ÇED İPTAL DAVALARINDA MADENCİNİN CAN SİMİDİ 2009/7 GENELGESİ

ÇED İPTAL DAVALARINDA MADENCİNİN CAN SİMİDİ 2009/7 GENELGESİ

Dr. EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı / Yazar

 

Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) davalarında mahkeme kararları 15 yıl öncesi yayımlanan 2009/7 genelgesiyle aşılıyor. Madencinin can simidi 2009/7 Genelgesi. Bakanlıkça yetkilendirilmiş Çevresel Etki Değerlendirme Bürolarının hazırladığı ÇED raporlarındaki bilimsel ve teknik yönden eksiklik ve hataları vatandaşlar tamamlıyor. 

Bu nasıl oluyor? ÇED Bürolarına hazırlatılan ÇED raporları belirlenen bir formatın yerine getirilmesinden ibaret olup, yedi bölümden oluşmaktadır. Rapor bölümlerde yer alan bilgilerin çoğu derleme niteliğindedir. 

Madenin bulunduğu yereldeki mağdur vatandaşlar, ÇED raporlarını uzmanlara teknik ve hukuki yönden incelettirmekte, mağduriyetlerinin giderilmesi için ‘’Proje nedeniyle kirlenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava (atmosferik koşullar), iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, mimari ve arkeolojik miras, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi ortaya konulmadığını’’ iddia ederek davalar açmaktadırlar. 

 

Dava sürecinde, Avukatlık ve Bilirkişi ücretleri, ulaşım, harç gibi giderler vatandaşları maddi olarak büyük yük altında bırakmakta ve sıkıntıya sokmaktadır. 

Mahkemenin ÇED olumlu kararının iptali ya da Yürütmenin Durdurulması kararı, raporun bir bölümüne ilişkin ise, faaliyet durdurulmayıp, 2009/7 sayılı Genelgeye dayanarak rapordaki eksikliklerin tamamlanması sağlanarak faaliyete devam edilmektedir.

 

Böylece Madencinin ve Bakanlığın, en başında eksiksiz tamamlaması gereken ÇED raporlarındaki eksiklik ve hataların tespiti, vatandaşlar tarafından ortaya çıkarılmakta, kontrol ve denetim işi adeta vatandaşlar tarafından yapılmakta, tespit edilen eksiklikler 2009/7 genelgesine göre tamamlattırılarak, madencinin faaliyetine devam etmesi sağlanmaktadır.

Mahkeme kararına karşı,  kısa sürede tekrar ÇED Olumlu kararı alınmakta ve böylece proje sahibinin 2009/7 sayılı genelgeyle önündeki engelleri aşması sağlanmış olmaktadır.

2009/7 Sayılı Genelgeye göre, Mahkemelerin “ÇED Olumlu” kararı hakkında verdiği yürütmeyi durdurma ya da iptal kararı, ÇED raporunun sadece bir ya da birkaç bölümüne ilişkin ise, diğer bölümleri olumsuz yönde etkilemiyor; yani kararın tümünün ele alınıp değerlendirilmesini gerektirmiyorsa, ÇED raporunun hazırlanmasına ilişkin tüm sürecin en baştan tekrarlanmasına gerek bulunmamaktadır.

2009/7 sayılı Genelge hükümlerinin uygulandığı ÇED süreçlerinde; halkın katılım toplantısı, özel format verme gibi aşamalar gerçekleştirilmemektedir. İnceleme ve Değerlendirme toplantısı gerçekleştirilerek nihai hale getirilen ÇED raporu hakkında “ÇED Olumlu” ya da “ÇED Olumsuz” kararı verilmektedir.

Çevresel Etki Değerlendirmesine göre, yapılmaması gereken maden, taşocağı, HES gibi projeler 2009/7 genelgesiyle devam edebiliyor.

Örneğin 2009/7 Genelgesiyle Değirmenine su isteyen vatandaşına bu suyu vermeyen DSİ, derenin suyunun %90’nını HES şirketlerine hediye etmektedir! Vatandaşın olta ile bir balık tutmasını yasaklayan DSİ, balıkların soyunu kurutan, yok eden HES şirketlerinin ‘’kar’’ kapısı olmaktadır. 

T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı çevreyi tahrip eden maden, taşocağı ve HES şirketlerinin adeta sözcülüğünü, koruyuculuğunu yapmaktadır! Bir kamu kurumu olan bu Bakanlıklar çevreyi, suyu, ormanı, vatandaşı savunmalı ve korumalıdır. Bunun tam tersi uygulamaların yapıldığı görülmektedir. 

Süreçlerin ülke düzeyinde yüzlercesi yaşanıyor. Hepsinde Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 2009/7 Sayılı genelgesine dayanılıyor. Artık ÇEVRE davalarında mahkeme kararları 15 yıl öncesi yayımlanan 2009/7 genelgesiyle aşılıyor.

Mahkeme ÇED iptal ya da yürütmeyi durdurma kararı veriyor; aynı proje için yeniden ÇED raporu düzenleniyor. Halkın toplantısı yapılmadan, Bakanlık bürokratları istisnasız ÇED raporunu mükemmel buluyorlar ve yeniden izin veriliyor.

2009/7 Genelgenin amacının, çevreye zarar verecek bir takım yatırımların, ‘halkın ve yargının denetiminden kaçırarak’, ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmesini sağlamak olduğu çok açık, “mahkeme kararını uygulamayın” anlamına gelmektedir.

Anayasa ve yasa hükümlerini yok sayan, mahkeme kararlarına direnmeyi emreden 2009/7 Genelgesiyle, doğanın tahrip edilmesi, suyun, havanın ve toprağın kirletilmesine, yaşam alanlarına yönelik tehditler sürekli hale getiriliyor. 

  1. C. Anayasası’nın 2. Maddesindeki,

 ‘’Hukuk devleti’ ilkesi dikkate alınmıyor. 138. Maddesindeki “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” kuralını ve 

56.maddesindeki; 

“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” kuralı, 

2872 Sayılı Çevre Kanunu İlkeler başlıklı Madde 3, (a) bendinde geçen ‘’Başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler’’ kuralı dikkate alınmıyor.

Exit mobile version