FIRAT-KARASU HAVZASINDA KÜRESEL BİR ÇEVRE FELAKETİNE DOĞRU
DR. EŞREF ATABEY
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji uzmanı / Yazar
Türkiye’nin en önemli su havzası olan, Kemaliye-İliç-Divriği ve Kangal sınırları içinde kalan Fırat-Karasu-Çaltı Havzası’nda madencilikten kaynaklı kirliliğin boyutları gün geçtikçe artmaktadır. Su havzasında bulunan, İliç Çöpler altın madeni ile Kangal Bakırtepe altın madeni, Divriği ve Kemaliye’deki birçok demir madeni faaliyetleri en önemli kirletici kaynaklarıdır.
Fırat-Karasu havzası; tıpkı maden atık barajının taşıp yırtılınca yaklaşık 100.000 m³ siyanürlü akışkanın Tizsa ve Tuna Nehirlerine boşaltılan, Macaristan ve eski Yugoslavya’ya doğru yaklaşık 400 km boyunca bulunan su kaynakları zehirleyen ve binlerce balık ölümüne yol açan Romanya’daki Baia Mare altın madeni gibi, 180.000’den fazla kişinin yaşadığı en büyük Arktik şehirlerinden birisi ve 1.8 milyar tondan fazla nikel, paladyum, kobalt ve bakır yatakları olan, ancak Dünya’nın en kirli 10 şehrinden birisi olan, yıllık 4 milyon ton bakır, kurşun, kadmiyum, nikel, arsenik, sülfür ve diğer zehirli kimyasalların havaya salındığı, kentteki yetişkinlerin %96’sının hasta olduğu Rusya Sibirya’daki Norilsk gibi olmasın.
Fırat-Karasu havzasındaki madencilik faaliyetleri küresel bir çevre felaketine doğru gidiyor.
Fırat’ın suyu berrak ve mavi akmayacak
Türkiye ve Ortadoğu’nun en önemli akarsuyu olan Fırat Nehri, geçtiği Türkiye, Suriye ve Irak’taki kentlere hayat verir. Fırat Nehri, yaşam alanı olarak tarih boyunca sürekli “su kenarı” arayan insanoğlunu adeta canlandırmış, mutlu etmiştir. Yaşam kaynağı olan Fırat, çok sayıda yüksek dağ, ova ve vadileri yararak sırasıyla Erzincan, Tunceli, Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep ve Şanlıurfa illerindeki verimli toprakları suyla buluşturur.
Fırat-Karasu Havzasındaki Kemaliye-Divriği-İliç üçgeni içindeki geniş bir alan tamamen madencilik faaliyetine açılmıştır. Munzur Dağları kuzey bölümündeki bu alanda daha çok altın ve demir üzerine yoğunlaşmış bir madencilik egemendir. Bölgedeki karstik kireçtaşlarında depolanan yer altı sularını boşaltan kaynaklar ve dereler maden sahaları içindedir. Maden pasaları (artıkları), asit maden drenajı oluşumu, İliç’te olduğu üzere siyanür ve başka kimyasalların kullanımıyla Fırat’ın yan kollarını besleyen yüzey ve yer altı suları dolayısıyla su havzası gün geçtikçe kirlenmektedir.
Şanlıurfa-Göbeklitepe, Diyarbakır-Çayönü, Kuzey Mezopotamya- Halaf, Güney Mezopotamya -Ubaid kültürlerinin; Aplahanda, Mitanni, Ahamenis, Makedon, Selevkos, Uruklar, Hititler, Lidyalılar, Persler, Sümerler, Akadlar, Babilliler, Asurlular, Urartular, Romalılar, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar Fırat ve Dicle’den su içtiler. Bu medeniyetlerin birçok kalıntısı sular altında kaldı.
Fırat’ı bekleyen tehlikelerin başında Divriği ve Kemaliye çevresindeki demir madenleri ile İliç altın madeni ile Kangal Bakırtepe altın madeni ocaklarından kaynaklı kirlenme gelmektedir. Kemaliye, Divriği ve İliç yöresindeki madencilik faaliyetleri Fırat’ın sonunu hazırlıyor.
Su, kaynaklarından doğar, kirlenir ve hastalanır, gelişen uygarlık onu yok eder. Kentlere, topraklara hayat veren Fırat’ın suyu artık berrak ve mavi akmayacak.
Fırat’ın suyu giderek turuncuya, kızıla, kırmızıya, sarıya, kahverengiye dönüşecek, oksijensiz kalacak ve ölecektir.
Fırat havzasındaki madencilik faaliyetlerinin yol açtığı tahribat ve su kirliliği ileride uluslararası ve küresel bir çevre felaketine yol açabilecek boyutlara işaret etmektedir
Dünya su rezervinin %2,5’ini oluşturan tatlı su kaynakları, yerküre üzerinde eşit bir alansal dağılıma sahip değildir. İçinde bulunduğumuz dönemde, su kaynaklarına erişim ve kaynaklarını yönetme büyük bir önem kazanmıştır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada su stratejik bir öneme sahiptir. Falkenmark göstergesine göre su baskısı altında olan bir ülkedir. Kuzey komşularına oranla daha düşük, güney komşularına oranla görece daha yüksek kişi başına düşen su miktarına sahiptir.
Yenilenebilir su kaynaklarının yaklaşık üçte biri Fırat Nehri gibi sınıraşan su havzalarında toplanmıştır. Yenilenebilir su potansiyeli yüksek olan havzalar ise ülkenin güneydoğusunda, Orta Doğu coğrafyasının ana su kaynakları olarak yer almaktadır.
Gerekli önlemler alınmadan madenlerin işletilmesi doğanın temel unsurları olan toprak, hava ve su üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır.
Su havzalarının madencilik faaliyetleriyle tahrip edilmesi ve yaşamın ana maddesi olan su kaynaklarının kirletilmesi;
T.C. Anayasası’nın çevrenin korunmasıyla ilgili Madde 56:
‘’Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir’’ ilkesi ve ‘’İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik’’ ve ‘’Çevre Kanunu’’nun ilgili hükümlerine aykırıdır.
2872 sayılı Çevre Kanunu Madde 1; ‘’…bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak’’ olduğu belirtilmiştir.
Türk Ceza Kanunu Çevreye Karşı Suçlar; Çevrenin kasten kirletilmesi Madde 181 ile Çevrenin taksirle kirletilmesi Madde 182’’ye göre suç teşkil etmektedir.
Fırat Nehri sınıraşan bir sudur. Sınıraşan sulardan faydalanma konusunda bazı ilkeler vardır.
Bu ilkeler: ‘’Mutlak Egemenlik’’, ‘’Doğal Durumun Bütünlüğü’’, ‘’Ö̈n Kullanımın Ü̈stünlüğü’’ ile ‘’Makul ve Hakça Kullanım İlkesi’’’dir.
Bunlar arasında Doğal Durumun Bütünlüğü ilkesi; Mutlak egemenlik ilkesinin memba ülkelerine tanıdığı üstünlüğü, mansap ülkelerine tanıyan bu görüş, sınıraşan nehirlerin aktıkları devletin ülkesinden geçerken ‘’doğal durumlarının bozulmamasını’’ öngörmektedir.
Türkiye sınıraşan sulara ilişkin; ekonomik ve sosyal kalkınmayı, su ve gıda güvenliğini öncelikli kılarak, bölgesel gelişmeleri dikkate alarak bir polita yürütmektedir.
Fırat-Karasu Havzasındaki madencilik faaliyetlerinin yol açtığı tahribat ve havza kirliliği sınıraşan sularla ilgili belirlenen politikaya ve ‘’Doğal Durumun Bütünlüğü İlkesi’’ ne aykırıdır.
Fırat havzasındaki madencilik faaliyetlerinin yol açtığı tahribat ve su kirliliği ileride uluslararası ve küresel bir çevre felaketine yol açabilecek boyutlara işaret etmektedir.
Fırat-Karasu Havzası
Doğu Anadolu Bölgesinin en önemli su kaynaklarından biridir. Yaklaşık 2780 km uzunluğundadır. Türkiye’deki uzunluğu 971 km olup, Karasu Nehri ile Murat Nehirlerinin Keban sınırlarında birleşmesi ile oluşur. Siverek yakınlarında Şanlıurfa sınırına girer. Adıyaman ve Gaziantep il sınırını belirledikten sonra önce Suriye, daha sonra Irak topraklarına geçer. Irak’ta Dicle Nehri ile birleşerek Şattülarap’ı oluşturur ve Basra Körfezi’ne dökülür. En önemli kolları Murat, Karasu, Tohma, Peri, Çaltı ve Munzur Çaylarıdır.
Fırat Nehri, yıllık ortalama doğal akış miktarı 32.720 m3’tür. Fırat Havzası 444.000 km2 olup, bunun %28’i Türkiye’de, %17’si Suriye’de, %40’ı Irak’ta ve %15’i Suudi Arabistan’da yer alır. Yıllık ortalama su potansiyeli 35.58 milyar m3’tür. Nehir suyunun %88,7’si Türkiye’den doğmaktadır, %11,3 ile Suriye’nin katkısı bulunurken Irak’ın hiç katkısı bulunmamaktadır.
Nehir üzerinde İliç, Bağıştaş, Keban, Karakaya, Atatürk, Birecik ve Karkamış barajları bulunur.
Şekil 1
Kemaliye-Karasu Nehri-Dilli Çayı Havzasında madencilikten kaynaklı kirliliğin boyutları
Fırat’ın Karasu kolu ile Çaltı Çayı’nın oluşturduğu su havzasındaki madencilik faaliyetlerinden kaynaklı kirliliğin boyutları bu akarsuların birleşim noktası olan Kemaliye Mevkii’nde en üst düzeye ulaşmaktadır. Kemaliye’de madencilikten kaynaklı kirliliğin boyutları, insan sağlığı, canlı varlığı, ekosistem, sucul yaşama etkisi, toprağa, turizme, ekonomiye vereceği zararları ileriki yıllarda ağır bir şekilde görülecektir.
Zaman zaman maden ocaklarının bulunduğu alana düşen yağış sonrası nehrin kırmızı, sarı, turuncu renkli olması, Divriği’nde, Kemaliye Gözaydın, Gümüşçeşme ve Duruköy’de işletilen demir madeni ile İliç Çöpler köyünde işletilen altın madeninden kaynaklı asit maden drenajı, pasa ve tozlar, pasa ve ocaklardan yıkanma ve oluşan sel ile nehre malzeme taşınmasından kaynaklıdır.
Kemaliye ilçesi Dilli Vadisindeki Gözaydın Demir Ocağı ile Gümüşçeşme Demir Ocağı faaliyettedir. Gözaydın ve Gümüşçeşme demir ocaklarında atık havuzlarının olmadığı, Gözaydın demir ocağı pasalarının Dilli Deresi ve vadi yamacına döküldüğü bilinmektedir.
İşletilen demir ocaklarından başka Karasu Nehri kuzey yamacında Karakoçlu köyü ile Kemaliye ilçe merkezinin güneybatısında, endemik bitki türlerinin bulunduğu Kemaliye su kaynakları rezervini oluşturan Sarıçiçek Yaylası’nda da demir ruhsatları verilmiştir.
Fotoğrafta Fırat-Karasu-Çaltı Havzasında faaliyette olan demir ocaklarından kaynaklı kirlenmeyle Fırat Nehri suyunun kırmızıya dönüşmesi görülmektedir.
Şekil 2
Divriği-Çaltı Çayı Havzasında madencilikten kaynaklı kirliliğin boyutları
Divriği yöresindeki derelerden beslenen ve Karasu Nehri’ne karışan Çaltı Çayı Vadisi’nin her iki yamacında demir madeni ocakları faaliyettedir. Kangal Bakırtepe altın madeni ocağı da bu havza içindedir.
Maden ocaklarındaki toz boyutundaki ince malzemenin şiddetli yağmurla dere ve nehre taşınmasıyla kirlenme olabilmekte, en önemli kirletici ise Çaltı Çayı kıyısındaki demir madeni atık havuzundan doğrudan deşarjla olduğu bilinmektedir. Nehrin kırmızı, turuncu renge dönüşmesi demir madeni cevher minerallerinden hematit ve limonitten kaynaklanmaktadır. Hematit kırmızı, limonit minerali ise sarı renk verir.
İliç ilçesi Karasu Nehri doğu yamacında altın madeni ocağı, Divriği çevresi demir madeni tozları, pasa ve atıklarından kaynaklı Karasu Nehri’nin turuncu, kırmızı, sarı renk tonu, ileriki yıllarda Kemaliye çevresindeki demir madenlerinin faaliyetleriyle de, her yağmur yağdığında demir ocağındaki ince malzeme dere ve nehre taşınacak, daha da kırmızıya dönüşecek; bulanık akacaktır.
Demir madenlerinden kaynaklı suda asılı malzeme/sedimentler yani bu kırmızı malzeme nehir suyunun ışık almasını engelleyecek, oksijensiz hale gelmesine neden olacak ve canlı yaşamı sona erecektir. Kil boyu malzeme balıkların solungaçlarına yapışarak topluca ölmelerine neden olacaktır. Nehir suyunu içen özellikle yabani hayvanlar olumsuz etkilenecektir. Sucul yaşam zarar görecektir.
Nehre bırakılan bu turuncu, kızıl, kırmızı, sarı renkli demirli atık içerisinde arsenik, demir, antimon, kurşun, bakır, çinko, molibden, nikel, bizmut gibi ağır metaller de bulunmaktadır. Bu metaller sudaki canlı yaşamını etkileyecektir. Nehir suyuyla sulanan tarım alanlarında ağır metal derişimi artacak, insan, hayvan ve bitkiler olumsuz etkilenecektir.
Divriği demir madeni, İliç altın madeni, Gözaydın ve Gümüşçeşme demir cevheri içinde toksik olan arsenik bulunmaktadır. Ayrıca demir ve altın cevheri yan kayaçlarında asbest bulunabilmektedir. Arsenik ve asbest kanserojendir. Nehre taşınan asbest liflerinin havaya karışma olasılığı bulunmaktadır.
İliç altın madeni sahası hidrolojik yapısı
İliç altın madeni sahası drenaj alanı içinde Karasu Nehri’ne karışan maden ocağının bulunduğu alanda Çöpler Deresi, atık barajının olduğu yerde Topraklık Dere, alanın ortasında bulunan Sabırlı Deresi, İliç merkezinden geçen Palanbağı Dere vardır. Sabırlı köyü civarında sulu Merk Deresi, Sabırlı köyünden sonra yaz aylarında kuruyarak yer altında devam eder. İliç doğusunda ise Karasu Nehri’ne karışan Yeşilyurt Çayı bulunur. Altın madeni güneyindeki Munzur kireçtaşı kütlesinde depolanan yağmur ve kar suları maden sahası yamaçta yer altından Karasu Nehri’ne boşalmaktadır.
Kemalye-Divriği-İliç maden ocaklarının Ülkemizdeki en önemli su havzası içinde bulunması, yöreye dair, Fırat Nehri’nin sınıraşan sular kategorisinde ve uluslararası bir öneme sahip olması, tarımsal sulamada kullanılan Atatürk Barajı gibi üzerinde kurulu birçok barajların bulunması yönüyle, madenden kaynaklı doğabilecek bir çevre felaketinin vereceği zararların boyutları düşünüldüğünde, bu bakımdan Kemaliye-İliç ve Divriği havzası madencilik faaliyeti yapılamayacak yerlerden biri olup, kamu yararı, sağlıklı ve dengeli bir çevre, canlı varlığı, yaşam, ekolojik ve kültürel alanların korunması adına madencilik faaliyetlerine son verilmesi daha akılcı olacaktır.
Kemalye-Divriği-İliç bir Baia Mare, bir Norilsk olmasın.
Doğanın yok edilmesi uluslararası bir suç olmalı
Su kaynaklarına en çok sahip olan ülkeler, rakiplerine göre önemli bir ekonomik ve politik avantaj elde etmiş olacaktır. Ortadoğu Bölgesi’ndeki nüfus artışı, iklim değişiklikleri, yükselen kentleşme trendi, suyun uluslararası aktörler için stratejik önemini artırmaktadır.
Akarsu havzaları klimatolojik, jeomorfolojik ve insan faktörlerinin etkileri altında şekillenen ve gelişen karmaşık coğrafi sistemlerdir. Ancak; ulusal ve uluslararası akarsuları birbirinden ayırmakta kullanılan esas kıstas coğrafidir. Su havzasının ekolojik dengesinin korunması, madencilik, endüstriyel atıkları, erozyon ve çölleşmeye yol açan ormansızlaştırma, su kirliliği sorunlarını gidermede ortak çaba sarf edilmelidir.
Fırat-Karasu-Çaltı Çayı su havzasındaki mevcut madencilik faaliyetleri kirlilik yapmayacak derecede denetime tabi tutulmalı ve gerekli önlemler alınmalı, yeni maden ocakları açılması ancak bilimsel temelli, ayrıntılı fizibilite çalışmaları sonucunda, çevreyi ve insan sağlığını öncelikli gözeten ilkeler doğrultusunda yapılmalıdır.
Günümüzde madencilik faaliyetlerine maruz kalan, ‘’doğa’’, iklim değişikliğine karşı savunmasız durumdadır. Doğanın yok edilmesi uluslararası bir suç olmalıdır.
“Çevreye kıyım”, soykırım veya insanlığa karşı suçlarla, Lahey merkezli Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından kovuşturulabilecek suçlarla aynı şekilde ele alınmalıdır.
Doğa hakkı insan hakkından önce gelir.
Kaynaklar
Eşref Atabey. 2023. Madencilik ve Çevre. 196s. Sarmal Kitabevi. ISBN: 9786256885042. İstanbul.
Eşref Atabey. İliç altın madeni bir Baie Mare bir Norilsk olmasın. https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/ilic-altin-madeni-bir-baia-mare-bir-norilsk-olmasin
Eşref Atabey. 2018. Suyun Hikayesi. 615s. ISBN: 978-605-9331-87-6 Asi Kitap. İstanbul.
Ramazan Erdağ. 2015.Türkiye sınıraşan sular sorunu. Yalova Sosyal Bilimler Derg. 5/9
M.
M. Köle. 2017. 1954-2016 Dönemi Türkiye Sınıraşan Sular Politikası. Marmara Coğrafya Derg.35.
Kemaliye Hasret Gazetesi-2021
