTERMAL /SICAK SU KAYNAĞI NEDİR?
Yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, sıcaklığı genellikle 20 0C’ın üstünde, doğal olarak yer altında oluşmuş, ÇEVRESİNDEKİ YER ALTI VE YER ÜSTÜ SULARINA ORANLA DAHA FAZLA ÇÖZÜNMÜŞ MADDE, GAZ İÇEREN SU, BUHAR VE GAZLARDIR.
JEOTERMAL SİSTEM NEDİR?
Yer kürenin üst manto kısmında ve bir ısı kaynağından, yüzeye ısı taşınan, yerkabuğundaki ısı iletim sistemidir. Bu sistem şekilde şematik olarak gösterilmiştir.
SICAK SU (JEOTERMAL) KAYNAKLARI OLUŞUMU
Yağış suları yerkabuğundaki kırık ve çatlaklar boyunca şekilde mavi oklarla gösterildiği üzere, yerin derinliklerine iner.
Yerin derinliklerine inen bu suların magma tarafından ısıtılması ve tekrar basınçla kırıklar boyunca şekilde kırmızı oklarla gösterildiği üzere, yer yüzüne çıkmasıyla sıcak su kaynakları oluşmaktadır.
Jeotermal-sıcak sular, yer içinden yer yüzüne kadar ulaşan çatlak ve kırıkların oluşturduğu zayıf zonları kullanarak yüzeylenen sulardan ya da özel olarak açılan sondaj kuyularından elde edilmektedir.
Jeotermal kaynaklar, tektonik, aktif volkanik kuşaklar üzerinde bulunmaktadır. Türkiye’de volkanizma ve tektonizmaya bağlı gelişen, sıcaklığı 25 ile 109 0C arasında değişen haritada kırmızı noktalarla gösterilen 700’ün üzerinde sıcak su kaynağı bulunur (Akkuş ve diğerleri, 2005).
Türkiye jeotermal kaynakları haritasında sıcaklığı 70 ile 100 0C arasındaki kaynaklar kırmızı, 50 ile 69 0C arasındakiler yeşil, 25 ile 49 0C arasındaki kaynaklar da lacivert renkte noktalar ile gösterilmiştir.
JEOTERMAL KAYNAKLAR KULLANIM ALANLARI
Jeotermal kaynaklar enerji, ısı, endüstriyel ve kimyasal amaçlı kullanılmaktadır. Sıcaklıklarına göre kullanım alanları aşağıda verilmiştir.
180 0C: YÜKSEK DERİŞİMLİ AKIŞKANLARIN BUHARLAŞTIRILMASI
170 0C: DİYATOMİTLERİN KURUTULMASI, AĞIR SU VE HİDROJEN SÜLFİT ELDE EDİLMESİ
160 0C: KERESTE, BALIK VE BENZERİ YİYECEKLERİN KURUTULMASI
150 0C: BAYER’S METODU İLE ALÜMİNYUM ELDE EDİLMESİ
140 0C: KONSERVECİLİK, ÇİFTLİK ÜRÜNLERİNİN ÇABUK KURUTULMASI
130 0C: ŞEKER VE TUZ ENDÜSTRİSİ
120 0C: DİSTİLASYONLA TEMİZ SU ELDE EDİLMESİ
110 0C: ÇİMENTO KURUTMACILIĞI
100 0C: ORGANİK MADDELERİ KURUTMA, YÜN YIKAMA VE KURUTMA
90 0C: BALIK KURUTMA
80 0C: YER VE SERA ISITMACILIĞI
70 0C: SOĞUTMA
60 0C: SERA, AHIR VE KÜMES ISITMACILIĞI
50 0C: MANTAR YETİŞTİRME, BALNEOLOJİK KULLANIMLAR
40 0C: TOPRAK ISITMA
30 0C: YÜZME HAVUZLARI, FERMANTASYONLAR, DAMITMA VE SOĞUTMA
20 0C: BALIK ÇİFTLİKLERİ
JEOTERMAL ENERJİ
Jeotermal kaynaklardan ve bunların oluşturduğu enerjiden doğrudan veya dolaylı yollardan faydalanmayı kapsamaktadır.
JEOTERMAL ENERJİ KAYNAKLARI SINIFLAMASI
Akışkan sıcaklıklarına göre jeotermal enerji kaynakları 3 sınıfa ayrılmaktadır;
Düşük entalpili sahalar: 20 ile 70°C arası sıcaklık,
Orta entalpili sahalar: 70 ile 180°C arası sıcaklık
Yüksek entalpili sahalar: 180°C’den fazla sıcaklıkta olanlardır.
ENTALPİ
Maddenin yapısında depoladığı her türden enerjilerin toplamıdır.
Türkiye’de elektrik üretilen ve üretilebilecek jeotermal enerji sahaları rezervuar sıcaklıkları
130 ile 212/242 santigrat derece arasında değişmektedir.
TÜRKİYE’DE JEOTERMAL ENERJİ SANTRALLERİ
Türkiye’de 2020 yılına göre devrede olan 60 Jeotermal enerji santralinden, 3’ü Marmara, 57’si Ege Bölgesi’nde bulunmaktadır.
Aydın’da:30
Manisa’da:15
Denizli’de:10
Çanakkale’de:3
İzmir’de:1
Afyonkarahisar’da:1 devrede olan jeotermal enerji santrali vardır.
Ayrıca;
Yapım aşamasında Manisa’da: 1
Üretim lisansı alan Aydın’da: 2, Çanakkale’de: 1
Ön lisans alan Aydın’da:3, Denizli’de:3, Manisa’da:2, Çanakkale’de: 1 Afyonkarahisar’da:1
Planlanan Aydın’da:1, Denizli’de:1 olmak üzere Türkiye’de toplam 76 Jeotermal enerji santrali söz konusudur
JEOTERMAL ENERJİ SANTRALLARİ (JES) ÇEVRESEL ETKİLERİ
Jeotermal enerji santrallari çevresel etkileri;
1- Gaz emisyonları
2- Su ve toprak kirliliği
3- Katı emisyonları
4- Gürültü kirliliği
5- Arazi kullanımı
6- Arazi çökmesi
7- Sismik tetikleme
8- Heyelan tetiklenmesi
9- Su kullanımı
10- Doğal hidrotermal oluşumlara müdahale
11- Doğal yaşam habitatına ve bitki örtüsüne müdahale,
12- Katastrofik olaylar
13- Termal kirlilik
14-Görüntü kirliliği ve psikolojik etkileri şeklinde sıralanabilir. Bunları sırasıyla açıklayalım.
1-GAZ EMİSYONLARI
Gaz emisyonları, enerji santrallerine gelen buhar akımı içinde taşınan yoğuşmayan gazların deşarjı sonucunda gerçekleşmektedir. Hidrotermal tesislerde en yaygın bulunan yoğuşmayan gazlar: KARBON DİOKSİT, HİDROJEN SÜLFÜR, METAN, SÜLFÜR DİOKSİT, AMONYAK
Karbondioksit ve azot: BOĞUCU GAZDIR.
Hidrojen sülfür, kükürt dioksit: ZEHİRLEYİCİ GAZLARDIR.
Metan: PATLAYICI GAZDIR.
Jeotermal enerji amaçlı açılan kuyular vasıtasıyla bu gazların yer altından yüzeye çıkmaları sağlanmaktadır.
Karbondioksit ve metan gazı aynı zamanda sera etkisi yapmakta ve küresel ısınmada başlıca rolleri bulunmaktadır.
Inhibitör pH’ını tamponlamak için Amonyum kullanılmakta olup, bu yer altı ve yerüstü sularında AMONYUM KİRLİLİĞİNE yol açmaktadır.
Hidrojen sülfür hava nemiyle birleşerek asit yağmurları şeklinde iner, toprağı verimsizleştirir, meyve ve sebzelere zarar verir.
2- SU VE TOPRAK KİRLİLİĞİ
JEOTERMAL AKIŞKANLARDA ÇÖZÜNMÜŞ HALDE BULUNAN ELEMENTLER
Jeotermal-sıcak sular çok iyi bir çözücüdürler. İçinden geçtiği ve temas halindeki kayaçların mineral bileşimine bağımlı olarak içeriğinde tuzlar ve ağır metalleri yoğun olarak bulundurur. Jeotermal kaynaklarda bulunan element ve element bileşikleri şunlardır.
Amonyak (NH4), ARSENiK (As), Azot (N2), Bakır (Cu), Bikarbonat (HCO3), BOR (B), Cıva (Hg), Çinko (Zn), Demir (Fe),FLORÜR (F), Hidrojen (H), HİDROJEN SÜLFÜR (H2S), Kalsiyum (Ca), Karbonat (CO3) KARBONDİOKSİT (CO2), Klorür (Cl), Kurşun (Pb), Lityum (Li),Magnezyum (Mg), Mangan (Mn), METAN (CH4), Nikel (Ni), Potasyum (K), RADON (Rn), Silisyum (SiO2)Sodyum(Na), Sülfat (SO4)
JEOTERMAL SULARIN ETKİLERİ
Jeotermal akışkanın içinde bulunan bor, arsenik, cıva, kurşun ve krom gibi ağır metallerin kullanıldıktan sonra arıtılmadan doğaya salınması, insan sağlığını, bitkilerin büyümesi ve gelişimini ve toprağı olumsuz olarak etkilemektedir.
Ağır metaller çevredeki akarsu, yer altı su kaynakları ve toprakları günden güne kirleterek kullanılmaz hale getirirler.
Kirlenen sularda canlı yaşamı için çok önemi olan fotosentez ve solunum işlevleri bozulur ve sonuçta toprakların dinamizmini sağlayan iyon dengeleri altüst olur.
Sıcak sular nehir, dere, gölde ilk olarak oksijensizleşmeye yani ötrofikasyona neden olmakta ve bu da suda yaşayan canlıları tehdit etmekte ve ekolojik dengeyi bozmaktadır.
Enerji, ısı, endüstriyel ve kimyasal amaçlı kullanılan bazı jeotermal kaynaklar bünyesinde KARBONDİOKSİT, METAN, HİDROJEN SÜLFÜR ve RADON gazlarıyla birlikte, SİLİSYUM, ARSENİK, FLORÜR ve BOR yüksek derişimlerde bulunabilir.
JEOTERMAL KAYNAKLARDA BOR
Bor’un kaynakları şekilde gösterilmiştir. Sıcak su kaynakları aynı zamanda bor’un da kaynağını oluşturur.
Bazı jeotermal kaynaklarda BOR derişimi 275 ile 284 mg/l arasında saptanmıştır.
Borlu sular;
0,33 mg/l bor içeriği ÇOK İYİ SU
0,33-0,67 mg/l bor içeriği İYİ SU
0,67-1,00 mg/l bor içeriği KULLANILABİLİR SU
1,00-1,25 mg/l bor içeriği ŞÜPHELİ SU (RİSKLİ)
1,25 mg/l ve üzeri bor içeriği UYGUN OLMAYAN SU niteliği taşımaktadır.
Jeotermal sularla kirlenen yer altı sularında derişim sınırları aşılmaktadır.
BOR’UN İNSANLARA ETKİSİ
İÇME SUYUNDA BOR İÇİN SINIR DEĞERİ: 1 mg/litredir.
Jeotermal suların karıştığı içme sularında bu sınır değer aşılmaktadır.
Bor insan vücuduna doğal olarak yiyecek ve içeceklerle, solunum ve deri yoluyla girmektedir.
Vücuda giren borun %90-95 kadarı ilk 24 saatte değişikliğe uğramadan idrarla atılırken, çok az bir kısmı kemik, tırnak, saç, dişler, kıllar; karaciğer ve dalak gibi organlarda birikir (Saylı, 2000; Priscilla, 1998).
Yüksek dozlarda bor alınması durumunda, kusma, ishal, baş dönmesi, titreme gibi zehirlenme belirtileri gözlenebilir.
Deride döküntüler, karaciğer, böbrek ve merkezi sinir sistemi anomalileri de görülebilmektedir (Saylı, 2000).
BOR’UN BİTKİLERE ETKİSİ
Sulama sularındaki bor derişimlerine göre bitkiler, bor’a hassas bitkiler, az dayanıklı bitkiler ve dayanıklı bitkiler diye sınıflandırılmıştır.
Bor’a hassas bitkiler için 1,25, az dayanıklı bitkiler için 2,50 ve dayanıklı bitkiler için 3,75 mg/l’nin üstü bor zararlıdır (Cantürk, 2002).
TARIMDA KULLANILAN SULAMA SULARINDA BOR İÇERİKLERİNE GÖRE HASSAS, ORTA TOLERANSLI VE TOLERANSLI ÜRÜNLER
0,33 İLE 1 mg/l ARASI BOR İÇERİĞİ,
HASSAS ÜRÜNLER
Ceviz, karaceviz, İngiliz cevizi, Filistin enginarı, fasulye, karaağaç, erik, armut, asma, incir, kiraz, şeftali, kayısı, dut, portakal, limon ve greyfurt.
1 İLE 2 mg/l ARASI BOR İÇERİĞİ,
ORTA TOLERANSLI ÜRÜNLER
Ayçiçeği, patates, pamuk, domates, turp, bezelye, zeytin, arpa, buğday, mısır, darı, yulaf, kabak, dolma biberi, tatlı patates ve Lima fasulyesi.
2 İLE 4 mg/l ARASI BOR İÇERİĞİ,
TOLERANSLI ÜRÜNLER
Ilgın, kuşkonmaz, palmiye, hurma, şeker pancarı, hayvan pancarı, yemeklik pancar, yonca, bakla, soğan, şalgam, lahana, marul ve havuç.
Sulama suyu olarak jeotermal suların kullanımı, yüksek bor içeriği nedeniyle çevreye olumsuz etkide bulunmaktadır.
SULAMA SUYUNDA BOR DERİŞİM SINIRLARI AŞILMASI DURUMUNDA BİTKİ ÖLÜR.
Bor’lu topraklar, ağaç köklerine zehirli etki yaptığı için ağaçlar gelişemez.
Fazla miktarda bor toprakta birikerek toprağı çoraklaştırır. Bor toprağı sıkılaştırır, zamanla betonlaştırır. Hatta bir daha kullanılamaz hale getirir.
Bor ile magnezyum, sodyum ve potasyum tuzlarının toprağa ve sulara karışması flora ve fauna dengesini bozmaktadır; toprağı bitkilerin yetişemeyeceği bir forma sokarak tarımsal üretimi düşürmektedir.
Kütahya-Emet Espey bor madeninden kaynaklı bor’lu atık suların, Emet Çayı’nda bor derişiminin artmasıyla söğüt ağaçlarının kurumuş olduğu görülmüştür. (E. Atabey, 2010)
Aydın’da jeotermal su karışan suyla sulanan bitki yapraklarında bor toksisitesi etkisi, sıcak sularla sulama sonucu arazide tuz birikimi görülmüştür (Aslan, 2010)
JEOTERMAL KAYNAKLARDA ARSENİK
Dünya’da bazı jeotermal kaynaklarda arsenik derişimi 8900 ile 10700 µg/l arasında saptanmıştır.
Arsenik, arsenoik asit veya arsenik asit formunda bulunur ve pirit, arsenopirit, demir, bakırlı şeyl ve fosfatlı kayaların oksidasyonu ile sıcak sulara kolaylıkla geçer.
Jeotermal işletmesi atık suyundan içme sularına arsenik bulaşması olmaktadır.
Arsenik içeriğinin, içme ve kullanma sularında standartların üzerinde olması ekosistemde yaşayan canlılar için zehirleyici etki yapar.
İçme suyunda arsenik derişim sınırı: 10 µg/l’dir.
ARSENİK BİLEŞİKLERİNİ SINIRIN ÜSTÜNDE BELLİ BİR SÜRE ALINDIĞINDA ETKİLERİ
Arsenik bileşikleri solunum yolu ile alındığında: Akciğer kanseri
İlaç, gıda ve özellikle içme suyu yoluyla alındığında:
Deride pigmentasyon değişikliği, el ve ayak tırnaklarında keratozis ve deri kanseri olmaktadır (Yağmur ve Hancı, 2002; Atabey, 2009, 2015; Barış ve Atabey, 2009).
Kütahya-Emet ilçesi İğdeköy’de uzun süre arsenikli su içilmesine bağlı, ayak tabanlarında, ellerde ve tırnaklarda gelişen keratozis vakaları görülmektedir.
JEOTERMAL KAYNAKLARDA FLORÜR
Bazı jeotermal kaynaklarda florür derişimleri
50 ile 430 mg/l arasında saptanmıştır.
Flüorit bakımından zengin minerallerle veya flor içeren ve basınç altında bulunan gazlarla temas eden derin yer altı sularında florür miktarı 20-53 mg/l’ye kadar yükselmektedir (Atabey, 2010a).
JEOTERMAL BÖLGELERDE YER ALAN YÜZEY SULARININ FLORÜR İÇERİĞİ İSE ÇOK DAHA YÜKSEK OLABİLMEKTEDİR. İÇME SUYUNDAKİ FLORÜR VE ETKİLERİ(WHO, 1996)
Florürün hiç olmaması (sıfır): Sınırlı gelişme olmakta
0 ile 0,5 mg/l arası: Diş çürümesi olur
0,5 ile 1,5 mg/l arası: Diş sağlığını artırır, diş çürümesini önler
1,5 ile 4,0 mg/l arası: Diş florozu yapar; hareli dişler oluşur
4 ile 10 mg/l arası: Diş florozu, iskelet florozu yapar
10 mg/l’den fazla olduğunda: Sakat bırakan florozis gelişir. (Dissayanake, 1991)
JEOTERMAL KAYNAKLARDA RADON GAZI
Radon gazı, sıcak su kaynaklarında karbon dioksit gazıyla birlikte yüzeye çıkar.
Bazı jeotermal sularda: 380 Bq/l,
Bazı içmecelerde: 3200 Bq/l radon saptanmıştır.
Radon bakımından zengin olan bazı kaplıca sularında banyo sırasında, içmece sularıyla bünyeye radon da alınmakta ve sonuçta akciğer kanseri riski ve çeşitli hastalıklar olabilmektedir.
Jeotermal sondajlar nedeniyle yüzeye çıkan radon gazı, evlerin içlerinde depolanarak insanların zamanla kanser olmalarına neden olabilir.
İzmir Seferihisar Cumali İstasyonu termal sularında radon: 0,1-16,67 Bq/l saptanmıştır.
RADON GAZININ SAĞLIĞA ETKİSİ
Radonun bozunması sonucu alfa ve beta yayınlayan radon ürünleri meydana gelmektedir.
Bu katı radyoaktif maddeler havadaki tozlara ve su damlacıklarına tutunarak küçük radyoaktif aerosoller oluşturup solunum yoluyla akciğerlere girerler.
Burada bozunumun devam etmesi akciğer dokusunda hasara ve dolayısıyla zaman içerisinde kansere neden olur (TAEK, 2009: Çelebi, 2008).
TÜRKİYE’DE İZİN VERİLEBİLİR RADON DERİŞİMİ SINIRI: 400 Bekerel/m3’tür
BİNALARDA RADONU ETKİLEYEN UNSURLAR
Radon gazı binalara; zemindeki çatlaklar, askıdaki beton ve kereste döşemelerdeki boşluklar, yapı bağlantı noktaları, duvar çatlakları, asma kat boşlukları, tesisat boşlukları, duvar arası boşluklardan girer. (Arıkan ve Uslu, 2004).
JEOTERMAL KAYNAKLI BOR, ARSENİK, FLORÜR KİRLENMESİNE BAZI ÖRNEKLER
İzmir Balçova’da; Kaplıca sularında; 8,1 ile 10,2 mg/l arası, Sulama sularında 3,2 mg/l, Topraklarda 5 mg/kg, Bitkilerde ise 380,5 mg/kg artan seviyelerde ve toksik oranda bor bulunmaktadır (Saatçı vd., 1973).
Seferihisar bölgesindeki jeotermal kaynaklarda bor içeriği;
9 ile 14,1 mg/l arası saptanmıştır (Altınbaş ve Bolca, 2000)..
Bor’a dayanıklı bitkiler için 3,75 mg/l ölçüt kullanılamaz sınır iken, yörede saptanan verilerin bunun 4-5 katı olduğu belirlenmiştir.
Aydın Kuyucak ilçesi Pamukören Mahallesi Güzelönü Mevkii’nde incirde 320 mg/kg, toprakta 2,8 mg/kg bor saptanmıştır.
Aydın Germencik kaynağında 69 mg/l,
Germencik-Ömerbeyli jeotermal kuyularından deşarj edilen atıklardaki bor derişimi 20 ile 36 mg/l arasında değişmektedir.
Simav Ovası’ndaki sıcak sularda 376 µg/l,
Balçova jeotermal kaynağında 1419 µg/l arsenik saptanmıştır.
Afyonkarahisar’da 60 mg/l,
Aydın’da bir kaynakta 12 mg/l, diğer bir kaynakta 50 mg/l florür saptanmıştır.
Resimde görüldüğü üzere, birçok yerde jeotermal suların karıştığı dere yataklarından sulama yapılmaktadır (Alangüllü-Aydın-Nisan,2008) (Aslan, 2010)
Buna bir örnek;
Ankara ili Ayaş ilçesinde jeotermal atık suların İlhan Çayı’na verilmesi ve bu suların tarımsal amaçlı sulama suyu olarak kullanılması verilebilir.
Jeotermal atık suların İlhan Çayı’na deşarjı sonrasında su örneklerinde;
Arsenik: 26,93 ile 234,57 μg/l arası,
Molibden: 17,3 ile 67,4 μg/l arası,
Bor: 2,58 ile 8,74 mg/l arası
Klorür: 40,64 ile 1140,47 mg/l arası,
Sülfat: 675,34 ile 5622,91 mg/l arası,
Elektrik iletkenlik: 3120 ile 7970 μS/cm arası,
pH: 8,6 ile 9,3 arası
Tuzluluk: 1210,24 ile 5676,8 mg/l arası saptanmıştır.
Buna göre sulama sularının V. Sınıf-zararlı su kalitesindedir; ve sulama suyu kullanılabilirlik oranı olarak %33,3’lük bir orana sahiptir. (Torunlar vd.2019).
3- KATI EMİSYONLARI
Bir kaza neden ile sıvı arıtma veya mineral geri kazanım sisteminde şiddetli yıkımsal bir hasar meydana gelmesi ile ayrıştırılan katıların etrafa saçılması olabilir.
Zehirli olabilen ve kontrollü atık bertarafına tabi olan ve jeotermal rezervuardaki yolları tıkayabilen katı atıkları ortadan kaldırmak için gerekli olan kimyasal iyileştirme gerektiren çevrimdeki akışkan için önlemlerin alınması zorunludur.
4- GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre günde 8 saatten fazla 85 desibel üzerinde sese maruz kalmak, işitme kaybına yol açmaktadır.
Jeotermal santral tesis sınırlarında, kuyu sondajı, tahrik ve test aşamalarında yaklaşık ortalama 80 ile 115 desibel aralığında değişen en yüksek gürültü seviyelerine ulaşılmaktadır.
Bir jeotermal enerji santralinin normal işletme esnasında gürültü seviyesi, 900 m mesafede 71 ila 93 desibel aralığındadır (DiPippo, 2005).
Çoğu santralin yerleşim yeri içinde ya da 900 m mesafeden az yakınında bulunduğu düşünüldüğünde, oluşan gürültüden zamanla insanlarda işitme kaybı olabilecektir.
Hava soğutmalı yoğuşturuculardaki fan hücreleri gürültü açısından kötüdürler.
5- ARAZİ KULLANIMI
Jeotermal enerji santrallari %62’si tarım arazileri üzerinde kurulmuştur. Uzun iletim hatları basınç ve sıcaklık kaybına neden olduğu için, enerji santralleri genellikle jeotermal rezervuara yakın tesis edilmektedir.
Kuyu alanları genellikle 5 ile 10 km2 genişliğinde büyük bir alan kaplamaktadır.
Sondaj ve kuyu deşarjı esnasında geçici deşarj için kullanılan biriktirme havuzları oldukça büyük olabilmektedir.
6- ARAZİ ÇÖKMESİ
Jeotermal akışkanın üretimi, beslenmeden fazla olması durumunda, toprakta eğilme meydana gelebilmekte ve bu nedenle yüzey kotu düşerek yüzey çökmesi meydana gelmektedir.
7- SİSMİK TETİKLEME
Atık sıvının enjeksiyonunda yüksek basınç uygulandığında sismik tetikleme olabilir. Yarıkların açılması işlemi, kesme gerilmesi nedeniyle kayma şeklinde veya çekme gerilmesi nedeniyle uzama şeklinde gerçekleşebilir. Her iki durumda da bu işlem esnasında akustik gürültü meydana gelir.
8- HEYELAN TETİKLEMESİ
Birçok jeotermal saha, doğal heyelanların oluşumuna yatkın engebeli arazide bulunmaktadır. Bazı sahalar ise doğrudan kaymış zeminin üzerinde oluşmuştur.
Sığ enjeksiyon kuyuları başta olmak üzere, kötü konumlandırılmış kuyular faylar ile etkileşime girebilmekte kaymaya sebebiyet verebilmektedir.
9- SU KULLANIMI
Jeotermal projelerinde gelişimin ve işletmenin çeşitli aşamalarında su kullanılmaktadır.
KUYU SONDAJI, REZERVUAR TAHRİKİ VE ÇEVRİMDE SU KULLANIMI: Kuyu sondajı aşamasında, sondaj ucu soğutma ve kaya yongalarını uzaklaştırmak amacı ile su kullanılmaktadır.
REZERVUARDAN ÜRETİLEN SIVILAR: Elektrik veya termal enerji üretimi amacı ile bir hidrotermal rezervuardan yer altı akışkanı üretimi, yer altı su seviyesini düşürebilmekte, gayzerler, kaynaklar, kaplıcalar gibi çevredeki doğal jeotermal öğeleri olumsuz etkileyebilmekte, hidrotermal püskürmelere, buhar zonu artışına, tuzluluk artışına veya çökmelere neden olabilmektedir.
ISI ATIMI İÇİN SOĞUTMA SUYU: Soğutma suyu genellikle santralde kullanılan akışkanın yoğuşturulması amacı ile kullanılır. Yakın bir nehir veya benzer bir su kaynağı ısı havuzu olarak kullanılabilmektedir.
10- DOĞAL HİDROTERMAL OLUŞUMLARA MÜDAHALE
Jeotermal gelişimler nedeniyle gayzerler, kaplıcalar, çamur havuzları gibi doğal hidrotermal oluşumlar tehlikeye girebilir ve yok edilir.
11- DOĞAL YAŞAM HABİTATINA VE BİTKİ ÖRTÜSÜNE MÜDAHALE
Jeotermal gelişimler nedeniyle habitat kaybı veya bitki örtüsüne zarar verilmesi ile ilgili sorunlar oluşmaktadır.
Bir jeotermal saha gelişimi için, elektrik santrali, trafo, kuyu-başı temelleri, boru hattı, acil durum biriktirme havuzları gibi tesislerin yerleşimi için ağaçların ve çalılığın sökümü yapılmaktadır.
12- KATASTROFİK OLAYLAR
Jeotermal aktivitenin çeşitli aşamalarında, kuyu püskürmesi, buhar borularının yırtılması, türbin kusurları, yangınlar gibi kazaların meydana gelme olasılığı bulunmaktadır.
Jeotermal elektrik santrallerine özel kazalar kuyu sondajı ve testine bağlı kazalardır. Kuyu püskürmeleri olabilmektedir. Bunun örneği Aydın’da yaşanmıştır.
13- TERMAL KİRLİLİK
Jeotermal santrallerden alıcı nehir, dere, göllere ve tarım alanlarına verilen sıcak atık sular bu ortamlardaki canlı yaşamını yok etmekte, tarımsal üretime zarar vermektedir.
14- GÖRÜNTÜ KİRLİLİĞİ VE PSİKOLOJİK ETKİLERİ
Çoğu jeotermal enerji santrali iletim boruları tarım alanları, otlaklar, köy yolları üzerinden, sulama kanallarından geçirilmektedir. Bu görüntü kirliliğine yol açmakta ve yaşam alanını sınırlamaktadır.
Bazı santralar yerleşim yeri içinde, köy ilkokulu, aile sağlığı merkezi gibi kamu binaları yakınındadır.
İnsanların günlük yaşamlarını kısıtlaması, tarımsal faaliyetleri zorlaştırması ya da engellemesi, gürültü, akışkanların tarım alanlarına, zeytin ve incir bahçelerine zararları, içme sularına etkileri, havayı, suyu kirletmeleri nedenleriyle Jeotermal enerji santrallari bu konumlarıyla, insanların yaşamı için tehdit oluşturmakta, psikolojilerinin bozulmasına yol açmaktadır.
Sonuç olarak, AĞIR METALLER, BOR, ARSENİK VE FLORÜRCE ZENGİN JEOTERMAL KAYNAK SULARI ALICI NEHİRLERİ, GÖLLERİ, TARIM ALANLARINI, YER ALTI SULARINI VE İÇME SULARINI KİRLETECEK ŞEKİLDE DEŞARJ EDİLMEKTEDİR.
BAZI JEOTERMAL SANTRALDAN ÇIKAN AKIŞKANLAR GÜNÜMÜZDE REENJEKSİYON YÖNTEMİYLE YER ALTINA VERİLMEKTEDİR. BU DURUM YER ALTI SU KAYNAKLARININ KİRLENMESİNE DE YOL AÇMAKTADIR.
Jeotermal alanlara yakın yer altı sularında sodyum, potasyum, klorür, lityum, arsenik, florür, bor, tuzluluk, sıcaklık ve elektriksel iletkenlik artmaktadır.
Aydın, Denizli, Manisa ve İzmir’de yoğunlaşan jeotermal enerji santrallarinin çoğu verimli tarım toprakları üzerinde, yerleşim yerleri, incir ve zeytin bahçeleri içindedir.
Tozlarının vereceği zararları dikkate alınarak taş ocaklarının zeytinliklere olan mesafeleri yasayla en az 3 km olacağı hükmü konulmuş iken, taş ocağı tozlarına göre çok daha fazla zararlı etkileri bilinen jeotermal enerji santrallarinin zeytinlikler içinde ya da yakınında kurulmasına izin verilmiş olması kabul edilemez bir durumdur.
Bu jeotermal enerji santralleri toprak, su ve havayı kirletmekte, canlı yaşamını, bitki ve insan sağlığını tehdit etmektedirler.
Resimli sunum için video linkine tıklayınız.
https://youtu.be/YqTN8mtIWpA
KAYNAKLAR
Atabey, E. 2018. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı Şubat 2018. ISBN: 978-605-9331-87-6 İstanbul.
Atabey, E. 2009. Arsenik ve Etkileri. MTA yayınları, Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 3, 91s. ISBN:978-605-4075-28-7
Atabey, E. 2010. Türkiye’de İnsan Kaynaklı unsurlar ve Çevresel Etkileri, MTA Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 7, 286s.
Atabey, E. 2010. Türkiye’de İçme Suyunda Flor ve Etkileri, MTA Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 9, 100s. ISBN: 978-605-4075-80-5.
Atabey, E. 2013. Türkiye’de doğal radyasyon kaynakları ve tıbbi jeolojik etkileri. MTA Yerbilimleri ve Kültür serisi 10, ISBN: 978-605-5310-60-8. 158s. Ankara.
Akkuş, İ., Akıllı, H., Ceyhan, S., Dilemre, A. ve Tekin, Z. 2005. Türkiye jeotermal kaynakları envanteri. MTA Envanter serisi-201.
Barış, Y. İ. ve Atabey, E. 2009. Türkiye’de Mesleksel ve Çevresel Hastalıklar, Köseleciler 1933, Magic Digital Center.
Şimşek, C. 2008. Balçova jeotermal sahasında bor ve arsenik kirliliği. Jeotermal Enerji Semineri.
Şimşek, C. 2008. Balçova jeotermal sahasında bor ve arsenik kirliliği. Jeotermal Enerji Semineri.
Akkuş, İ., Akıllı, H., Ceyhan, S., Dilemre, A. ve Tekin, Z. 2005. Türkiye jeotermal kaynakları envanteri. MTA
Akar, D. 2009. Jeotermal Santrallerin Çevresel Etkileri. Jeotermal Enerji Semineri. İzmir.
Altınbaş, Ü. ve Bolca, M.. 1995. İçmeler (Seferihisar-İzmir) Jeotermal Kaynakların Çevre Kirliliğine Olan Etkileri Üzerine Araştırmalar.Türkiye Toprak İlmi Derneği İlhan Akalan Toprak ve Çevre Sempozyumu, Ankara.
Atakan, Y. 2016. İçme sularındaki radyoaktivite, sınır değerler ve Türkiye’de durum.Bilim ve Gelecek Dergisi, Sayı: 144.
Atakan, Y. 2007. Radon kaplıcalarında alınan radyasyon dozları ve kanser riski. TÜBİTAK Bilim ve Teknik, Mayıs 2007, 28-32.
Adnan Menderes Üniversitesi Rektörlüğü Jeotermal Enerji Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları Yayın No: 1
Camgöz, B., Saç, M. M., Bolca, M., Özen, F., Oruç, Ö. E. ve Demirel, N. 2010. Termal
Suların Radyoaktivite ve kimyasal içeriklerinin incelenmesi; İzmir, Seferihisar Bölgesi Örneği. Ekoloji 19, 76, 78-87.
Zaim, A. Ve Çavşi, H. 2018. Türkiye’deki Jeotermal Enerji Santrallerinin DurumuEngineer and Machinery, vol 59, no 691, p. 45-58, April-June 2018
