KİSSEBÜKÜ ve ADALIYALI üzerinde oynana oyunları daha doğrusu KİSSEBÜKÜ üzerinden rant elde etmek isteyenlerin yaptığı akıl almaz işlere girmeden önce Kissebükü’nü biraz daha tanıyalım. Bu arada Kissebükü’nün “ALAKIŞLA Limanı” olduğunu unutmayalım.
KİSSEBÜKÜ : Ülkemizin taraf olduğu 14.02.1983 gün ve 17959 sayılı resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konan “Dünya Kültür ve Tabiat Mirasının Korunmasına ilişkin sözleşmenin 1.maddesinde tanımlanan “Korunması Gerekli Kültür Mirası” statüsündedir.
İmzaladığımız Uluslararası sözleşmelerle Dünya “Arkeolojik Miras” ve “Arkeolojik Rezerv alanı” kapsamına alınmış önemli bir bölümü 1.Derece Arkeolojik SİT olarak tescillenmiş alana sahip bir koydur.
KİSSEBÜKÜ 1.Derece Doğal SİT ve orman alanları ile tescillenmiş olanlarının yanı sıra 2.Derece doğal sit alanları olarak tescillenmiş orman alanları günümüze gelene kadar 1.Derece doğal SİT konumuna evirilmişlerdir. Koydaki ağaçların tarihsel konumu ve çeşit zenginliği bölgeye Doğal SİT özelliği kazandırmakta olup koyun tamamı önemli orman dokusuyla kaplanmıştır.
FOTO…..KNÖ…001
Bölgenin her yerine dağılmış, müdahale edilmediği için gelişip büyüyen koruma altına alınmış endemik sayılan ARDIÇ popülasyonu önemli dokusundan birisidir.
Orman Genel Müdürlüğü’nce 13.06.1996 tarihinde yayınlanan 5010 sayılı tamim ile ardıcın gerek biyolojisi, gerek ekolojisi ve gerekse silvikültürü hakkında yeterli bilginin olmaması ve herhangi bir uygulamanın yapılmaması nedeni ile ardıç ormanlarımızın geliştirilmesi, iyileştirilmesi ve verimli ormanlar haline dönüştürülmesine yönelik her türlü kesim, teknik ve sosyal sorunlar çözülünceye kadar yasaklanmıştır.
ALAKIŞLA LİMANI / KİSSEBÜKÜ KOYU içerisindeki deniz alanının önemli bir bölümü tarihsel kalıntılar içerdiği tespiti ve araştırılması gerekli alan olarak nitelendirildiği için he türlü sualtı dalışlarına yasak saha ilan edilmiştir.
FOTO…..KNÖ…002
Bu kadar güzel bir alanın erken tarihlerde kullanılmamış olması mümkün olmadığından yapılan araştırmalar sonrası KİSSEBÜKÜ Leleg Çağından başlayan M.Ö. 2. Yüzyıldan – M.S. 6. Yüzyıla, yani Erken ve Orta Bizans Dönemine uzayan kesintisiz bir yerleşime sahip olduğu saptanmıştır.
Koy’un arkasında yükselen ve tüm Koy’u kuşbakışı gören tepe üzerinde benzerlerini Bodrum Yarımadası’nda özellikle yüksek tepeler üzerine gördüğümüz türden erken dönem duvar ve yapı kalıntıları vardır. Bunlar HEKATOMNİDLER zamanından önce yöreyi yurt edinmiş olan LELEG’LERLE ilişkindir. Bu tepelerden başlayarak denize ulaşan alanda yerleşimin yoğunluğunu gösteren yüzey toprağı üzerinde HELLENİSTİK, ROMA ve Geç ROMA dönemlerine ait çanak çömlek ve amphora parçaları bulunmuştur.
Akropol yamacından kıyının doğu ve batı sınırı arasındaki alana yayılmış Bazilikal planlı 2 büyük kilise, Erken Bizans dönemine ait 2 hamam, doğuda ticaret ve savaş gemilerinin sığındığı mendirek oldukça iyi korunmuş ve Erken Bizans Dönemi yapı kalıntısını içeren su deposuna sahip konutlar koyun batı tarafında biri büyük 2 hamam alanın arkeolojik potansiyelini belgelemektedir.
Koy’u batıdan sınırlayan tepenin alt ve üst yamaçlarında zengin bir Geç Roma – Bizans dönemi yerleşimi gösterse de yapı kalıntıları içinde görünen ve geç yapılarda devşirme malzeme olarak kullanılan mimari parçalar Roma çağı yapılarına ilişkindir.
FOTO…..KNÖ…003
Koyun batı ucunda bulunan deniz kıyısındaki kalıntılar ve çevresi bu zengin yerleşimin Ege Denizine açılan antik Limanıdır.
KİSSEBÜKÜ’nde bu günlerde tanıtımı yapılan kazılarda görünen buluntular, buz dağının su üstündeki görünen kısmıdır.
FOTO…..KNÖ…004
FOTO…..KNÖ…005
Bodrum Yarımadasını bir uçtan bir uca tarayarak tüm buluntuları saptayıp kayda aldırtan Rahmetli Arkeolog Doç.Dr Adnan DİLER’in kapsamlı olmasa da KİSSEBÜKÜ’nde zaman zaman yaptığı araştırmalarda saptadıklarını ve tescillendirdiği buluntuları göz önüne alarak koya bütüncül açıdan yaklaşıp koyun her köşesinde araştırmalar yapılmalıdır. Bu nedenle koyun tamamı 1. Derece arkeolojik sit kapsamında korunmalıdır.
FOTO…..KNÖ…006
Yapılaşarak turizm yapmaya kalkıştığımızdan beri Akdeniz’in en değerli kıyıları olan EGE kıyılarının Bozcaada’dan Gökova Körfezine kadar olan kısmının neredeyse tamamına yakınını kirlettik ya da doğallığını yok ettik ve cazibesini kaybettirdik.
Elimizde kalan sınırlı sayıda doğal ve bakir kalan koylardan biri olan KİSSEBÜKÜ 70 yıla yakın bir süredir yoğun olarak turizmin hizmetinde, kamunun kullanmakta olduğu ve asıl önemlisi hiç bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Geleceğe de böylece aktarılması şart olan bir Dünya mirasıdır.
FOTO…..KNÖ…007
Buraya otel ya da oteller yapıp doğallığını bozarak bir kısım insanlara sunmak mı daha verimli? Yoksa böyle daha nice yüz yıllar kullanabilmek mi daha verimli ve ekonomik olacaktır.
Mavi Yolculuk neredeyse bu şekliyle yapılan Dünyada tek konsepttir ve devasa bir sektör haline gelmiştir. Turizmde bize rakip ülkeler bu tür bir destinasyonu kuramamış iken ve yöresel istihdamların büyük çoğunluğunu oluşturan ve destekleyen dev bir sektör olmuşken ve de doğasını daha temiz kullanmayı seçmişken baltalamak. Akıllı işi midir?
Şunu da unutmayalım DOĞA günümüzde yaşayan insanların bozup bozup kullanacağı bir alan değildir. O doğa ortamında yaşayan tüm canlıların ortak kullanım alanı olduğu gibi daha doğmamış çocuklarımızın da görüp kullanma hakkı olan alandır.
Devam edeceğiz. Saygılarımla Ali Dizdar
ARKEOLOJİK KAYNAK :
21.08.2002 Tarihinde Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Başkan Prof.Dr. Adnan DİLER başkanlığında
Yrd.Doç.Dr. Şakir ÇAKMAK ve Yrd.Doç.Dr. Serap YAYLALI
Tarafından inceleme sonucu kaleme alınan ve Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü’ne göndermiş olduğu RAPOR.
