‘’ALTIN’’ MADENCİLİĞİNİN EKOSİSTEM VE İKLİME ETKİSİ
- EŞREF ATABEY
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji uzmanı / Yazar
Tarihte savaşların, yıkımların, sömürgeleştirmenin nedeni olmuş, Rus İktisatçı Prof. Dr. Andrei Vladimirovich Anikin’in, 1978 yılında yayımlanan kitabına ‘’Gold-Yellow Devil’’ yani ‘’Altın-Sarı Şeytan’’ adını verdiği ‘’altın’’, sihirli gücünü nereden almaktadır?
M.Ö.500’lü yıllarda Likya Krallığınca altın, en küçük hacimde, en büyük değere sahip, dünya çapında bir değiş-tokuş aracına dönüşmüştür İnsanoğlunun metallerle tanışmasından bu yana, insanın onlarla dansı hiç bitmemiş, değişen sadece eşlik eden olmuştur [1]. Hep tartışılagelen, bireyler ve toplumlar üzerinde güçlü etkisi olan altın, uluslararası ilişkileri belirleyici bir unsur olmuştur.
Dünyada üretilen altının yüzde 46,5’i mücevherat, yüzde 24’ü yatırım, yüzde 23’ü Merkez Bankası ve diğer, yüzde 6,5’i teknolojide kullanılıyor[2]. Bu oranlara bakıldığında ‘’altın’’ın yüzde 93,5 gibi neredeyse tamamına yakın bir oranı diğer metalik ve endüstriyel minerallere göre bir ihtiyaçtan dolayı değil, mücevherat ve yatırım tutkusu için üretildiğini söyleyebiliriz. Gerektiği gibi elektronikte kullanımı sadece yüzde 6,5.
Bu durum, altın, mücevheratta ve yatırımda kullanılmasa ne olur? Para altından yapılmasa ne kaybedilir? Dünya’da üretilen altın miktarına göre, elektronikte kullanıma yetecek kadar altın mevcuttur. Öyleyse altına ihtiyaç var mı? Altın üretmeye gerek var mı? Kullanım yönüyle bakıldığında demir ve bakır altından daha değerli değil midir? gibi soruları sormamıza neden oluyor. Konuyu kamu eliyle ihtiyaca göre üretim ve çevre kriterleri bağlamında değerlendirmekte yarar vardır.
Altın madenciliği doğal çevreye geri dönüşü olmayan zararlar veriyor. Günümüzde bir yılda üretilen 3000 tondan fazla altının yüzde 90’ı siyanürle üretilmek zorunda [1]. Su kaynakları, hava kalitesi, yaban hayatı, toprak kalitesi ve iklim üzerinde olumsuz etkileri oluyor. Toprak ve suya asit maden drenajı (asidik sular) ve kirletici kimyasallar sızıyor. Rüzgar ve gaz emisyonlarınca taşınan partiküller hava kalitesini bozuyor. Orman ve bitki örtüsünün, üst toprağın kaldırılması, faunanın yer değiştirmesi, kirleticilerin salınımı ve gürültü oluşturmasıyla çevreyi etkiliyor.
Suyu depolayan kayaların, suyu üreten ormanın ve bitki örtüsünün, biyolojik çeşitliliğin ortadan kaldırılması, havayı, suyu ve toprağı kirletmesi nedenleriyle altın madenciliğinin doğrudan ekosisteme, iklim değişikliği üzerine olumsuz etkileri oluyor.
İnsanoğlu, hayati olmayan mücevherat ve yatırım tutkusu yüzünden yaşam için gerekli suyu kaybediyor.
‘’ALTIN’’ ÜRETİLMESİ ZORUNLU BİR MADEN Mİ?
‘’Dünyada üretilen altının çoğu, külçe olarak üreten şirketlerin ülkelerindeki para kasalarında tutulmaktadır. Altın ticareti bir bakıma para ticareti olup, çoğu külçe halinde kıymetli metal olarak saklanmaya ve ziynet eşyası üretmeye yönelik üretilmektedir. Dünyada teknoloji için kullanılacak yeteri kadar altın üretilmiştir. Bundan sonra altın teknolojide kullanımı için üretilmesi zorunlu bir maden değildir’’ [3].
Çok uluslu şirketler çoğu zaman üretim sürecini tamamlamadan ürettikleri hammaddeyi alıp gitmekte, geriye tahrip edilmiş bir arazi, suyu kirletilmiş ve ağaçları yok edilmiş bir doğa, ağır metaller ve siyanür başta olmak üzere kimyasallarla kirletilmiş topraklar bırakmaktadırlar.
Altın, devletler için kağıt para emisyonunun güvencesi ve milletlerarası bir ödeme aracı olarak büyük önem taşımaktadır. Mücevherat sektöründe ‘’altın’’ın genellikle gümüş, paladyum, bakır veya platin alaşımları; elektrik-elektronik endüstrisinde ise gümüş ve bakırı takip eden yüksek elektrik iletkenliği ile bağlantıları, terminalleri, baskı devreleri, transistörler ve yarı iletken sistemlerin kaplamasında yoğun olarak kullanılmaktadır.
Şekil 1
ALTIN MADENCİLİĞİNDE KAMU YARARI BULUNMUYOR
Kamu yararı; Ulusun, toplumun gereksemelerini karşılayan, toplumun bütün çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla girişilen çalışmalar olarak tanımlanır. Günümüzde “kamu yararı” kavramı ile “toplum yararı”, “ortak çıkar”, “genel yarar” gibi kavramlar da aynı anlamda kullanılır. Kamu yararı ile “bireysel çıkar”dan farklı olarak “ortak toplumsal” bir fayda amaçlanmaktadır. Mevcut sistem içinde altın madenciliği her zaman tartışılacaktır. Madenler sosyal devlet anlayışıyla kamu yararı gözetilerek işletilmelidir [3].
Türkiye’de yabancı sermayeli altın madenciliği yapan şirketler;
‘’Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları çerçevesinde bazı vergileri kendi ülkelerinde ödemektedirler.
Ülkemizde Maden Kanun’unda öngörülen teşvikler ve ülkemizde uygulanan SGK, elektrik, istihdam, yatırım gibi diğer tüm teşviklerden yararlanmaktadırlar.
Ar-Ge teşviki almaktadırlar.
KDV iadesi almaktadırlar.
Ürettikleri altın karşılığı olarak, ödedikleri devlet hakkının altın karşılığı düşüktür.
Ürettiklerini dolar ya da altın olarak alıp götürmektedirler.
Her zaman «kazanamadıklarını» ifade ediyorlar. Çok kazanmak için genellikle taşeronlarla çalışmakta, ekipmanı kiralamakta ya da ekipman kiralamayı taşeron aracılığı ile yaptırmaktadırlar.
Geride ağaçları kesilmiş, kimyasallarla kirletilmiş topraklar bırakılmaktadırlar.
Altın üreten yerli/yabancı sermayeli madencilik şirketleri devlete devlet hakkı olarak yüksek bedeller ödediklerini, az kar ettiklerini her fırsatta ifade etmektedirler’ [3]. Algıya yönelik bu söylemler doğru değildir.
Şöyle ki; Maden Kanunun 14.maddesinde altın ve benzer, madenlerden devlet hakkı “ocak başı satış fiyatı” üzerinden alınmaktadır. Ocak başı fiyatı altının satış fiyatı olmayıp kanundaki tanımı; ” … madenin ocakta üretiminden ilk satışının yapıldığı aşamaya kadar oluşan nakliye, zenginleştirme ve varsa farklı prosese ait kullanılan tesis ve ekipmanın amortismanı dahil giderler çıkarılarak oluşan fiyattır.” şeklindedir [3].
Diğer taraftan maden kanunun 9.maddesinde; ”.. Altın, gümüş ve platin için ise devlet hakkının %40’ı alınmaz” denilmiştir. Bu iki madde birlikte değerlendirildiğinde altın üreten yerli/yabancı sermayeli madencilik şirketlerinin ülkemizde “ürettikleri altının karşılığı ödedikleri devlet hakkının altın olarak karşılığının” çok düşük olduğu görülecektir. Altın üreten firmalar çok kâr etmektedirler’’ [3].
ALTIN YATAKLARI
Türkiye’deki altın yatakları Ege, Doğu Karadeniz, İç Ege ile Doğu Anadolu’da yoğunluktadır. Faaliyette olan ve işletilen altın madenleri şunlardır [4, 5, 6]
Artvin ili Hot; Balıkesir ili Çoraklık, Kubaşlar, Kızıltepe ve İvrindi; Çanakkale ili Lapseki, Kirazlı ve Akbaba; Erzincan ili Çöpler; Eskişehir ili Kaymaz ve Sivrihisar; Gümüşhane ili Mastra, Midi ve Mescitli; İzmir ili Ovacık, Çukuralan, Efemçukuru ve Seferihisar; Kayseri; Himmetdede, Kaş ve Öksüt; Konya ili İnlice; Niğde ili Bolkardağ; Ordu ili Fatsa- Altıntepe; Sivas ili Bakırtepe; Uşak ili Kışladağ (Avrupa’nın en büyük altın madenidir).
Çanakkale’de Küçükdere, Madendağ; Ankara’da Gicik; Hatay’da Kisecikköy-Akıllıçay altın madenleri pasif durumdadır.
Türkiye’de İşletilebilir altın rezervi metal bazında toplam: 700 ton
Türkiye altın potansiyeli: Tahmini 6-7 bin ton
Altın rezervi tükenme ömrü: 45 yıldır.
Dünya altın rezervleri 2011 yılından itibaren ~50.000 ton’un üzerine çıkmıştır.
Türkiye çıkarılabilir altın miktarı 2019 yılı verilerine göre 1.446 ton olarak verilmiştir [6].
Şekil 2- Türkiye altın yatakları haritası [5, 6].
ALTIN ÜRETİMİ
Son 11 yılda toplam 370.7 ton altın üretilmiştir. 2019 yılı sonu itibariyle tarihsel süreçte 197.575 ton altın üretilmiş ve bunun da üçte ikisinin 1950’den sonra gerçekleştiği ifade edilmektedir. Bu miktar altının 2020 yılı günlük fiyat ortalamaları değerinin 10.7 Trilyon Dolar ettiği ifade edilebilir [6, 7].
ÜRETİLEN ALTINLARA NE OLUYOR?
‘’Altın ticareti bir bakıma para ticareti olup çoğu külçe halinde kıymetli metal olarak saklanmaya ve ziynet eşyası üretmeye yönelik hareket görmektedir. Dünyada üretilen altının çoğu, külçe olarak üreten şirketlerin ülkelerinde para kasalarında tutulmaktadır’’ [3].
ALTIN ÜRETİLEN ÜLKELERDE GERİYE NE KALIYOR?
‘’ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) tarafından yapılan açıklamada dünyadaki altın üretimi 2019 yılında 3.300 ton, 2020 yılında 3.200 ton, 2021 yılında 3.000 ton olarak gerçekleşmiştir. 2020 yılında dünyada yaklaşık 3.200 (ton)*1000 (kg)*1000 (gr) = 3.200.000.000 gr altın üretilmiştir. Ortalama 5 gr altın için 1 ton toprak işlenmiş, 650.000.000 ton / 2.5 ton/m3 ≈ 250.000.000 m3 toprak siyanürle kirletilmiştir. Kirletilmiş bu toprağın 3.300.000 m3 ’ü ülkemizdedir’’ [3].
ALTIN MADENCİLİĞİ VE DOĞA TAHRİBATI
Doğa tahribatı en fazla altın üretiminde olmaktadır. Bir ya da iki gram altın için Bir ton, 100 gram altın için 100.000 ton, bir kilogram altın için Bir Milyon ton kayaç yerinden sökülmektedir.
Özellikle altın madenciliği son yıllarda doğaya ve çevreye verdiği zararlar, siyanürle altın işletmeciliği ve yabancı işletmecilerin rolü gereği gündemi meşgul etmektedir. Özel sektör eliyle yapılan başlıca altın üretimi olmak üzere, çeşitli madenlerin üretimi için onay verilmiş iken, oranı artacağı yerde giderek azalmaktadır. Bu kadar altın ocağı faaliyete geçmesine ve altın üretmesine rağmen bir türlü ekonomimize katkısı hissedilememektedir. Altın madenciliğinin refah düzeyimizdeki payı nedir, anlaşılamamıştır.
Cevherden altın elde etmek için Sodyum Siyanür başta olmak üzere Sülfürik asit, Nitrik asit, Sodyum hidroksit, Sodyum hidrosülfit, Sodyum metabisülfat, Hidrojen peroksit (%50’lik), Hidrojen peroksit, Sülfamik asit, Flokülant, Gliserin, Antiskalant, Boraks, Sodyum nitrat, Tablet tuz, Sodyum karbonat, Bakır sülfat, Demir sülfat, Sönmüş kireç, Aktive edilmiş karbon, Silika gibi kimyasallar kullanılır [8].
Bunlardan canlılar için başta siyanür olmak üzere, sülfürik asit, nitrik asit, sodyum hidroksit, hidrojen peroksit, sodyum hidrosülfit, sodyum metasülfit, sülfamik asit ve silika insan sağlığı ve ekolojik yaşam için risk taşır.
Kaya işlenip kimyasal açığa çıktığında pireler dahil ölür ve pirelerle beslenen diğer böcekler ve küçük hayvanlar da ölür, bu da tüm ekosistemi etkiler.
DÜNYADA SİYANÜR SIZINTISI ALTIN MADENİ FELAKETLERİ
Altın madeni atık barajı yıkılmalarında ve membran sızdırmalarında nehir, göl ve deniz sularına siyanür karışır; suda yaşayan balık ve diğer küçük canlıların ölümüne neden olur ve doğal dengeyi bozar. Dünya’daki resmi veriler altın madenlerinin yol açtığı ve 1971-2015 yılları arasında kayıtlaya geçen 16 altın madeni kaynaklı felaketin 7’si siyanürlü suyla bağlantılıdır.
Ayrıca söz konusu 16 felaketin 6’sı Kanadalı şirketlerin işlettiği madenlerde yaşanmıştır. 1971 ve 2000’de Romanya, 1984 ve 2000’de Papua Yeni Gine, 1995’de Guyana, 1995, 1998, 2014 ve 2015’de Kanada, 1996’da Filipinler, 1998’de Kırgızistan, 2003’de Honduras, 2004’de Gana, 2005’de Laos, 2009’da ABD’de, 2015’de Arjantin’de altın madeni kaynaklı felaketler olmuştur [8].
‘’FAUNA’’YA ETKİLERİ
Altın madeni inşaat ve işletme aşamasında karasal fauna üzerine olabilecek etkiler şunlardır.
– Maden alanındaki mevcut habitatların yok olması,
– Bitkisel toprağın sıyrılması ve hafriyat faaliyetleri nedeni ile meydana gelecek toz ve gürültüden hayvanların rahatsız olmaları ve alanı terk etmeleri,
– Hareket yeteneği kısıtlı hayvan türlerinin bitkisel toprağın sıyrılması ve hafriyat faaliyetleri sırasında kaçamayarak telef olmaları,
– Maden alanındaki biyolojik unsurlar üzerindeki olası etkilerin en önemlisi alanın floristik yapısı üzerindeki etkilerdir.
İnşaat alanlarındaki bitki örtüsü ve üst toprağın sıyrılması işlemleri sırasında alanda tespit edilen endemik ve hassas bitki türlerinde meydana gelecek populasyon kaybı, biyolojik kaynaklar üzerindeki olası en önemli etki olarak kabul edilmiştir.
Karasal fauna türlerinin bitki örtüsü ve habitatlardaki değişimden ötürü dolaylı olarak etkileneceği, diğer taraftan, gürültü, titreşim oluşumu ve trafik gibi etkilerden ise doğrudan etkileneceği öngörülmektedir. Eğer faaliyetlerden kaynaklanan gürültü düzeyi normal değerlerin üstüne çıkarsa bu bireylerin kuluçkayı hatta yavru bakımını bile yarıda bırakma riskleri söz konusu olur [8].
MORFOLOJİK YAPININ BOZULMASI-EROZYON ETKİSİ-SEDİMAN TAŞINIMI
Altın madeni ocaklarıyla alanın morfolojik yapısı bozuluyor; alandaki orman ve bitki örtüsü yok edildiğinden, çıplak kalan ve özelliğini kaybetmiş zemin, yağmur suları ve buzlanmayla daha çabuk parçalanıyor; ufalanıyor; aşınan malzeme sellerle taşınarak erozyona yol açıyor. Erozyon ve sellerle, dere suyuna karışan kil boyutundaki malzeme balıkların solungaçlarına yapışarak ölmelerine neden olur. Ayrıca pasalardan dere suyuna karışan sedimanlar suyun sıcaklığını, pH, elektrik iletkenliği ve biyolojik oksijen ihtiyacı derişimini değiştirerek canlılar için zararı olur.
Su erozyonu diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve etkilisi olan, eğimli arazilerde vejetasyon zayıflığı veya vejetasyonun tamamı yok olduğu zaman yere düşen yağmur damlaları darbe etkisi ile toprak parçalarını yerinden kopararak, parçalar ve yüzeysel akışa geçen yağmur suları bu toprak parçalarını sürükleyerek aşağılara taşır [8].
ALTIN MADENİ PASALARI (ARTIKLARI)
Altın madenciliğinde madenin yakınında yüzeyde toplanan atık malzemeler oluşur. Çoğunlukla cevher mineralleri içeren bu tür atık yığınları çevre kirliliğinin kaynakları olmakla birlikte, en büyük çevre sorunlarına cevherlerin işletilme süreçleri yol açmaktadır.
Çıkarılmış cevher, kırma ve öğütülmeyi içeren konsantrasyon işlemine tabi tutulur. Bu konsantrasyon işlemi sonrasında geride kalan çok ince atık malzeme pasa adını alır ve bu malzeme gang mineralleriyle birlikte eser miktarda cevher minerali de içererek ciddi bir çevre kirletici kaynak oluşturur. Pasalar, çok ince tane boyutlarında olup rüzgar etkisiyle kolayca taşınır.
01 kodu kategorisi madenlerin aranması, çıkarılması, işletilmesi, fiziki ve kimyasal işlemlere tabi tutulması sırasında ortaya çıkan atıklar sınıfında yer alan, altın madeni pasaları 01 03 04 ile 01 03 05 atık kodlu sülfürlü cevherlerin işlenmesinden kaynaklanan asit üretici maden atıkları ile tehlikeli madde içeren diğer maden atıkları kategorisine girmektedir [8].
Cevher atığındaki sülfür miktarı en fazla %0,1 olmalıdır.
Arsenik, bor, baryum, berilyum, kadmiyum, kobalt, krom, bakır, flor, cıva, molibden, nikel, kurşun, antimon, selenyum, kalay, toryum, uranyum, vanadyum ve çinko maden atığı içinde çevre ve insan sağlığı için risk oluşturmamalıdır. Uzun dönem önce terk edilen altın madeni sahalarında pasalar, çevredeki toprak ve sularda ciddi kirlenmelere yol açabilecek ölçüde çevreye bırakılmış ve bırakılmaktadır.
TOZUN ZARARLARI
Altın ocaklarından kaynaklı tozlarının hem yakın çevredekilerin, hem de çalışanların sağlığını olumsuz etkilediği ve birçok hastalıklara neden olduğu bilinmektedir. Meyve ağaçları ve tohumlu bitkilerin yaprakları ile döllenmelerine tozun zararı olur. Yüzeyi toz kabuğu ile kaplanmış olan yaprak yeterli güneş enerjisi alamaz, fotosentez ve solunum gücü azalır. Bu azalma bitkinin beslenme, meyve verme ve büyütme gücüne olumsuz etki yapar. İnce toz yaprağın solunum gözeneklerini tıkar. Gözenek kapakçıklarının kapanmasını engeller. Gözenek kapakçıkları kapanamayan yaprak devamlı terleme ile su kaybeder ve bir tür “fizyolojik kuraklık etkisi” olayı gerçekleşir [8, 9].
ALTIN MADENİ ATIK BARAJI-PASA ÇAMURU
Atık barajı; altın madeni atıklarının doğrudan toprağa ve yer altı suyuna karışımı önlemek, denetim altına alınmak için oluşturulan barajlardır. Atık barajlarında tutulan ve atık cevherlerle konsantre olmuş çamur yüzey suları ve sızıntı sular da risk oluşturur. Sular baraj duraylılığını etkiler ve çevre kirliliği için birer kaynak oluştururlar [8, 10, 11].
Atık barajlarına su üç yolla karışmaktadır. Bunlar;
-Cevher hazırlama ve zenginleştirme sırasında kullanılan sular.
-Yağmur suları
-Yüzey ve yer altı sularıdır.
Buna karşın suyun barajdan ayrılması üç yolla olmaktadır. Bunlar;
-Atık havuzu yüzeyinden buharlaşma
-Atık havuzu tabanından ve baraj gövdesinden sızma,
-Havuzdan serbest olarak bırakılan sudur.
Atık barajlarında drenaj yeterli değilse ve bunlara yağmur ve deprem gibi dış etkenler katkıda bulunuyorsa, duraylılığı kaybeden barajlar yıkılabilir. Atık havuzundaki atık çamuru ve pasalar dereye deşarj olur ve suları ve toprağı kirletir
ASİT MADEN DRENAJI
Altın madenciliğinde önlenemeyen ve en korkulan olay asit maden drenajıdır. Asit maden drenajı bir sülfürlü maden sahasındaki kayaç yığınlarında, cevher ve pirit konsantresi stoklarında ve artıkların terk edildiği barajlarda pirit, pirotin ve markazit gibi bir demir sülfür mineralinin nemli ortamda oksitlenmeye maruz kalmasıyla tetiklenen tepkimeler sonucu, sulu ortama hidrojen geçmesi ve çözeltinin asidik niteliğe bürünmesi, sülfürik asit üretmesidir [8,10, 11].
‘’Altın madenciliği faaliyetlerinden kaynaklanan su kirliliğinde dikkatler, yakın geçmişe kadar siyanür üzerinde iken, bu giderek asit maden drenajına yönelmektedir. Fakat yeterli düzeyde bilinmemesi bazı algı yanlışlıklarına sebep olmaktadır.
Cevher minerali içeren, bütün bir yer kabuğu parçası doğal halindeyken, atmosferle, suyla temas ettiğinde ancak sınırlı oranda yüzeyi kadar oksitlenir ve çözünür. Ancak, cevher çıkarılması için bu kaya parçalara bölünürse, yüzey alanının karesi oranında çoğaltmış olur. Yüzey alanı büyütülmüş, içerisinde işletilemeyecek kadar düşük, ancak sağlık için hala zararlı oranda metalleri taşıyan pasa olarak tanımlanan kırıntılar ve tozlar, yağacak yağmurda yıkanarak asit maden drenajına dönüşebilmektedir [8, 10, 11].
Asit maden drenajı belirgin özellikleri çok düşük pH, yüksek metal derişimi, yüksek oranda çözünmüş katı ve askıda katı içeriğidir. Böylelikle, AMD dereler, çaylar, nehirler ve göller gibi alıcı ortamlara karıştığında, söz konusu alandaki canlı yaşamı olumsuz yönde etkilenebilir. Hatta kimi türler tamamen yok olabilir; bağlantılı olarak besin zinciri zamanla zayıflayabilir ve neticede ekosistem çökebilir. Görüldüğü üzere, AMD sık karşılaşılan, etki alanı geniş ve uzun süreli bir çevre kirliliği sorunudur. Henüz daha oluşumu başlamadan önlenmesi, ekonomik ve teknik açıdan bir gerekliliktir’’.
Cevherli kayaların kırılması, öğütülmesi ve işlenmesi sırasında pasa ve çamur atıkları içinde bazı cevher mineralleri kalabilir. Bu pasa ve çamur atıkların yağmur ve yüzey sularıyla yıkanmasıyla asidik su oluşur [8, 10, 11].
Altın gibi maden alanındaki sülfürce zengin minerallerin bozunması sonucunda yer altı sularında oksitlenme, yüksek sülfat derişimi, asidik ortam, altın cevherleşmesinde pirit, markazit, galen, kalkopirit, azurit gibi mineraller eşlik eder. Bu minerallerin yer aldığı yığın yağmur suyuyla ya da liç yöntemiyle ıslandığında, gerekli önlem alınamadığında asit maden drenajı dediğimiz, asidik bir suyun oluşumuna yol açar [8,10, 11].
Bu asidik suyla havaya, suya ve toprağa kadmiyum, krom, berilyum, antimon, gümüş, arsenik, kurşun, cıva, mangan, nikel, selenyum, uranyum, vanadyum, çinko ve alüminyum gibi elementler karışabilir. Bu elementlerin çoğu insan, hayvan ve bitkiler için zehirleyici (toksik) olabilirler.
Şekil 3
SERA GAZI
Çıkarılan 1 gram altın için 1 ton kayaç sökülüp taşınıyor. Bu kadar çok malzemenin taşınması, genellikle fosil yakıtlardan gelen önemli miktarda enerji gerektirir. Bunların kullanımı atmosfere karbon ve diğer sera gazlarının salınmasına neden olur. Ayrıca bu geniş tesislerin bakımı da enerji gerektirir.
ORMANA ZARARLARI
Orman alanlarında açılan altın madeni ocakları, yerel iklim ve mikro klimasında değişimlere yol açmakta, topraktaki canlıların yok olması, nemli ve verimli toprağın kaybı ile abiyotik minerallerin, faunanın etkilenmesi, toprak suyunun kaybıyla ağaçların büyümeleri olumsuz etkilenmektedir. Dağlık ve tepelik arazideki ormanlar ve bitkiler su da üretirler. Yere düşen yağış, gözenekli orman toprağından sızarak ana kaya çatlak sistemine, oradan da kaynaklara, derelere ve yer altı suyuna ulaşır. Altın madeni ocaklarıyla bu sistem zarar görür [8].
ASİT YAĞMURLARI
Altın madenciliğinden kaynaklı havaya yayılan sülfürlü tozlar özellikle kükürt dioksitin havanın nemi ve su buharıyla birleşmesiyle sülfürik asite dönüşür. Bu asit yağmuru şeklinde yere iner. Madenden kaynaklı oluşacak asit yağmurlarından en çok tarım alanları ile bitkiler zarar görür. Asit yağmurları, toprağın bileşiminde bulunan kalsiyum ve magnezyum elementlerinin yıkanmasına ve toprağın derinlerine inmesine neden olmaktadır. Bu durumun ortaya çıkması ile ağaçlar ve diğer bitkiler etkilenerek topraktan fayda sağlayamaz hale gelirler ve kurumaya yüz tutarlar. Havadaki sülfatın solunum yoluyla vücuda girmesi ile astım, bronşit, kanser gibi hastalıklar ortaya çıkar [8].
SU KAYNAKLARINA ZARARI
Magmatik volkanik ve sedimanter kayaçların gözenekleri ile kırık ve çatlakları içinde, yağmur sularının zemin içerisine süzülmesiyle oluşan ‘’meteorik sular’’, daha önceden hapsolmuş ‘’formasyon suları’’ vardır. Sedimantasyon sırasında hapsolmuş olan formasyon suları hidrolojik döngünün bir parçasıdır. Ayrıca çok eski jeolojik zamanda oluşan ‘’fosil sular’’ bulunmaktadır. Özellikle kireçtaşı kayaları birer su deposudurlar. Madencilik faaliyetleriyle yer altından aşırı su çekimi olmaktadır. Özellikle orman/bitki örtüsü yok edilmekte ve ekolojik denge tamamen bozulmaktadır [8].
Dağlık ve tepelik arazideki ormanlar ve bitkiler su da üretirler. Yere düşen yağış, gözenekli orman toprağından sızarak ana kaya çatlak sistemine, oradan da kaynaklara, derelere ve yer altı suyuna ulaşır. Maden ocaklarıyla bu sistem zarar görür. Altın ocakları yarmaları kaya çatlak sistemlerini kestiklerinden, yer altı suyuna sızan suyun açığa çıkmasına, akış yönünün değişmesine, buharlaşmasına ve kaybına neden olmaktadır. Ayrıca su derine kaçtığından yer çökmelerine neden olabilmektedir. Patlatmalarla mevcut su kaynaklarının yolu değişmekte, su kaynakları azalmakta ya da kurumaktadır.
SANAL SU TÜKETİMİ-SU AYAK İZİ
Altın madenciliğinde kaya kütlelerinin yerlerinden sökülmesi ve taşınmasıyla yeşil su ayak izi diye nitelendirdiğimiz, yağmur sularının içlerine süzülmesini sağlayan ve yer altı suyu olarak mavi su ayak izini oluşturan sanal su kaybı olmaktadır. Bu kaybedilecek su insan ve bitkiler için gereklidir. İklim krizi yaşanıyorken su kaybına yol açabilecek böyle bir işletme kabul edilemez. Ayrıca ocaktaki faaliyetlerde, üretiminde doğrudan mavi su ayak izi yani yer altı tatlı suyu tüketilmektedir. Diğer aşamalarda kirliliği gidermede kullanılan gri su söz konusudur. Kayaçların gözenekleri ile kırık ve çatlakları içinde, yağmur sularının zemin içerisine süzülmesiyle oluşan ‘’meteorik sular’’, daha önceden hapsolmuş ‘’formasyon suları’’ vardır. Altın ocaklarıyla ortadan kaldırılan kayalar ile aslında yer altı su depoları yok edilmektedir [8].
TARIMA ETKİSİ
Altın madenciliği hidrolojik kuraklığa yol açar. Hidrolojik kuraklık sonucunda yer altı suyu kaynaklarında azalma olur. Yer üstü suyu kaynaklarından göl, gölet, baraj, nehir, çay, derelerde su azalır ya da tamamen kurur. Dolayısıyla tarım bundan olumsuz etkilenir. Toprağın ana maddesi kayaçlardır. Kayaçlar olmazsa toprak, bitkiler, su da olmaz. Yer altı suyu; içme suyu, kullanma suyu ve ovadaki tarım alanlarının sulanması, bitkisel üretimin arttırılması, halkın beslenmesi için kullanılmaktadır [8].
ALTIN MADENCİLİĞİ İLE NE OLUYOR?
Altın madenciliğinden kaynaklı asidik ve ağır metallerce zengin sular tarım topraklarını kirletiyor.
Maden ocaklarıyla, arazinin fiziksel yapısı bozuluyor; toprağın erozyonu hızlanıyor.
Yer altı ve üstü su dengesi bozuluyor.
Tarım, orman ve rekreasyon alanları zarar görüyor.
Patlatmalarla su kaynakları kayboluyor, gürültü kirliliği oluyor.
Patlatmalarla oluşan sarsıntıların tetiklediği heyelanlar oluyor.
Tozlar havayı, toprağı ve suyu kirletiyor.
Su kaynaklarının kuruması, bitkilere zararı, nakil yollarının açılması suretiyle trafik artışı ve yolların oluşturduğu parçalanma yaban hayata zararı oluyor.
Altın ocakları terk edildikten sonra geride devasa çukurlar bırakılıyor; çevresinde koruma önlemi alınmadığından, insanlar ve hayvanlar için tehlike oluşturuyor.
Terk edilen ocakların yerleşim yerlerine yakın olanları genellikle inşaat ve hafriyat atığı, katı çöp depolama alanı olarak kullanılıyor.
Kontrolsüz ve denetimsiz olduğu çevreye verdiği zararlarından açıkça görülen altın ocakları faaliyetleriyle parça parça tükettiğimiz şey aslında tüm canlılara hayat veren, canlıların yaşamı için gerekli olan, toprak, gıda ve sudur.
Madencilik ve ilgili endüstriler bir ülkenin sosyo-ekonomik kalkınması için gereklidir. Ancak altın madenlerine özel olarak baktığımızda, bunların oluşturulması ve işletilmesinden kaynaklanan çevre üzerinde önemli olumsuz etkilerin olduğunu görebiliyoruz.
Madenler milyonlarca yılda yerkabuğunda oluşmuş ve bir daha yerine konulamayan ulusal değerlerimizdir. Her madenin olduğu gibi altın cevherinin de ömrü kısadır. Kamu eliyle, gerektiği kadar, tüm çevresel önlemler alınmak suretiyle yurt içinde işlenmelidir.
Kaynaklar
[1] Mehmet Karadeniz. 2016. Altın. Bir Yılan Hikayesi. Cinius yayınları.643s.
[2] https://www.statista.com/statistics/…/gold-demand-by-industry-sector-share/ (erişim: 18.12.2023)
[3] Necati Yıldız. 2022. Altın madenciliğinde algı yönetimi: Çevre ve siyanür… Ya ekonomik boyutu?
[4] MTA. 2019. Madencilik sektörüne ait temel ekonomik göstergeler.
[5] MTA. 2020. Dünyada ve Türkiye’de Altın.
[6] www.mta.gov.tr
[7] USGS. 2020. Gold Statistics and Information. https://pubs.usgs.gov/periodicals/mcs2020/mcs2020-gold.pdf
[8] Eşref Atabey. 2023. Madencilik ve Çevre. 196s. Sarmal Kitabevi. İstanbul.
[9] Doğan Kantarcı.2015. Açık taş ocağı işletmesinin çevreye etkileri ve sürdürülebilirliği. 7. Ulusal Kırmataş Sempozyumu bildiriler kitabı.
[10] Eşref Atabey. 2010. Türkiye’de İnsan Kaynaklı Unsurlar ve Çevresel Etkileri. MTA Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 7, 286s.
[11] Mehmet Karadeniz. 2008. Sülfürlü madenlerin sorunu asit maden drenajı ve çözümü. TMMOB Maden Mühendisleri Odası yayını.231s.
